En ucuz otel odasında kalmanın tek şartı; gecenizin Youtube’da canlı yayınlanması!

Japonya’da bir ilke imza atan otel işletmecisi, odalarından birini oldukça ucuz bir fiyata sunarak tek şart sundu.  Ortalama türk parasıyla 6 TL olan odada kalmanın tek şartı ise bütün gecenizin Youtube’da canlı olarak yayınlanması!

Tüm ülkelerden milyonlarca turist ağırlayan Japonya da bir girişimci tarihi bir reklama imza attı.  Otelin en ucuz odasını hizmete sokan girişimci, geceliğini 130 yen olarak duyurdu. Business Ryokan Asahi otelinin sahibi tüm dünya genelinde görülmemiş bir girişime imza attı.

Japonya da ki konaklama ücretleri pahalılığıyla bilinirken otelin sahibi 8 numaralı otel odasını oldukça ucuz bir fiyata hizmete sundu.  Ucuz otel odasında kalmanın tek şartı olarak da gece boyunca sürecek Youtube canlı yayına izin vermek.

Otel yönetiminin yaptığı açıklamaya göre canlı yayın sırasında ses kaydı yapılmayacak ve çıplak durmaya izin verilmeyecek. Müşterilerin kıyafetlerini değiştirmek için ortak bir alan oluşturacaklarını belirten otel yönetimi, gece boyunca canlı yayın yapılacağı için ışığı kapatmalarına da izin verilecek.  Odaya yerleştirilen kamera sadece görüntü alacak…

 

KFC restoranında yapılan evlenme teklifi bir çok hediyeye kapı açtı!

Geçtiğimiz günlerde birbirini çok seven bir çift fast food restoranı olan KFC’da yemek yemek için bir masaya oturmuştu.  Genç adam tam yemek yemek üzerelerken, sevgilisine evlenme teklif ederek onu mutluluk gözyaşlarına boğdu. Tesadüf eseri bu anlara denk gelen bir gazeteci evlilik teklifi sırasında çiftin videosunu çekerek sosyal medya da dalga geçti.

Video sosyal medya da viral olurken aşkın hiç bir engel tanımadığı, aşkın maddiyatla ilgili olmadığı bir kez daha kanıtlanmış oldu.  Video da sevgilisinin önünde diz çöken adam evlenme teklifi ederken, genç kadın ise mutluluktan ağlıyor ve evet diyor. Restorandaki diğer müşteriler bu anı alkışlayarak çiftin mutluluğuna katılıyor.

Videoyu çeken gazeteci Anele Twitter hesabından videoyu paylaşarak şöyle bir tweet attı.

SA (Güney Afrikalı) adam o kadar fakir ki KFC’de evlenme teklif ediyor. Kesinlikle klas bir hareket değil, yani kim KFC’de evlenme teklif eder ki?”

Tweet büyük bir tepki görünce silen Anele hesabını kilitleyerek, kullanıcılar tarafından kötü yorumlar aldı.  Aşkın ve evlenme teklifini aşağıladığı ve ayıp ettiğine dair bir çok tweet atıldı.  Daha sonrasında ise KFC restoranı videoyu çeken gazeteciden yardım talep ederek bu çift bulmak istediklerini belirtti.

“Lütfen bu güzel çifti bulmamıza yardım edin, onlara yardımımız dokunursa ne mutlu bize. Herhangi bir ipucunu özel mesajla bize iletirseniz sizin için de parmak ısırtan bir sürprizimiz olabilir. Lütfen bize yardım edin. Biz aşka aşığız”

Çift sosyal medya yardımıyla bulunurken uluslararası dünyaca ünlü firmalar çifte destek olmak için yarışa girdiler.  PUMA çifte 700 dolarlık bir hediye çeki verirken, Huawei iki adet en yeni model telefonlarından hediye etti.

McDonald’s ise bütün masraflarını kendilerinin karşılayacakları Cape Town seyahati teklif ederken, Uber evlilik sonrası balayı yolculuklarını karşılamak istediklerini açıkladı.

Çift için en büyük hediye ise Standard Bank vererek 20 bin dolar tutarındaki kredi borçlarını sildi.  Daha bir çok marka farklı hediyelerde bulunurken KFC, bu kampanyaya katılarak aşkın gücünü destekleyen tüm firmaları tebrik etti.

“Sen, diğer insanların hayatına dokunabildiğin ölçüde sensin.”

 

Lonca Teşkilatı Kısaca Nedir?

Osmanlı idari sisteminde günümüzdeki esnaf kooperatifleri ve sivil toplum kuruluşları niteliği taşıyan Lonca teşkilatı bir çok esnaf ve zanaatkarın bir araya gelerek mesleki gruplaşmadan oluşurdu. Farklı meslek grubundaki esnaflar ürettikleri malların kalitesini standart hale getirmek, haksız rekabetin önüne geçmek, sabit fiyat ve esnaflar arasındaki anlaşmazlıkları çözmek amacıyla kurulmuştur.

Esnaf gruplarının bir araya gelerek oluşturduğu bu topluluk kendi aralarında seçtikleri Esnaf Kethüdası (Esnaf Şeyhi) daha sonrasında kadı tarafından sicile kaydedilirdi. Lonca teşkilatı sayesinde esnaflar idarede belli bir söz sahibi olmuştur.

Esnaf şeyhleri esnaflar arasındaki anlaşmazlıkları ve sorunları çözer, esnafları denetleme görevinde yer alırdı. Lonca teşkilatı esnaflar kadar halkında iyiliğini gözetmekteydi.  Kusurlu ve ayıplı mal satılması halinde, müşteriye kötü davranılması ve haksız rekabete yol açanlar üstünde yaptırım uygulama hakkına sahipti.

Esnaf şeyhi bu durumlarda öğüt verme cezası, Cerime (iade) cezası, dükkan kapatma ve Lonca teşkilatında çıkarılma cezalarını uygulayabiliyordu.

Lonca teşkilatı özellikle orta çağda üretim ve iş gücünün düzenlenmesinde önemli bir yer tutmuştur.  Ürün kalitesinin standartlaşmayla birlikte usta-çırak ilişki de dahil olmak üzere ticaretin kayıt altına alınmasını sağlamıştır.  Lonca teşkilatı Avrupa mallarının 1838 ticaret sözleşmesiyle Osmanlı pazarına girmesiyle sistemi çökmeye başlamıştır.

Masallarımdaki  Dünya

 

Alışırım sanma, ne yapıp ettiysem içimdeki bu biteviye hüznü çıkarıp atamadım.  Masallara inandığım günden bu yana şehrin karanlık ışıklarına kendimi veremiyorum.  Düşlerimde seven ve sevilen biriyim.  Yüzümdeki kırışıklar henüz görünmüyor, gözlerimdeki ışıltı yıldızlarla yarışıyor.  Nefti yeşili çimenlerde sere serpe uzanıyorum, tamah etmiyorum ne saraya nede hanlara.  Bir garip dervişim, yüreğimin bilgeliği bedensel arzularımın ötesine geçiyor.

Dumanı tüten bir bardak çaya, iki çift tatlı söze bulut olup uçuveriyorum. Dünya üzerindeki zalimliklerden, yıkanmamış günahlardan, tüm o zulümlerden uzağım.  Köşe bucak saklıyorum tertemiz masallarımı.  Kirli eller uzanamaz, kıymet bilmeyen dokunamaz.

Kışlar yaz, kuraklar vahaya dönüşür düşlerimde.  Kimsenin başı eğik değildir, insanlar gerçek gülümsemelerini saklamazlar.  Çiçekler renk cümbüşüyle balkonlarımızda açar, dağlar bir nefes yakınlığında pencereme konar.

Bu bir rüyaysa farz edin ki uyanmıyorum. Gönül indirdiğim dertlerimi bir çuvala tıkıp nehrin soğuk sularına bırakıyorum.  Görmüyorum kirli düşünceleri, duymuyorum yürek yakan yalanları.  Bir başı mağrur masallarıma dönüyorum.

Barış adına yapılan savaşları gökyüzünden izliyorum.  Kan ve gözyaşıyla yıkanmış toprak parçalarına empati duymuyorum.  Nasılsa benim el değmemiş düşlerim bâki, inancım henüz yitip gitmedi…

-Semra Şenol

Milyonda bir görülen 3 boynuzlu Geyik Fotoğraflandı!

ABD’nin Michigan eyaletinin Yukarı Yarımada bölgesindeki ormanda milyonda  bir denk gelen bir doğa harikasının fotoğrafı çekildi.  Karla kaplı ormanda vahşi hayvanların fotoğrafını çeken amatör fotoğrafçı Steve Lindberg, muhteşem bir kareyi ölümsüzleştirdi.

Doğrudan kameraya bakarak poz veren erkek geyiğin sıra dışı bir özelliği var.  Kafatasının sağ tarafından 5 dallı bir boynuzu varken, sol tarafında ise yan yana iki adet boynuzu var.  Toplamda üç boynuza sahip olan erkek geyik nadir görülen bir canlı.  Gelişim sürecinde yaşadığı anomali nedeniyle üç boynuza sahip olan geyiğin oldukça sağlıklı olduğu belirtiliyor.

75 yaşındaki Steve Lindberg uzun yıllar avcılık yapmış ve son 6 yıldır hayvanlara silah yerine kamera doğrultmaya başlamış. Bunun da tıpkı avcılığa benzediğini ifade eden Lindberg, 3 boynuzlu geyiğin oldukça sağlıklı olduğunu ve dişisiyle gezdiğini söyledi.

Lakeview kasabasının veterineri olan Steve Edwards geyiğin muhtemelen embriyo oluşumunda bir şeylerin ters gittiği bu sebeple üç boynuza sahip olduğu dile getirirken, geyiğin son derece sağlıklı ve milyonda bir durum olduğunu açıkladı.

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Nedir, Maslow Piramiti Teorisi Kısaca

Kişilerin gereksinimleri üzerine bir kuram ortaya atan Abraham Maslow, insanların temel ihtiyaçlarından başlayarak karmaşık psikolojik ihtiyaçlarına kadar sıralamıştır. Kişilerin gereksinimleri kuramına göre insanın ihtiyaçları ve motivasyonu dış faktörlerden daha çok ruhundaki ihtiyaçlara dayanmaktadır.

Abraham Maslow insanın ihtiyaçlarını temel ihtiyaçlardan başlatarak karmaşık ve kişisel ihtiyaçlara yükselterek bir piramit oluşturmuştur. Bunlar;

  • Fizyolojik ihtiyaçlar
  • Güvenlik ihtiyacı
  • Sosyal ihtiyaçlar, sevgi/ait olma
  • Saygınlık ihtiyacı, öz güven/başarı
  • Kendini gerçekleştirme ihtiyacı olarak sınıflandırmıştır.

Kuramın sahibi Maslow’a göre insanların ihtiyaçları sınırsızdır ve ihtiyaçlarını giderdikçe başka bir ihtiyaç doğmaktadır.  Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisine göre kişi ihtiyacını giderene kadar belli bir motivasyona sahiptir. İnsani güdüleriyle amacına sahip olana kadar ihtiyacına dayalı büyük bir ilgi besler ve onu elde ettiğinde memnun olma/hoşnut olma durumu olası değildir.

Kişi duyduğu motivasyonla birlikte ihtiyacını giderdikten sonra belirleyici etkisini kaybeder.  Maslow ihtiyaç hiyerarşisine göre piramidin alt düzeyindeki ihtiyaç karşılanmadan bir üst düzey ihtiyacın karşılanması mümkün değildir.

Maslow’a ait ihtiyaçlar hiyerarşisi 5 ana gruba ayrılmaktadır.

1- Fizyolojik ihtiyaçlar

Açlık, susuzluk, nefes alma gibi yaşamsal ihtiyaçlar insanın en temel ihtiyacıdır. Kişi en temel ihtiyacını gerçekleştiremediğinde diğer ihtiyaçların bir önemi yoktur.

2- Güvenlik ihtiyacı

Korunma, barınma ve yasalar uyma ihtiyaçları kişinin güvenliğe gereksinim duyduğunu göstermektedir. Kişi ilkel çağlardan bu yana fizyolojik ihtiyacını giderdikten sonra barınacağı, güven içinde yaşayabileceği bir yer arayışına girmektedir.

3- Sosyal ihtiyaçlar

İnsan tek başına yaşayamayan sosyal bir çevre gereksinimi duyan bir canlıdır.  Aile, eş, akraba ve arkadaşlardan oluşan bir sosyal çevre onun yaşamını kolaylaştıracaktır. Kişinin aidiyetlik duygusu ve terk edilmekten korkması sosyal ihtiyaçlarını doğurmuştur.

4- Saygınlık ihtiyacı

İnsanlar yapısı gereği takdir edilmek, değer görmek ister. Çift yönlü bir ihtiyaç olan saygınlık, kişinin önce kendisine değer vermesi karşısındakinden de bunu beklemesi üstüne kuruludur.  Bir nevi değerlere bağlı olan bu ihtiyaçlar kişinin yaşadığı toplumda değerli bir statüye yerleşme gereksiniminden gelmektedir.

5- Kendini gerçekleştirme ihtiyacı

Bu gereksinimler kişiye göre farklılık gösterir.  Kişinin kendine has olan yetenekleri, yaratıcılığı onu hayvanlardan ayıran en büyük özelliktir.  Kendini gerçekleştiren kişi empati duygusu gelişmiş, kültürel anlamda kendisine yeten, demokratik bir kişiliğe sahip insandır.

Çok Fazla Telefon Kullanmaktan Kör Oldu!

Çin’in güneyinde yer alan Guangdong eyaletindeki Shenzhen kentinde yaşayan bir kadın, aşırı telefon kullanmak yüzünden kör oldu.  İsmi açıklanmayan kadın cep telefonunu çok fazla kullanması yüzünden gözleri hasar gördü.

Görme yetisini kaybeden kadının bir telefon bağımlısı olduğu açıklanırken, günümüzde teknoloji ve sosyal medya bağımlılığının hangi boyutlara ulaştığı bir kez daha şaşırttı.Telefon bağımlısı kadının telefona aşırı bakmasından dolayı sol gözünde hasar oluştu.  Doktorların açıklamasına göre sol gözündeki damarlardan birisi aşırı gerginlikten dolayı patladığı ve geçici körlük yaşamasına neden olduğu belirtildi.

Songgang hastanesinde tedavi görmeye devam eden kadınla ilgilenen doktoru Qui Wangjian, hastasının durumunu şu sözlerle anlattı.

 “Hasta bütün gece cep telefonuyla oynamış. Ertesi sabah, uyanır uyanmaz telefonunu almış ve tekrar kullanmaya başlamış. Yaklaşık beş dakika sonra, hasta sol gözünün görmediğini keşfetmiş. Çekilen röntgende ise retinanın üzerinde kan lekelerini fark ettik, damar patladığı için görüşünü engeliyordu. Ona valsalva retinopatisi tanısı koyduk.”

Görme yetisini kaybederek geçici körlük yaşayan Çinli kadın operasyon geçirerek tedavi altına alındığı ve görme yetini yavaş yavaş geri kazanmaya başladığı gelen bilgiler arasında…

Şeker Portakalı – Jose Mauro de Vasconcelos

Portekizli bir baba ve Kızılderili bir annenin çoğu olarak 1920’de dünyaya gelen Jose Mauro de Vasconcelos, Brezilyalı bir yazardır.  Hayatını idame ettirirken bir çok işle uğraşan yazar, eserlerinde bunun faydasını görmüştür. Roman ve hikayelerinde yoksulluğu, yaşam zorluklarını gerçek bir dille işleyen yazarın en çok popüler olan romanı Şeker Portakalı’dır.

Şeker Portakalı’nı 12 günde yazan Jose Mauro de Vasconcelos, roman hakkında “Ama onu 20 yıldan fazla taşıdım yüreğimde” demiştir.  1968 yılında yayınlanan kitabın gerçek adı O Meu Pé de Laranja Lima’dır.  Romanın baş karakteri Zeze’nin hayatını konu alan devam kitapları Güneşi Uyandıralım ve Delifişek’tir.

Şeker Portakalı kitabından en güzel alıntılar

“Daha çok anlat” dedim.
“Hoşuna gidiyor mu?”
“Çok. Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.”
“Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?”
“Gider gibi yaparız.”

*

“Uyuyalım. İnsan uyudu mu her şeyi unutur.”

*

“Çocuk yüreği unutur ama affetmez.”

”Nen var Zeze?”
”Hiç. Şarkı söylüyordum.”
”Şarkı mı söylüyordun?”
”Evet.”
”Öyleyse ben sağır olmalıyım.”

İnsanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? Bir şey demedim. Bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim.

Uzun uzun burnumu çektim.
“Önemi yok, onu öldüreceğim!”
“Ne diyorsun sen küçük; babanı mı öldüreceksin?”
“Evet yapacağım bunu. Başladım bile. Öldürmek, Buck Jones’un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek… Ve bi gün büsbütün ölecek.”
“Bu küçücük kafada ne büyük bir hayal gücü!”

“Neden benim gibi yapmayı ögrenmiyorsun?”
“Sen ne yapıyorsun ki?”
“Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum…”

” – Biliyor musun, insanları öldürüyorum Portuga.

– Bunu nasıl yapıyorsun Zeze?

– Onları unutarak… ”

“Hepimiz büyüktük. Küçük küçük parçalarla, aynı hüzüntüden payını alan büyük ve hüzünlü kişiler.”

Hospitalier Şövalyeleri (St. Jean Şövalyeleri) Nedir, Kısaca

11. yüzyılda kurulan Hospitalier (Hastane) Şövalyeleri aynı zamanda St. Jean Şövalyeleri olarak da bilinir. Rodos adasını merkez olarak belirledikleri için Rodos Şövalyeleri olarak da anılmaktadır.  Katolik kilisesine bağlı olan bu oluşumun ilk kuruluş amacı hayır işlemektir. İtalyan tacirle tarafından Müslümanlardan izinle Kudüs’e gelen hasta, yoksul hacı adaylarına yardım ederlerdi. Dönemin şartlarına kıyasla bağımsız bir devlet kadar güçlü bir tarikat olan Hospitalier Şövalyeleri, güçlü ve bağımsız bir orduya bile sahipti.

Avrupa ve Osmanlı Devleti üzerinde büyük etkiler bırakan Hospitalier Şövalyeleri, 1309 yılında Rodos adasını istila ederek burayı bir merkez haline getirmiş, donanmasını güçlendirmiştir.  Yerel ve merkezi yönetimden ayrılarak bağımsız hareket eden bu tarikatın bilindiği üzere 2000’den fazla şövalyesi bulunuyordu.

Papa’ya karşı sorumlu olduklarına inanan şövalyeler savaş dönemlerinde Haçlı Ordusunun süvari birliği olarak kanlı çatışmalara da katılmışlardır.  Hacıyolu olarak bilinen Kudüs yolunu korumakla başlayan görevleri daha sonra Haçlı Ordusu ruhuna bürünmüş, sonrasında Müslümanların Endülüs’ten çıkarılmalarına kadar farklı harekatlarda görev almışlardır.

Hospitalier Şövalyeleri Haçlı ordusundan ayıran kıyafetleri uzun mantoları üzerinde yer alan beyaz haç işaretiydi.  Bu şövalyeler genellikle atlı birliklerden oluşuyordu. Günümüzde hala yardım tarikati olarak faaliyetini sürdüren Hospitalier Şövalyeleri, Birleşik Milletlere gözlemci olarak katılma ayrıcalığına sahiptir.

Çapraz Bağlarımdan Sev

Çapraz Bağlarımdan Sev

Dur, bu kadar acele etme.  Seni seveceğime söz veremem, ancak kalbini kırmayacağımı söyleyebilirim.  Bana gücenmeden önce söyleyeceklerimi bir dinlemelisin. Aşikâr olanı kimseden saklayacak halim yok, ben hayalindeki kusursuz sevgili değilim.

Nazik sözlerimin etkisinde kaldığını görebiliyorum, fakat bundan daha fazlasıyım.  Gelgitlerimi fark edemiyorsan iyice yanıma sokul, bir yanımın ne kadar asi ve bıçkın, diğer yanımınsa karamsar bir duygusallıkta olduğunu görebilirsin.

Bu bile seni ikna etmiyorsa düşüncelerime sız.  Evet, benim dünyam hissettiklerimden öte realist düşüncelerimin doğduğu zihnimde canlanıyor.  Ben sadece dış görüntüsü cafcaflı bir hediye paketi değilim.  Kötü sürprizler barındıran, yeri geldiğinde hıçkıra hıçkıra ağlayan, yolunda gitmeyen durumlarda karalar bağlayıp oturacak kadar gerçekçiyim.

Toz pembe hayallerinde formunu verdiğin o gösterişli kişi asla vazgeçmeyen, tuttuğunu koparan birisi.  Kokusunun mükemmel, sözlerinin hep büyüleyici olduğundan eminim.  Ama o kişi ben değilim! Her şeyi bir kenara bırak ellerimin ne kadar sert ve pürüzlü olduğunu gör, dilim bile ortamını bulduğunda jargonunu değiştiriyor.

Bana kalıbını bulduğunda şeklini alan bir su gibi bak, ruh halime göre bazen çağlıyor kükrüyor, bazen de ölü bir deniz gibi sakin ve sıkıcı oluyorum.  Beni seveceksen gözlüklerini çıkarıp bak yüzüme, olmadığım birinin kıyafetini giymemi bekleme.

Karmaşık iç içe geçmiş çapraz bağlarımdan tutup çözmeye kalkışma, bir bütün olduğumu kabullen.  Söz vermiyorum, içimdeki günü birlik yalnızlığa dokunduğunda seveceğim seni…

 

-Semra Şenol