Bir kadın nasıl sevilir asla bilemeyeceksin!

Bir kadın nasıl sevilir asla bilemeyeceksin!

Geçsin artık tüm dertlerin.  Boğazına dayanan dirsekten kurtuluyorsun, haydi gülümse. Nasıl olsa hasretle beklediğin günün şafağındasın. Sağ yanından vuran gururunu çiğneyemediğin gibi korkak yüreğini tebrik et.  Kör olasıca fedakârlığıma daha fazla direnmeyeceğim.

Gece gerdanıma astığım sevgimi avutmaktan yorgun düştüğümden, gözlerime asılan yaşları helal etmem.  Münferit aldanışımı, mermi gibi alnıma vurduğuna göre çokta üzülmeyeceksin.  Sevinebilirsin.

Bir kadını tamda can evinden vurmayı başarabildin.  Yıkılmaz sandığı duvarları yerle yeksan edip, sarsılmaz güvenini havaya uçurdun. Omuzlarına takılan apoleti kim sen kadar hak edebilir? Göğsünü kabarta kabarta gez.  Bu şafak vaktinde muzaffer başarını kutla.

İçerler miyim sanıyorsun?

Yüzümdeki hüzün seni yanıltmasın, üzüntüm haysiyetimden gelir. Önünde ağlamayışımın sebebi de budur, yoksa yatağıma aldığın ihanetin başka tecellisi de olurdu. Şükret ki; ne kendimi ne de kadınlık gururumu ayaklar altında ezemeyecek kadar değerliyim.

Fakat sen bir insanın en düşük mertebesinde, yozlaşmış erdemlerinde yalpalaya yalpalaya yürüyeceksin.  Bir kadın nasıl sevilir asla bilemeyeceksin!

Aldatılan kadın değildir, erkeğin ruhunu satmasıdır bunu da çok sonra fark edeceksin. İşte ben o vakit üzüleceğim.  Bir zamanlar sevdiğim adamın ruhu ortalıkta pespaye şekilde dolaşırken, utancımdan yerin dibine gireceğim.

Bir kadını sevmeyi bilmeden ölme!

Ancak, ihanetin hep karşında dursun.  Elinin kiri yıkamayla çıkmasın ki o kadına dokunama.  Tek temennim bu, ağır mı senin için? Yoksa bu kadarıyla kahrolmayacak kadar düzleşti mi sırtın, onu da kadere bırakalım.  Yaşattığını yaşamadan ehli dünyayı terk edeme….

 

-Semra Şenol

 

 

Johannes Gutenberg Kimdir, Hayatı ve Kısa Biyografisi

Modern matbaanın kurucusu olarak sayılan Johannes Gutenberg 1398 yılında Almanya Mainz şehrinde dünyaya gelmiştir.  Varlıklı bir ailenin çocuğu olan Gutenberg’in tam adı Johannes Gensfleisch zur Laden’dır. Değerli taşlar ve metal üzerine çalışmalar yapan Gutenberg gençlik yıllarında Fransa’ya taşınarak burada kuyumculuk yapmıştır.

Daha sonrasında matbaaya ilgi duymasıyla matbaa makinelerini araştırmış üstünde çalışmalar yaparak geliştirmeye çalışmıştır. 1437 yılında başladığı matbaa geliştirme çalışmalarının sonucunda 1438 yılında Tipo Baskı Yöntemini Avrupa’ya taşıyarak modern matbaanın yayılmasını sağlamıştır.

Çin ve Kore de uygulanan Tipo Baskı Yöntemini Avrupa yayan Gutenberg, iletişim tarihinin en önemli isimlerinden biri olmuştur.  Johann Fust ile kurduğu ortaklıkla 1455 yılında Latince ilk kitap basımını gerçekleştirmiştir.  Yaşadığı maddi sıkıntılar nedeniyle Fust ile olan ortaklığı sonlanan Gutenberg çalışmalarına devam etmiştir.  Mainz Başpiskoposu II. Adolf von Nassau yardımıyla 1465 yılında yeni bir baskı makinası kurmayı başardı.  Kurduğu basım makinası sayesinde Avrupa da matbaa giderek yaygınlaştı.

Baskı yönteminin kullanılmasıyla Özgür düşüncenin yayılmasına hız kazandıran Johannes Gutenberg 70 yaşında hayatını yitirmiştir. Buluşu ve çalışmaları neticesinde ölümünün ardından 1901 yılında adına bir müze inşa edilmiştir.

Engizisyon Mahkemeleri Nedir, Neden Ortaya Çıkmıştır?

Engizisyon kelimesinin Türkçe karşılığı soruşturmadır.  Orta çağ Bati ülkelerinde kurulan Engizisyon mahkemeleri Katolik kilisesi tarafından kurulmuştur.  Katolik ve Protestanlık mezhebine sahip Hristiyanlık, bu iki mezhep arasında çatışmanın çıkmasına neden olmaktadır.  Katolik mezhebi, Protestanlık mezhebine kıyasla daha katı ve sert kurallara tabidir.

Avrupalılar için bir kara leke olan Engizisyon mahkemeleri ilk defa 1231 yılında Papa IX.Gregorius tarafından kuruldu. Mahkemenin kurulmasının amacı Hristiyanlık ilkelerine karşı gelenlerin cezalandırılması, Katolik mezhebine karşı gelenleri ise sapkın olarak suçlamaktı.  Çünkü dine isyan etmek devlete isyan etmekle eş değer görülüyordu.

İspanya’da 1483 yılında yeni bir engizisyon mahkemesi kurularak Yahudiler, Müslümanlar, Ortodokslar dinleri yüzünden suçlanarak vahşice idam edildi.  Hristiyan dinine mensupmuş gibi davranan Yahudileri ihbar yoluyla bularak cezalandıran mahkeme, o dönemde totaliter bir yapıya sahipti.

Mahkeme tarafından halka Katolik mezhebine sahip olmayanları ihbar etmeleri şu sözlerle salık verilmişti.

“Eğer Musa’nın şeriatına göre Şabat tutan herhangi bir kimseyi tanıdınız veya duyduysanız; Cumartesi günleri Yahudilere mahsus şekilde temiz kıyafetler giyinip Yahudi bayram günlerinde masalarına temiz örtüler, yataklarına temiz çarşaflar seren, Cuma akşamından itibaren ışıklarını söndüren, yiyecekleri eti suda iyice temizleyip kanını akıtan ya da yedikleri sığır veya kuşun boğazını keserek öldüren; bu esnada bazı sözler söyleyerek kanı toprakla örten, et yenilmesi yasaklanan Paskalya perhizinde veya başka kutsal günlerde et yiyen, ölüm döşeğinde duvara doğru dönen ve öldüğünde kişiyi yıkayıp vücudundaki tüm kılları kesen birilerini tanıyorsanız mutlaka ihbar edin.”

Engizisyon mahkemelerinde avukat bulunmuyordu, sorgulayıcı kurul, noter ve yetkisi yüksek yargıçlar mahkemeleri yürütüyordu.  Engizisyon mahkemelerinde sorgulanan kişilere suçları itiraf edilene kadar vahşice işkence ediliyor, zulüm had safhalara ulaşıyordu.  Diri diri yakmaktan, yırtıcı hayvanların önüne atmaktan, Böğüren Boğa metoduyla metal bir boğanın içine atılıp alttan ateş yakarak acıyı en yükseğe çıkarmaya kadar çeşitli işkenceler bulunuyordu.

İşkenceden sağ kurtulanlar halkın gözü önünde infaz edilerek, halkın mahkemeden korkması sağlanıyordu.  Müebbet cezası alanların ise mallarına el koyularak ailesi ve yakınları yoksulluğa terdi ediliyordu.

Avrupa’nın kara lekesi olarak tasvir edilen Engizisyon mahkemeleri bir çok katliam düzenleyerek, canice Katolik olmayanları cezalandırmıştır.  Orta çağdaki Avrupa’nın kara günlerini temsil eden Engizisyon mahkemeleri matbaanın yaygınlaşması, halkın din konusunda bilinçlenmesiyle mahkeme ve Papa’ya olan bağlılık sorgulanmaya başlanmıştır.

Mahkemelerin kaldırılması ise 1807 yılından başlayarak 1820 yılına kadar sürmüştür.  Kapatılan en son engizisyon mahkemesi Portekiz’dedir.

Çinli Doktor Yuan Herong fiziğiyle görenleri şaşırtıyor!

30 yaşındaki Yuan Herong Çin’de yaşayan bir doktor.  Ancak sosyal medyada bir anda ünlü olmasını sağlayan şey mesleği değil fiziği.  Kaslı vücuduyla dikkatleri üstüne çeken Yuan Herong, ikonik Street Fighter karakteri Chun-Li’ye benzetiliyor.

2 yıl önce güçlü görünmek için spora başlayan ve zaman içinde kadın herküle benzeyen doktorun görüntüsü görenleri şoka uğratıyor.  Haftafa 5 gün spor yapan Street Fighter, iki yıl önceki hedefine ulaşarak güçlü bir bedene ve fiziğe kavuşmuş durumda.

Çin’e özgü savunma sporlarını da yapan doktor, sosyal medya da kaslı fotoğraflarını paylaşarak binlerce beğeni toplamaya devam ediyor.

Shandong eyaletinde yaşayan Herong, tıp eğitimini tamamlamasının ardından spora başlayarak, ilk olarak pilates yapmaya başladığını ancak kas gelişimine bir katkı sağlamadığını ifade ediyor.  Daha sonrasında spor eğitmeniyle vücut geliştirmeye başlayan Herong, boş vakitlerini spor salonlarında geçirmeye başladı.

 

 

Çin’de düzenlenen vücut geliştirme yarışmasında 2. olarak seçilen doktor, tıp alanında da kendini geliştirmeye devam ediyor…

Harezmi Kimdir, Hayatı ve Kısa Biyografisi

Abbasi döneminde yaşamış dünyanın ilk matematikçilerinden olan Harezmi, büyük İslam bilginlerinden biridir.  Özbekistan’ın Harezm şehrinde 780 yılında dünyaya gelmiştir.  Çocukluk dönemi hakkında fazla bilgiye sahip olmadığımız Harezmi’nin Bağdat’da eğitim aldığı bilinmektedir.  Asıl adı Ebu Ca’fer Muhammed Bin Musa El-Harizmi’dir.

Bağdat’da eğitim gördüğü yıllar boyunca matematik, astronomi ve coğrafya üzerine çalışmalar yapmıştır.  Abbasi devleti tarafından desteklenen Harezmi, dönemin en seçkin alimlerinin bulunduğu Beyt’ül- Hikme’de yer almıştır.  Matematik dahil olmak üzere bir çok bilim dalıyla ilgilenmiştir.  Matematik alanında bulduğu kavramlar ve getirdiği açıklamalarla ismini duyurmuş bir bilgindir.

İnsanlık tarihinde ilk defa cebir ve algoritmayı keşfeden matematikçi El Harezmi’dir.  Abbasi halifesi Mem’un  Harezmi’nin bilimsel çalışmalarını destekleyerek ona Bağdat Saray Kütüphanesinin sorumluluğunu vererek, önemli çalışmalarını gerçekleştirmesi için önünü açtı.

Harezmi’nin Matematiğe katkıları ve çalışmaları

Harezmi’nin matematiğe katkıları içerisinde en büyük keşfi, 0 rakamını açıklaması ve ondalık sayı sistemini geliştirmesidir.  Algoritma kavramlarını oluşturan Harezmi, Hint numara sistemini tanıtarak kesirler ve işlemler gibi bir çok aritmetik methot geliştirmiştir.

Birinci ve ikinci denklemler üzerinde çalışma yaparak çözümlemelerini yazdığı Hesab-ül Cebir vel-Mukabele eserinde açıklamıştır. Tarihte denklemler hakkında yazılan ilk kitap olarak kabul görülürken, Harezmi’ye bu eser sayesinde cebirin babası lakabı takılmıştır.

0 bir sayı olarak kabul eden Harezmi, birinci denklemlerde X kavramını kullanan ilk matematikçidir.  Harezmi’nin Algoritmi de numero  eseri tüm matematikçiler tarafından kabul görmüş 12. yüzyıldan itibaren başka dillere çevrilerek ders kitabı olarak öğrencilere verilmiştir.

Harezmi’nin Astronomi ve Coğrafya bilimine katkıları ve çalışmaları

Daha çok matematik alanına yönelen Harezmi’nin çok az sayıda olsa da astronomi ve coğrafya alanında çalışmalar yapmıştı.  Batlamyus’un çalışmalarını örnek alarak, çizdiği dünya haritasının üzerindeki hataları düzeltmiştir.  Güneş saatleri ve saatler hakkında kitaplar yazmasının yanı sıra 830 yılında 70 bilim insanıyla birlikte dünya haritası çizmeyi başarmıştır.  Nil nehrinin başlangıç boylamını ve kaynağını bularak belirlemiştir.

Yıldızlar ve gezegenlerin hareketlerini inceleyerek, güneş ve ay tutulması hakkında elde ettiği bilgilerle tablo ve çizelgeler oluşturmuştur.

Harezmi Eserleri

  • Kitab-ul Ruhname
  • Kitab-ül  Tarih
  • Hesab-ül Cebir vel-Mukabele
  • Algoritmi de numero

Çocuklar Gibi – Sabahattin Ali

Türk edebiyatımızın güçlü kalemlerinden biri olan Sabahattin Ali, daha çok romanları ve öyküleriyle tanınmıştır.  Usta yazarlığının yanı sıra usta bir şair olan Sabahattin Ali’nin,Çocuklar gibi şiiri daha sonrasında şarkı yapılmıştır.  Sezen Aksu tarafından seslendirilen şarkının sözleri Sabahattin Ali’nin aynı isimli şiirine aittir.

Sabahattin Ali’nin önde gelen eserleri; Kuyucaklı Yusuf, Kürk Mantolu Madonna, İçimizdeki Şeytan, Sırça Köşk’tür.

Bende hiç tükenmez bir hayat vardı

Kırlara yayılan ilkbahar gibi

Kalbim hiç durmadan hızla çarpardı

Göğsümün içinde ateş var gibi

Bazı nur içinde, bazı sisteyim

Bazı beni seven bir göğüsteyim

Kah el üstündeydim, kah hapisteydim

Her yere sokulan bir rüzgar gibi

Aşkım iki günlük iptilalardı

Hayatım tükenmez maceralardı

İçimde binlerce istekler vardı

Bir şair, yahut bir hükümdar gibi

Hissedince sana vurulduğumu

Anladım ne kadar yorulduğumu

Sakinleştiğimi, durulduğumu

Denize dökülen bir pınar gibi

Şimdi şiir bence senin yüzündür

Şimdi benim tahtım senin dizindir

Sevgilim, saadet ikimizindir

Göklerden gelen bir yadigar gibi

Sözün şiirlerin mükemmelidir

Senden başkasını seven delidir

Yüzün çiçeklerin en güzelidir

Gözlerin bilinmez bir diyar gibi

Başını göğsüme sakla sevgilim

Güzel saçlarında dolaşsın elim

Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim

Sevişen yaramaz çocuklar gibi

Fuzûlî Kimdir, Hayatı Ve Eserleri

Asıl adı Mehmet bin Süleyman olan Fuzûlî, Türk Divan edebiyatının önemli şahsiyetlerinden biridir.  Türk edebiyatının bu günkü halini almasında büyük rol oynayan Fuzûlî,Türk şiir yapısını ve geleneğini belirleyen kişilerden biridir.

Fuzûlî 1483 yılında Irak’da, Hilla’da ve Kerbela da doğduğu düşünülse de kesin bir bilgiye sahip değiliz. Şairin kullandığı mahlasın iki manası bulunmaktadır, ilki “kendini ilgilendirmeyen işlere karışıp lüzumsuz sözler söyleyen kimse” diğeri ise “yüce, erdemli, üstün” anlamlarına gelmektedir.

Fuzûl’ı mahlasını nasıl seçtiğini divanının ön sözünde; Şiire başlarken günlerce bir mahlas almak yolunda düşündüm. Seçtiğim mahlasa bir müddet sonra bir ortak çıktığı için bir başka mahlas alıyordum. Nihayet benden önce gelen şairlerin ibareleri değil mahlasları kapıştıklarını anladım. Karışıklığı ortadan kaldırmak üzere Fuzûlî mahlasını seçtim. Bu adı kimsenin sevmeyeceğini ve bu sebeple almayacağını tahmin ettiğim için adaşlık endişesinden kurtuldum. Ayrıca ben, Allah’ın inayetiyle bütün ilim ve fenleri nefsinde toplamış bir insan olarak geçiniyordum. Mahlasım bu amacı da içine alır.”

Bilgi ve ilim sahibi olan Fuzûlî’nin ilk eğitimini müftü olan babası verirken, Rahmetullah adındaki bir öğretmenden de ders almıştır.  Eserlerinde dini yönünü çok fazla ortaya koymayan şair, daha çok felsefe ve astronomi hakkında bilgilerini ve düşüncelerini ortaya koymuştur.

Divan şairleri gibi ağdalı ve süslü bir dil yerine daha çok sade ve yalın bir dil tercih eden Fuzûlî, halk deyimlerini kullanarak halktan biri olduğunu göstermiştir. Fuzûlî Arapça, Farsça ve Azerice divan şiirleri yazmıştır.  Şiirlerinde bedensel zevklerden ziyade tasavvufi aşk, Ehl-i Beyt’e özlem ve ayrılık acısını tema olarak kullanmıştır.

Kendisinden sonra gelen bir çok ünlü şairi etkileyen Fuzûlî’nin Kerbela’da 1556 yılında yakalandığı yaygın bir hastalıktan öldüğü tahmin edilmektedir.

Fuzûlî’nin Eserleri

Türkçe Manzum Eserleri

  • Divan
  • Beng-ü Bade
  • Leyla ile Mecnun
  • Risale-i Muammeyat
  • Kırk Hadis
  • Su Kasidesi
  • Ali Divanı
  • Şikâyetnâme

Türkçe Mensur Eserleri

  • Hadikatü’s – Süeda
  • Mektubat

Farsça Manzum Eserleri

  • Divan
  • Enis’ül – Kalb
  • Heft Cam
  • Resale-e Muammeyat
  • Sehhat o Mar’uz

Farsça Mensur Eserleri

  • Rind ü Zahid
  • Risale-i Muamma

Arapça Eserleri

  • Divan
  • Matlau’l-İtikad

Mehmet Ali Erbil’in hastalığı Kaçış Sendromu Nedir?

Ülkemizde Kaçış Sendromu olarak adlandırılan hastalık şu ana kadar Mehmet Ali Erbil’de gözlemlenmiştir.  Nadir görülen bu hastalık son günlerde en çok aranılan hastalıklar arasında girmiştir. Banyosunda kaza geçirerek hastaneye kaldırılan Erbil, tedavisi sırasında Kaçış Sendromu hastalığının nüksetmesiyle 258 gün boyunca yoğun bakımda kalmıştı.

Kaçış sendromu adı verilen hastalığın tıp literatüründeki tanımıyla Capillary Leak Syndrome, ani şoklara sebebiyet veren, uzun süreli krizlerin yaşanmasına neden olan tehlikeli bir hastalıktır.  Hastalık ilk defa 1960 yılında Dr. Bayard Clarkson tarafından teşhis edilmiştir.  Ender hastalıklardan biri olan kaçış sendromu hastalığına sahip dünyada 791 vakaya rastlanmıştır.  Ülkemizde Mehmet Ali Erbil’de görülen bu hastalık, kanın yoğunlaşması ve tansiyon düşmesi gibi bulgular vermektedir.

Kılcal damarlarda sıvı ve mineral, protein, su gibi maddelerin herhangi bir nedenden dolayı damar dışına geçmesiyle gelişen bir hastalıktır.  Hastanın yaşamsal bulguları ani bir şekilde kötüleşebilir, hastalığın tanısı koyulduğunda yakından takip edilmesi komplikasyon durumunda ani müdahale gerektirir.

Hastalığa neye bağlı olduğu ve geliştiği günümüzde hala bilinmemektedir.  Damar içi basıncın ve tansiyonun ani düşüşü şok tablosunun gelişmesine neden olmaktadır. Kaçış Sendromu hastalığının belirtileri şunlardır;

  • Kanın yoğunlaşması
  • Tansiyon düşmesi
  • Karın ağrısı
  • Baş dönmesi
  • Bulantı ve kusma
  • Vücudun bazı bölgelerinde şişlik
  • Bağırsaklarda ödem
  • Şok
  • Kanda asit birikimi

Kara Cuma (Black Friday) Nedir, Nasıl Ortaya Çıkmıştır?

Black Friday, Türkçe Karşılığıyla Kara Cuma Şükran gününün hemen ardından kasımın dördüncü Cuma günü düzenlenen indirim ve alışveriş etkinliğine verilen isimdir.  ABD de dahil olmak üzere tüm dünyaya yayılan bir etkinlik haline gelmiştir.  Yurt dışındaki firmalar için Noel sezonunun başladığını ifade etmektedir.

Yılbaşı ve Noel öncesi alışveriş dönemini başlangıcını temsil eden Kara Cuma, herhangi bir şekilde kötü şansı işaret etmemektedir.  Kara lakabını almasının nedeni ise farklı olaylar neticesinde ortaya çıkmıştır.  ABD’de black ifadesi genellikle borsa krizlerini isimlendirmek amacıyla kullanılmıştır.

1932 yılından bu yana ABD’de düzenlenen bu güne daha öncesinde bir ad verilmemişken, tarih 1961 yıllarını gösterdiğinde Black Friday ifadesi kullanılmaya başlanmıştır.  ABD’nin en büyük şehirlerinden biri olan Philadelphia’da yaşanan trafik ve yaya karmaşası bu kaosa Black Friday adının verilmesine neden olmuştur.

Noel alışverişi yapmak isteyen binlerce kişinin yaya olarak trafik akışını bozmasıyla bu adı alan gün Amerika ve bir çok ülkede firmalar ve mağazalardan tarafından düzenlenmeye devam etmektedir.  Şükran günü ve Noel arasında yer alan bu özel günde indirimden faydalanmak isteyen kalabalıklar mağazalarda büyük izdihama neden olmaktadır.

2000’li yıllara gelindiğinde ise Kara Cuma yurt dışı ülkelerinde alışveriş çılgınlığına dönmüştür.  Bu özel günde çoğu ünlü markalar mağazalarını erken saatte açarak, alışveriş yapan kabalığa ürünlerini sunmaktadır.  Büyük kazanç elde etmelerini sağlayan etkinlik bazı şiddet ve yaralanma olaylarına da ev sahipliği yapmıştır ..

Can Yongam

Can yongası nedir bilir misin? Candan, yürekten kopan pare demektir.  Sen benim vücuttan öte ruhumdan, beden kimliğimden öte içimden kopan en değerli parçamsın.

Sana böyle seslenmeyi öyle çok isterdim ki; Can yongam nasılsın, Rabbim ne gönlüne ne de ayağına taş değdirmesin diye.  Eski kafalıyım mazur gör, ben şimdiki neslin adamı değilim. Kaybetmekten korka korka severim, bir yanım yarım kalır diye tereddüt etmem.

Can koyarım ortaya.  Göğsümü siper ederim aşkın zorluğuna, başımı taştan taşa vursam da kalbimi çıkarır veririm eline.  Onu alıp çöpe atsan da, incitip ayaklar altına alsan da ah etmem sana.  Ben gördüğümü bilir, anamın öğrettiği gibi baş tacı ederim seni.

Var sen bilme kıymetimi.  Ne olacak, yine severim ben seni.

Sevmekten kim gocunur?

Kim usanır geri çevrilmekten, kim serzeniş eder?

Çiçek gibi sularım aşkımı, pencere kenarlarına koyarım gün ışığına değsin de yaprakları renk bulsun diye.  Canıma, sineme üflenmişsin bir kere ne yapsam az kalır. Yalnızlığımı kaldırıp atsam kolum mu yorulur?

Hayır.  Ben sana baktıkça doyarım, gücümü tazelerim gamzelerinin çukurunda.  Feryat figan yerlerde sürümem gönlümdeki mabedini. Varsın adımız vuslat soyadımız hasret olsun denerim, her zaman çabalarım, bir çaresini bulana kadar hep sana adanırım.

Canımın yongasını koparıp atmam.

Birlikte yaşlanma hayaliyle ben hep seni severim.  Sen başka birinde bulsan da aşkı, andım olsun ki ah etmem.  Rahatsız etmem, çıkmadan karşına uzaktan severim seni.  Her duamda mutlu olmanı yakarırım Rabbime, kalbinin kanatları kırılmasın diye.

Aymaz kalbime gelince ona haddini bildirir, sana yük olmasın diye salık verir dururum.  Ben seni sevdim, seviyorum diye mecbur kalma. Kimse yüreğine düşen ateşi seçmez ya, yüreğime düştün diye mesul tutmam seni.   Varsın bir arada olduğumuz bir gün olmasın, sen başka bahçe de gül aç.

Sen gül açtıkça ben bülbül olur, kendi derdime ağlarım.

Can yongam, bir ömür boyunca ne yüzün ne gülün solmasın…

Semra Şenol