Bedava Benzin İçin Bikini Giydiler!

Rusya’da hizmet veren bir benzin istasyonu bikini giyen müşterilerince ücretsiz gaz vereceklerini açıkladı. İlk başta kulağa absürd bir fikir olarak gelen reklam kampanyasına katılan bir çok müşteri oldu.  Erkek müşteriler bikini giyerek ücretsiz gaz almaya çalışında ortaya ilginç görüntüler çıktı.

Yeni açılacak olan benzin istasyonu rakiplerinin aksine farklı bir tanıtım kampanyası yürütmeye karar verdi. Rusya Samara şehrinde yeni açılan Olvi yakıt istasyonu bikini giyen müşterilerine ücret yakıt vererek yeni bir kampanyaya imza attı.

Reklam kampanyasında cinsiyet belirtmeyen benzin istasyonuna kadınlardan çok erkekler rağbet gösterdi.  Erkek müşteriler küçük bikiniler giyerek benzin istasyonunu ilginç görüntülerle doldurdu. Hatta bazı cüretkar erkek müşteriler bikinin yanı sıra topuklu ayakkabı giyerek daha fazla yakıt almaya çalıştı…

Devşirme Sistemi Nedir, Osmanlı Devletinde Kısaca Devşirme Sistemi

Devşirme; devşirme filinden gelen manası toplamak olan bir kelimedir.  Bürokratif bir sınıfın oluşmasını amaçlayan devşirme sisteminde savaş esirleri içerisindeki yetenekli küçük çocukların ailelerinden alınarak özel okullarda eğitime tabi tutulmasıyla oluşmuştur. Genç ve yetenekli çocukları küçük yaşlardan itibaren sıkı bir eğitim altında eğitilerek devlete sadık üstün asker ve yönetici yetiştirme sistemine Devşirme denmektedir.

Osmanlı devletinde devşirme sistemi kendi tebaasından gençlerin yetiştirilmesi üzerine kurulmuştur.  Savaş esirlerinden asker yetiştirme- ordu kurma geleneğine dayanan Devşirme sisteminin, Osmanlı devletindeki ilk adı ‘Pençik Sistemi’dir.  Yeniçeri Ocağına devlete bağlı ve sadık asker kazandırılmak için gayri-müslim savaş esirlerinin çocukları yetiştirilmiştir.

Devşirme sistemi Pençik sisteminden daha teşkilatlı ve köklü bir sistemdir, Yeniçeri Ocağını kuran 1. Murad devşirme sistemini uygulamaya koymuştur.  Devşirme sisteminin kurumsallaştırılması ve kanunlaştırılması II. Murat’a dayanmaktadır.

I. Murad daimi ordunun olması ve asker ihtiyacının artmasıyla askerlik yapmaya elverişli gayri-müslim Hristiyan çocuklarının 5 de 1’nin alınarak Türk-İslam terbiyesi ve eğitilmesini sağlamıştır.  Yeteneğine ve kabiliyetine göre ayrılan çocukların gücü kuvveti ve dövüşmeye yeteneği olanlar askere, zeki ve herhangi bir konuda yeteneği olanlar ise saray için ayrı olarak yetiştirilirdi.

Devşirme çocuklar Enderun mektebinde örf ve geleneğe göre eğitim alarak Osmanlı devletinin bürokrasisine katkı sağlayacak şekilde eğitildi. Vezirlerden, büyük komutan ve devlet adamları devşirme sistemiyle sarayda bir yüksek bir mertebede görev alabiliyorlardı.

Devşirme sistemine alınacak çocukların yaşları 8-18 arasında değişirdi.  Ailenin tek çocuğu, doğuştan sünnetli olanlar, keller, fodullar, sarışınlar, kahya çocukları, aşırı uzun boylu olanlar alınmazdı. Ayrıca Türk, Kürt, Gürcü, Acem, Rus,Yahudi çocukları asla devşirilmezdi.  Boşnak, Arnavut, Sırp, Hırvat, Bulgar, Rum çocukları devşirilirdi.

Osmanlı devletinde devşirme sistemindeki yetiştirilen kişiler asla köle olarak görülmez, köle muamelesi yapılmazdı.  Osmanlı devletinde Kayseri taraflarında devşirilen ve büyük bir makama gelen Mimar Sinan, Pargalı İbrahim Paşa, Köprülü Mehmed Paşa, Sokullu Mehmed Paşa, Kuyucu Murad Paşa devşirme sistemiyle devlete büyük katkılar sağlayan kişilerdir…

İnstagram fenomeni ünlü playboy Dan Bilzerian Başkanlığa adaylığını koyacak!

Yaşadığı lüks hayatı, silahlara ve kadınlara olan düşkünlüğüyle tanınan Dan Bilzerian, 2024’de yapılacak olan ABD Başkanlık seçimine aday olacağını açıkladı. Güzel kadınların çevresini sardığı Dan Bilzerian, instagram da yaptığı paylaşımlarla bir çok kez tartışma konusu olmuştu.

Servetini poker oynayarak katlayan ünlü fenomen, kendisine İnstagram’ın Kralı lakabını takıyor. Sosyal medyadaki bu ünün Beyaz Saray’a girmesine yardımcı olacağını düşünüyor.

Geçtiğimiz haftalarda ABD Başkanlık seçimine adaylığını açıklayan Kanye West’in, ‘Hillary’den daha iyi olacağı yorumunda bulunan ünlü fenomen kendisininde aday olacağını açıkladı.

Seçimlere hazırlanmak için yeterli vakti olduğunu düşünen Dan Bilzerian, Kanye West ile seçim sürecinde yarışacakları iddiasında bulundu.

Dan Bilzerian’ın instagram hesabında 29 milyon takipçisi var ve her paylaşımı milyonların üstünde beğeni alıyor…

Wilson İlkeleri Nedir, Wilson İlkelerinin Maddeleri

14 ilkeden oluşan Wilson ilkeleri Birinci Dünya savasında kazanan ve kaybeden tarafların kesinleşmeye başladığı bir dönemde ortaya çıkmıştır.  Beklenenden uzun süren 1. Dünya savaşı iki tarafı da olumsuz etkilemiş, savaşın etkileri ağırlaşmıştı.

8 Ocak 1918 günü ABD Başkanı Woodrow Wilson tarafından hazırlanan ilkeler, her iki tarafında savaştan en az zararla çıkmasını ve dünya üzerinde bir daha böyle bir savaşın yaşanmamasını hedeflemiştir.

Taraflar arasında antlaşma koşullarını sınırlayan Wilson İlkeleri 14 maddeden oluşmaktaydı.  Daha sonrasında eklenen maddelerle bu sayı 27 prensiplere ulaşırken tüm dünya kamuoyunda yayınlanmıştır.

Wilson İlkelerinin Amacı

Wilson ilkelerinin ilk amacı taraflar arasındaki savaşı barış içinde bitirmektir. Savaş sonrasında uluslar arası sınırların belirlenmesi ve ilişkilerin güçlendirilmesidir.  Tüm dünyayı etkisi altına alan 1. Dünya savaşı çoğu ülkeye açlık, yoksulluk ve ölüm getirmiş, çok ağır sonuçlar doğurmuştur.  Wilson İlkeleri yenilen devletlerinde toprak bütünlüğünü korumak gayesinde olsa da, kazanan tarafın devlet çıkarlarını gözetmesiyle ancak kağıt üstünde kalmıştır.

14 madde Wilson İlkeleri

1. Tam bir açıklık içinde varılmış barış anlaşmalarından sonra hiçbir özel uluslararası anlaşmaya gidilmemeli ve diplomatik etkinlik her zaman içtenlikle ve kamuoyunun gözü önünde yürütülmelidir.

2. Denizlerin uluslararası sözleşmeler gereğince bütünüyle ya da kısmen kapatılabilmesi dışında, savaşta ve barışta karasuları dışındaki bütün denizlerde mutlak seyrüsefer serbestliği sağlanmalıdır.

3. Barışı onaylayan ve korumak için anlaşan ülkeler arasındaki bütün ekonomik engeller olabildiğince kaldırılmalı ve ticaretin eşitlik temelinde yürütülmesi sağlanmalıdır.

4. Her ülkede silah gücünün iç güvenliği sağlamaya yetecek en düşük düzeye indirilmesi için yeterli güvenceler karşılıklı olarak verilmelidir.

5. Sömürgelerin bütün talepleri serbest, açık görüşlü ve tümüyle tarafsız bir yaklaşımla ele alınmalı, bu tür egemenlik sorunlarının çözümünde ilgili halkların çıkarlarıyla egemenliği tartışılan devletin adil taleplerinin eşit ağırlık taşıması ilkesine kesinlikle uyulmalıdır.

6. Rusya İmparatorluğu’na ait bütün topraklardan yabancı askerler çekilmeli, Rusya’yı ilgilendiren bütün sorunlar, kendi siyasal gelişimini ve ulusal politikalarını bağımsızca belirlemesine olanak verecek biçimde dünyanın öbür uluslarının en uygun ve özgür işbirliğiyle çözülmeli, Rusya’nın kendi belirleyeceği kurumsal yapıyla özgür uluslar topluluğuna içtenlikle kabul edimesi, hatta gereksinim duyabileceği ya da isteyebileceği her türlü yardımın yapılması sağlanmalıdır. Gelecek birkaç ay içinde öbür ulusların Rusya’ya karşı tutumları iyi niyetlerinin, Rusya’nın gereksinimlerinin kendi çıkarlarından farklılığını kavrayıp kavramadıklarının ve bencillikten uzak, akıllı bir yaklaşımla onun sorunlarına yakınlık duyup duymadıklarının kesin göstergesi olacaktır.

7. Yabancı askerler Belçika’dan çekilmeli ve bu ülke hiçbir kısıtlama olmaksızın bütün öbür özgür ulusların sahip olduğu egemenlik haklarına yeniden kavuşmalıdır. Bunun gerçekleşmesi, ulusların birbirleriyle ilişkilerini düzenlemek amacıyla koydukları kurallara duydukları güvenin yeniden sağlanmasında en önemli rolü oynayacaktır. Bu düzeltme yapılmadan uluslararası hukukun yapısı ve geçerliliği örselenmiş kalacaktır.

8. Bütün Fransız toprakları özgürlüğüne kavuşmalı ve işgal edilen kesimler geri verilmelidir. 1871’de Alsace-Lorraine konusunda Fransa’ya Prusya tarafından yapılan ve yaklaşık elli yıldır dünyada istikrarlı bir barışın kurulmasını önleyen haksızlık, herkesin çıkarlarına olan barışın yeniden sağlanabilmesi için düzeltilmelidir.

9. İtalya’nın sınırları, açıkça belirlenmiş ulusal sınırlar temelinde yeniden çizilmelidir.

10. Avusturya-Macaristan halklarının uluslar arasındaki yeri korunmalı ve güvence altına alınmalı, bu halklara özerk gelişme olanağı tanınmalıdır.

11. Yabancı askerler Romanya, Sırbistan ve Karadağ’dan çekilmeli, işgal edilen topraklar geri verilmelidir. Sırbistan’a denize serbest ve güvenli çıkış sağlanmalıdır. Çeşitli Balkan devletleri arasındaki ilişkiler tarihsel bağlılık ve ulusal sınırlar temelinde dostça görüşmeler yoluyla yürütülmelidir. Balkan devletlerinin siyasal ve ekonomik bağımsızlığıyla toprak bütünlüğüne ilişkin uluslararası güvenceler anlaşmada yer almalıdır.

12. Bugünkü Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Türk kesimlerine güvenli bir egemenlik tanınmalı, Türk yönetimindeki öbür uluslara da her türlü kuşkudan uzak yaşam güvenliğiyle özerk gelişmeleri için tam bir özgürlük sağlanmalıdır. Ayrıca Çanakkale Boğazı uluslararası güvencelerle gemilerin özgürce geçişine ve uluslararası ticarete sürekli açık tutulmalıdır.

13. Polonyalıların yaşadığı tartışmasız olan toprakları içine alacak bağımsız bir Polonya devleti kurulmalı, bu devletin denize serbest ve güvenli çıkışı sağlanmalı, siyasal ve ekonomik bağımsızlığıyla toprak bütünlüğü de uluslararası sözleşmeyle güvence altına alınmalıdır.

14. Büyük küçük bütün devletlerin siyasal bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü konusunda karşılıklı güvence vermek üzere özel sözleşmelerle bütün ulusları içine alan bir birlik oluşturulmalıdır.

Wilson ilkelerinin diğer İtilaf ve İttifak devleri arasında imzalanması savaşın daha önce bitmesine neden olmuştur.  Yenilen taraf İttifak devletleri Wilson ilkeleriyle umutlanırken, İtilaf devletleri ilkeleri kendilerine göre yorumlamıştır.  Bunun sonucunda Kurtuluş savaşı ve 2. Dünya savaşıyla birlikte Wilson ilkeleri amacını yitirmiştir…

AKKOR – Semra Şenol

Semra Şenol’un kaleminden Organ Naklini konu alan yeni bir roman!  Okuduğunuz da kalplerinizi sıcacık tutacak, gözlerinizin yaşarmasına neden olacak enfes bir roman geliyor.  1 Aralık itibariyle tüm kitapçılarda ve kitap satan noktalarda satışa sunulacak.

Başı aşklar ölmeyi bekleyecek kadar sabırlı değildir! 

AKKOR

Tanıtım Bülteni

Bir kalp kaç kişiye ait olabilir? 1,2,3.

Sadece tek bir kalp kaç kez sever, kimin uğruna canhıraş atar?

Cam fanusunu kırıp çıkmayı ümit eden Safir için intihar bir son değil, kurşun kalemle yazılan kaderine bir isyan sadece.

Ama nasıl bilebilirdi, hayatın başka bir şans vereceğini?  Yaşam müjdeleyicisi olan organ nakli ona verilen bir armağandı. Emanet bir kalple, down sendromlu bir çocuğun elini sevgiyle tutacağını bilse intizar eder miydi hiç!  Fakat gördüğü rüyalarda bir kadın tanıdı, hüznü bulaşıcı gözleri yalvaran bir kadın. Peşinden giderek vebalini kabullendi, ahde vefasını ödeyecekti!

Geçmişini ve geleceğini eşiyle birlikte kaybeden Yalçın keskin bir bıçaktı.  Gözünde oluşan maraz, kalbindeki suçluluk duygusunun dışavurumuydu. Son sürat yağmurun altında giden arabada karısını bırakırken, mesleğini ve gülüşünü de peşi sıra kaybetmişti.

İki talihsiz olay sonucunda kalp nakliyle bağlanan iki insan, tek bir vücutta buluşurken, geçmiş ve geleceğin sancıları çevrelerindeki birçok insanın da dönüm, nirengi noktasını oluşturacak.

Aşk; sakın ola o adama bulaştırma beni!

İkimizin birbirine bir hayrı dokunmaz yanmaktan başka.

Küllerimiz iflah etmez bizi!…

Mevlid Kandili Nedir, Anlam ve Önemi

Mevlid kelimesi ‘doğmak, doğum zamanı, doğum yeri’ anlamlarına gelmektedir.  Arapça bir kelimeden türetilen Mevlid, Peygamber efendimizin (sav) doğum gününe verilen isimdir. Peygamber efendimizin doğumu vesilesiyle yapılan törenleri ifade etmek amacıyla kullanılır.  Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gece Mevlid Kandili’dir.

İslam aleminin kurtuluşu için gönderilen son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s), doğum günü bu sene 2019’un 8 Kasımına denk geliyor. Tüm Müslümanlar Mevlid Kandili’inin bereketinden yararlanarak feyz alacak.

Hz. Muhammed (s.a.s) 571 yılında Kameri aylardan Rebiul-evvel ayının 12. gecesinde dünyaya gelmiştir.  Mevlid kandilinde peygamber efendimizin doğum günü hürmetine duâlar okunarak ibadetler edilir, günün nurundan yararlanılır…

Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:

(Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, “Yâ Rabbî, Muhammed aleyhisselamın hürmetine beni affet” diye dua etti. Allahü teâlâ ise, [ne cevap vereceğini bildiği hâlde, cevabını diğer insanların duyması için] “ Yâ Âdem, onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?” buyurdu. Âdem aleyhisselam da, “Arşta, La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah yazılı olduğunu gördüm. Anladım ki, şerefli isminin yanına, ancak en çok sevdiğinin, en şerefli olanın ismini layık görürsün” dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki: “ Yâ Âdem, doğru söyledin. O, bana insanların en sevgilisidir. Onun hürmetine dua ettiğin için seni affettim. Eğer Muhammed aleyhisselam olmasaydı, seni yaratmazdım.”)

Girdiği iddiaya yüzünden aşırı yumurta yemekten hayatını kaybetti!

Hindistan yerel haberine göre bir adam girdiği iddia yüzünden 41 yumurta yedi. Para üstüne girdiği iddia sonucu 41 yumurtayı yiyen 41 yaşındaki Hintli adam aşırı yemek yemekten dolayı hayatını kaybetti!

Aralarındaki anlaşmazlığı çözmek isteyen iki arkadaş  2.000 Hindistan rupisi üzerine iddiaya tutuştu. Uttar Pradesh eyaletinin Jaunpur bölgesindeki pazarı gezen arkadaşlar bir anda aralarında bir anlaşmazlık yaşadılar.

Polis tutanaklarına geçtiği üzere bu anlaşmazlığı çözmek içinde bir oturuşta 50 yumurta yiyen kişinin 2.000 Hindistan rupisi (Türk lirasıyla 162 TL) kazanacağı üzerine anlaştılar.  Tek oturuşta 41 yumurta yiyen Subash Yadda,

Biliyorum Bu Yara Hiç Kapanmayacak – Cezmi Ersöz

1959 İstanbul doğumlu Türk yazarı ve şairi Cezmi Ersöz, İstanbul Siyasi Bilimler Fakültesinden Kamu Yönetimi bölümü mezunudur.  İlk defa edebiyat dünyasına şiirleri ve yaptığı eleştirilerle dahil olan Cezmi Ersöz, reklam yazarlığı ve gazetecilik de yapmıştır.

Eserlerinde günlük zorundalıkları ve hayatı sorgulayan Ersöz mekankoli ve karamsarlığın baskın olduğu bir üsluba sahiptir. Leman ve Deli dergisinde yazdığı öykü ve şiirleriyle tanınmıştır, ayrıca bir roman tarzında verdiği eserlerde bulunmaktadır…

Telefonlarıma cevap vermeyeceksin…Cevap versen bile, öyle yorgun öyle
isteksiz çıkacak ki sesin, bir küfür gibi…

Sevmeyeceksin beni…Biliyorum bu şehri bana dar edeceksin…
Çünkü anladın; sevgimden tanıdın beni.O yanık, o hasta bakışımdan…Uçuruma
atlar gibi sevdalanışımdan…
Sevmek deyince, hemen ardından, ölüm, dememden anladın…
Anladın ve kardeşini bir kabustan uyandırır gibi çırılçıplak gerçeğe
uyandırdın beni; uyandırdın ve kaçtın…
Çünkü sen de benim gibiydin; sen de benim gibi seni sevmeyeni sevdin hep.Sana
acı çektireni…Seni aramayanı, telefonlarına çıkmayanı, çıkınca seninle bir küfür
gibi konuşanı sevdin…Sen de benim gibi seni incitip üzeni sevdin hep.
Bakışından hissettim bunu, kokundan, dokunuşundan…
Beni sevmeyecektin biliyorum ama…Ama, öyle susamıştımki kendim gibi birini
sevmeye…Öylesine muhtaçtımki gercekten incitilmeye, gercekten acı
çekmeye, kendim gibi birini özlemeye öylesine muhtaçtım ki, seni tanır tanımaz
çözüldüm…
Sana da olmuştur…Öylesine susamışsındır ki sevilmeye, kendin gibi birini
bulunca tutamaz kendini, herşeyi, belkide söylenmiycek her şeyi o an, garip bir
telaşla söylersin…
Hatta söylerken anlarsın, söylememen gereken şeyleri söylediğini
hissedersin, battığını, giderek çıkmaza girdiğini…Ama yine de engelleyemezsin
kendini tutamazsın.
Aleyhinde olabilecek herşeyi söylersin…Üstelik bunu anladıkca daha da
batırmak istersin kendini…Biraz daha zor duruma düşürmek…
Daha da kaybetmek, daha da dibe batmak istersin…Sanki bile isteye kendi
mutlulugunu kendi elinle bozmak istersin…Kendinden gizli bir öç alır gibi.
Sanki hiç mutlu olmak istemiyormuş gibi…Sanki hiç sevilmek istemiyormuş
gibi…
Bir tür gurur muydu bu?
Birgün nasılsa ve hiç olmadık bir anda alınıp kopartılmadan, kendi
ellerimizle onu yok etmek, bizim gibilerin mutluluğuna tahammül edemeyen bu
hayatta, bu hayatın zorba kurallarına bir tür başkaldırmak mıydı?
Bir şizofren çocuk tanımıştım bir gün.Tam karşımda
oturuyordu.gencecik, yakışıklı bir çocuktu.Şizofren olduğunu
biliyordu.Biliyordu iyileşemiyeceğini…İki de bir, önce kolunu uzatıp, sonra
avucunu açıyor; Mutluluk avuçlarımdaydı, yakalamıştım ama kaçtı
diyor, kaçtı, derken avuçlarını boşluğa kapatıyordu…
Hiç unutmuyorum, bu hareketi defalarca yapmıştı…
Yine hiç unutmuyorum; burjuvalara özenen bir ailede büyüdüm ben.Görgü kitabı
masanın üstünde dururdu hep.
Annem o kitabı defalarca ezberletirdi bize.Yemeğe nasıl oturulacak..çorba
nasıl içilir? Kaşık nerede, çatal nerede durmalı…Balık nasıl yenir? Peçete nasıl
katlanır…Sinemada nasıl oturulur…
Ben de eskiden senin gibi saftım.İnanırdım bu dünyada bile şölenler
olacağına…Bu dünyada anne, baba, kardeşler, bir sofrada lekesiz bir mutluluk
yaşayabilirler diye inanırdım…O kasvetli görgü kuralları kitabına rağmen
inanırdım…
Önce dilediğim gibi başlardı herşey.Herkes bir arada, sonsuz mutlu gibi…Sonra
birden hiç beklenmedik bişey olur, biri ağlayarak odaya kaçardı…İçerden, arka
odadan, ağlamaklı, sonsuz küskün sesler gelirdi; bıktım artık, bıktım, usandım
hepinizden, gideceğim buralardan, yetti artık! …
Ben de senin gibi saftım o zamanlar…Gidilecek neresi var dı ki derdim…İşte
hep birlikteyiz…Alemi var mı bu mutluluğu bozmanın? …
Sonraları çok sonraları anladım.Meğer biz, bizim aile, herkes, tesadüfen bir
araya gelmişiz tesadüften de öte…Biz…bizim aile, herkes, aslında hiç
istemeden, nedeni bilinmeyen bir zorunluluk sonucu bir araya gelmişiz…
Aslında biz bir araya gelmemek için yaratılmışız.
Hayatın en büyük yanlışıymış bizim bir arada olmamız! …
Evet cok geç anladım…
Bıraktım lekesiz mutlulukları; ben kavgasız, üzüntüsüz bir pazar sofrası
özlerken, aslında herkes…annem, babam, kardeşim o evden uzaklara, hiç dönmemek
üzere çok uzaklara gitmek istiyormuş…
Dünyanın en mutsuz otogarı…Dünyanın en imkansız istasyonuydu bizim
evimiz…Yıllarca uzaklara, cok uzaklara gitmek isteyip, bir türlü gidemeyenlerin
sonsuz bekleme durağıydı bizim evimiz…
İşte bu yüzden sevmek benim için bir tutsaklıktı, tuzaktı böylesi sevip
bağlanmak.Uzaklara cok uzaklara gitmek isteyenleri engellemekti.
Sevgi yüzünden bizim ailedeki hiç kimse istediği yere
gidemiyordu…Birbirimize duyduğumuz sevgi, aynı zamanda bizi birbirimize düşman
ediyordu…
Hem biz, bizim aile…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak yağmurlar
gibiydik…
Bu yüzden hep hırçın, hüzünlü, kırgındık…
Bu yüzdendi, her şeyi, çok iyi gidiyor sanırken, içimizde yükselmesine bir türlü
engel olamadığımız o felaket duygusu…
Anlamıştım senin ailen de böyleydi…
Üstelik öyle severlerdi ki sizi, birgün hiç olmadık bir anda, aslında
istenmeyen çocuklar olduğunuzu söylerlerdi size! …
Sana ya da kardeşine…Tesadüfen dünyaya geldiğinizi…Beklenmedik bir misafir
olduğunuzu! …Aksi gibi, istikbaliniz için hiçbir şeyi esirgemediklerini
söyledikten sonra söylerlerdi böyle sıradan şeyleri! …
Sizin için…Senin için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadıklarını söyledikten
sonra…
Senin de ailen benimki gibiydi…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak
yağmurlar gibiydi…Bu yüzden sen de benim gibi böyle hırçın, hüzünlü, kırgınsın
her şeye…
Yıllar önce tanıdığım o şizofren çocuk gibi; tam mutluluğu yakalamışken
kaybetmiş gibisin hep…
Ben beni istediğim gibi sevmemiş olan annemin hayaletini arıyorum imkansız
kadınlarda…
Sen, seni istediğin gibi sevmemiş olan babanın hayaletini arıyorsun imkansız
erkeklerde…
Biliyorum ne ben o kadını bulacağım ne de sen o erkeği bulacaksın…
Ve ne acı ki, hep bizi sevmemiş olanları seveceğiz ikimizde…Ne acıki, hep bizi
incitip üzenlere bağlanacağız…Telefonlarımıza çıkmayanlara… Çıksa bile küfür
gibi konuşanlara sevdalanacağız…
Bizden bir çift güzel laf esirgeyenleri özleyecegiz…
Ölesiye, amansız seveceğiz onları…
Biliyorum, bu yüzden odan böyle…Güncelerin ortalık yerde…Kitapların
orada, burada…Anıların saçılmış ortalık yere…Her şeyin darmadağın…
Biliyorum bu yüzden düzenden, adı düzen olan her şeyden nefret ediyorsun…Sen
de benim gibi; toparlayıp da ne yapacağım, düzenli olunca ne olacak; sonunda bir
gün biri gelip her şeyi, biriktirdiğim, düzenlediğim, üzerine özenle titrediğim
her şeyi daha önce hep olduğu gibi hiç beklemediğim bir anda savurup, bozup
gitmeyecek mi, diye düşünüyorsun…
Biliyorum, sen benim için hiç bir zaman ulaşamayacağım annemin
hayaletisin…Ailemdeki insanlar gibisin çok duygusal çok güçlü, çok yaralı…
Onlar da senin gibi seninkiler gibiydi…Aklı başında, mazbut insan rolünü
oynamaktan ve ertelenmiş düşleri yüzünden yorgun düşmüş, yarı çılgınlardı…Hepsi
yanlış evde ve yanlış bir yerde yaşadıklarını söylerlerdi…Düşleri çok
garipti…En kısa yolculuk bile onları yorduğu halde; okyanusları aşmayı ve başka
kıtalara gitmeyi düşlerlerdi…
Yine aradım seni, yoksun…bulsam, benimle küfür gibi konuşacaksın…
Bir kere çözüldüm sana…Bir kere sana senin gibi olduğumu hissettirdim…
Oysa baştan beri biliyordum; sen.seni sevmeyenleri seversin.Tıpkı benim
gibi…
Ama öyle özledim ki benim gibi birini sevmeyi…Öyle özledimki kendim gibi
biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi…
Yine aradım seni yoksun…Beni de birileri arıyor…Beni de kendi gibi birini
sevmeyi özleyenler arıyor…Kendi gibi biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi
özleyen birileri arıyor.
Hiç cevap vermiyorum…BEN SENİ İSTİYORUM, SENİ ARIYORUM…
Kayıtsızlığınla beni yok ediyorsun, geride sen kalıyorsun.Ama seni de biri
yok ediyor…
Aslında bu oyunda herkes birbirini yok ediyor…
Ben birilerini, o birileri başkalarını.Sen beni…Seni bir başkası…
Hem çok iyi biliyorum; beni sevsen bile hiç kapanmayacak bu yaram…Seni biri
sevse de hiç kapanmayacak bu yaran…
Hiç kapanmayacak! …Avuçların hep boşluğa kapanacak.Tıpkı o şizofren genç
gibi…

Cezmi Ersöz

ABD’li genç kız tanımadığı insanlarla öpüşerek dünyayı geziyor!

Üniversiteden yeni mezun olan Kosova kökenli genç kız, sosyal medya da paylaştığı olay fotoğraflarla gündeme oturdu.  ABD’li genç kız fotoğraflarda dudak dudağa poz verdiği erkeklerin hiç birini tanımıyor.  Birbirinden farklı kişilerle öpüşerek poz veren genç kız sosyal medya da epey ses getirdi.

Kosoval asıllı Kristiana Kugi, üniversiteden mezun olmasının hemen ardından dünya turuna başladı.  Parist’ten Roma’ya, Barcelona, Londra, Los Angeles’a dünyanın en güzel şehirlerini gezdi. Gittiği şehirlerin sembolleri haline gelen yapıları önünde bir çok fotoğraf çektirdi.

Fotoğrafların sosyal medya da bu kadar ilgi çekmesinin tek nedeni ise bir çok kare de farklı erkeklerle öpüşmesiydi.

Eyfel kulesinin önünde öpüştüğü erkekle birlikte diğer fotoğraflarda öpüştüğü erkeklerin tek ortak noktası yabancı olmalarıydı.  Genç kızın fotoğrafları twitter’da retweetlendi ve yorum yağmuruna tutuldu.

Karacaoğlan Kimdir, Hayatı ve Kısa Biyografisi

Türk halk şiirinin önemli isimlerinden biri olan Karacaoğlan’ın 1606’da doğduğu 1679-1689  yılları arasında vefat ettiği düşünülmektedir. Gerçek adı kesin olarak bilinmemekle kendi şiirlerinde Halil ve Hasan olduğu geçer.  17. yüzyılda yaşayan Karacaoğlan, şiirlerinde kullandığı etkileyici dil ve duygu bütünlüğüyle halk şiirinde unutulmayacak bir yer edinmiştir.

Divan edebiyatının ağır üslubundan uzak durarak daha anlaşılır bir dille şiirler yazarak duygularını eserlerinde yer vermiştir.  Yapılan araştırma ve incelemelerde hayatıyla ilgili çok fazla bilgi sahibi olmadığımız şairlerden birisidir.  Göçebe bir hayat sürdüğü tahmin edilen Karacaoğlan’ın şiirleri incelendiğinde bir çok şehri gezdiği ve uzun yaşadığı anlaşılmaktadır.

Şiirlerinde duygularını açıkça ifade eden şairin eserlerinde en çok kullandığı tema doğa ve aşktır.  Yan tema olarak şiirlerine eşlik eden özlem, gurbet, ayrılık, sıla, ölümü mecazi ögeler kullanarak bütünselliğini ekler.

Şiirlerinde halkın deyiş, söyleyiş özellikleri bulunur.  Şiirlerinde Arapça ve Farsça kelimeler nadir görülmektedir daha çok yöresel sözcükler ve Güneydoğu Anadolu insanlarına özgü sözcükler kullanmıştır. Koşma, semailer, varsağı ve türkülerinde maniye yakın şiirlerdir.

Karacaoğlan Aşık edebiyatının önemli bir şairi olarak bir çok şaire örnek olmuştur.  Şiirlerinde hece ölçüsü kullanan gezgin bir şairdir.  Günümüze kadar ulaşan şiirlerinin çok türkü olarak söylenmeye devam eder.

Ağlama Hey Kömür Gözlüm

Ağlama hey kömür gözlüm ağlama
Ağlamanın gülmeleri yakındır
Br imdat olursa gani Hüda’mdan
Gözüm yaşın silmeleri yakındır

Avlatması çetin olur şahanın
Havalanıp gökyüzüne ağanın
Yüzü çifte benli dilber sevenin
Şen olup da gülmeleri yakındır

Siyah zülfün mah yüzünde tel gibi
Acap biz de güler miyik el gibi
Bir yeğit yar sevse o da gül gibi
Ayrılınca solmaları yakındır

Erisin dağların karı erisin
Seli aksın düz ovayı bürüsün
Ulus kalksın ak mayalar yürüsün
Gözle yarin gelmeleri yakındır

Karacaoğlan’ım gezer Konya’da
Dervişleri sema eder Türbe’de
Ne demin var ise sür bu dünyada
Felek bizi almaları yakındır