Eleştirilerin Hedefi Olan Göğüs Yastığı İcat Edildi!

Geçtiğimiz günlerde bir yastık firması kadınlar için özel olarak bir ürün tasarladı.  Göğüs terlemesine ve göğüs kırışıklarını önleyeceğini belirttikleri Göğüs yastıkları satışa sunuldu.  Sosyal medyanın diline düşen Göğüs yastıkları acımasızca eleştirilirken, çözümden çok hedefe dönüştü.

İspanya menşeili Sleep & Glow isimli yastık firması kadınlar için tasarladıkları göğüs yastıklarıyla, uyurken göğüslerin kırışmasını engellemek için bir çözüm üretti.  Kırışık oluşumunu önlediği ileri sürülen ürün yüzde yüz ipekten imal edilmiş.

Türk lirasıyla 346 TL’ye satışa sunulan ürün sosyal medya da eleştiri yağmuruna tutulurken, nadir iyi yorumlar yapıldı.  Firma resmi intagram hesabından sadece olumlu yorumları paylaşıyor.  Yapılan olumsuz yorumlar ise şöyle;

Hayatımda bu kadar gereksiz bir ürün daha görmedim. Kadınların vücutlarından elinizi çekin.’
‘Yaşlandıkça kırışıklardan kaçamayacağız. Bu aptalca.

Göğüslerimizin arasına tanga koymamızı mı söylüyorsunuz?

 

Kadınlar lütfen olduğunuz gibi mutlu olun, insanların size nasıl görünmenizi istediklerine karar vermelerini sağlamayın.’

Yastık firması gelen eleştiler karşısında bir açıklama da bulunarak kadınların göğüs terlemesine karşın göğüslerinin arasında havlu koyduğunu öne sürerek, daha kullanışlı ve pratik bir ürün tasarladıklarını belirtti…

Sosyal Medya Cellatları

Sosyal Medya Cellatları

Farklı düşüncelerin insanlarıyız, bu hem kabulümüzde hem de zihnimizde ilerleyen bir dürtü halinde.  Hasım ve hısımlarımızla insanoğlu arasındaki yerimizi aldık, saflarımızı sıkı tutuyoruz.  İdeolojilerimizi önemserken, kültürel farklarımızı birbirimizin gözüne sokmadan yaşayıp gidiyoruz.

En azından bir kısmımız bu şekilde yaşamayı sürdürebiliyor, ancak aramızdaki bu yazısız anlaşmayı görmezden gelerek saldıranlar da var.  Bu saldırganlar sözlerini bıçak niyetine kullanarak omurgamıza vurmaya çalışıyor.  Can havliyle omzumuzdan geriye baktığımızda bu kişiyi ömrümüzde ilk defa görerek büyük bir şaşkınlık yaşıyoruz.  Belki de aynı şehirde, aynı iklime bile doğmuş değiliz, ayaklarımız aynı sokakları hiç arşınlamamış.

Gözleri yabancıl, sözleri yabancı bu kişiler hiç durmaksızın hayatta tutturduğumuz zemini sallayıp çekiştiriyor.  Katlandığımız zorlukları eleştiriyor, kabullenerek iyileştirmeye çalıştığımız yaşamı ve sıkıntıları başımıza kakıyor.  Yanlışın içinde olduğumuzu yinelerken, kötücül ve meşum oklarıyla bizi tam da on ikiden vurmaya çalışıyor.

Sosyal medya denen illette tanımadığımız, duygularını az çok kavrayamadığımız insanlara ve içinde bulundukları eylemleri protesto edebileceğimizi zannediyoruz.  Ne hastalık, ne ölüm, ne de akıtılan terler umurlarında.  Giyim kuşamlarını, saçlarına taktıkları bandanayı, boyunlarına geçirdikleri kolyeleri, okudukları kitapları yargısız infazla giyotine götürüyorlar.

Sanırsınız yasal mevzuatların kâşifi ve uygulayıcısı olan bu kişiler, içlerinde barındırdıkları salt ve yalın menfi fikirlerle ipinizi çekiyor.  Toplum hiyerarşisi karşısında cellat rolünü oynayan şahsiyetler, sosyal medyada atlarını istedikleri gibi koşturarak sadece bir andan ibaret olmayan denenmiş ve tecrübe edilmiş bütün yıllara sahip insanları vicdan mahkemelerine çıkarmadan, sallandırıyor.

Acılarda birleşmiyor, gönüldaş olmayı yürekten isteyerek dokunamıyorlar insan yüreğine.  Katı olmaları öğretilmiş, daima eleştirel yaklaşıp direkt hükme gitmeleri dikte edilmişçesine. Kısaca toparlamak gerekirse; tahammülsüzlük ve hoşnutsuzluk karıştıkça harca kültürel ve ideoloji farklılıklarıyla bir türlü homojen bir karışımı oluşturamıyor.  İnsanın yaradılış amacı olan sevme ve sevilme meziyeti unutuluyor, kanıksanmamış bir öğretiden ibaret kalıveriyor…

 

-Semra Şenol

 

Öğrencilerle Velilerin Öğlen Arası Eziyeti Devam Ediyor!

Yeni eğitim düzenlemesiyle birlikte ikili öğretim yerine tam güm eğitim sistemine geçildi.  OECD ülkeleri dahil tam gün eğitime geçen Türkiye, Milli Eğitim Bakanlığının da önderliğinde hazırlanan yürürlükle tüm ilkokul ve ortaokullar da uygulamaya geçildi.

Öğrenciler sabah 08:30 da derse başlayarak öğleden sonra 15:00’a kadar ders görüyor.  15 dakikalık teneffüslerin haricinde  70 dakikalık öğlen tatili veriliyor.  Uzun öğlen saatlerinde verilen bu süre içinde öğrenci öğle yemeğini okulda veya evine giderek yemesi bekleniyor.  Milli Eğitim Bakanlığın ideal eğitim olarak gördüğü tam gün eğitim uygulaması bazı okullarda istenilen etkiyi ne yazık ki yaratamadı.

Osmaniye’de eğitim veren  okullarda yemekhane bulunmayışı ve trafik unsuru göze alındığında hem öğrenci hem de veliler için tam gün eğitim uygulaması çileye dönüştü. Öğle yemeği getiren veliler çocuklarına caddelerde, okul bahçesinde ve parklarda çocuklarına yemek yedirmeye çalışıyor.

İmza toplayarak tam gün eğitimin kaldırılmasını isteyen veliler, ikili eğitimin tekrar yürürlüğe girmesini talep ediyor.  Okulların bahçesinde öğle saatlerinde akın eden velilerin görüntüleri sosyal medyaya dağıtılırken, yetkililerin sesini duymalarını bekliyorlar.

 

Mahmut Ali Kirmit İlkokulu öğrencilerinin velileri kameraya yansıyan görüntülerinde, aileler çocuklarını mahalle aralarında ya da banklarda yemek yediriyor.  Veliler ve öğrenciler için eziyete dönüşen tam gün eğitim uygulaması ayrıca çocuklar için zorlayıcı özelliklere sahip.  Kış aylarının soğuğunda çocuklarını beslemek için okul bahçesine koşacak olan veliler, Milli Eğitim Bakanlığının bu duruma el atması için şikayetlerini bildiriyorlar…

 

Kimsesizler Durağı

Kimsesizler Durağı

Önce yağmur yağdı, sonra gök kuşağı çıkageldi.

Kimsesizlerin durup dinlendiği durağı, düşünmeden geçip gitti.

Yüklüydü, omuzlarına asılan ıslaklığın kokusu rutubetli.

Ceketinin üsten ikinci düğmesi noksandı,

Suretini kaplayan kırışıklarda, geçmişin karabasanları raks ediyordu.

 

Kuru öksürükleri yılgındı, fazlasıyla üzgün bakardı bakışları.

Kalabalıklar arasında yaşayamazdı hâlbuki.

Rıhtımda demirleyen balıkçı teknelerine el sallardı,

Geceleyin yıldızları izlemek için duraksardı, çıplak gök yüzlü sokaklarda.

Üstünde daima ince, deliklerle dolu ceketi sarkardı.

 

Birkaç kadehle avunmasını bilirdi güya, şişenin dibini bulmadan hemen önce.

Uykusunda sayıkladığı ismi, ağzına almaktan kaçınırdı.

Utanırdı halinden, eğer bir gün bir sokak köşesinde rast gelseydiler.

Kirli ellerini arkasına saklayacağını, birbirine karışan saçı sakalına katiyen dokunmayacağını tahmin ederdi.

Hırpani giysilerinden, yaşlılığın bulaştığı bedeninden,

Ve dahası örümcek ağlarıyla kaplanan beyninden çekinirdi.

 

Ne eskiyi diriltebilirdi, ne de gençliğini geri kazanabilirdi.

Bir ölmek kalmıştı geriye, tıpkı bir sığıntı gibi köşeye sinerek,

Dünyayı kaybettiği delikte bırakacak mütevazı şekilde gidebilmek.

Cisme bürünen bedeninden başka koyup da arkada bırakacağı ne vardı ki;

Kimsesizler durağının tek sakiniydi, mecburi varlığını yüklemeden silinebilirdi…

 – Semra Şenol