Modern Zaman Bilgesi – Mehmet Aslantuğ

Modern Zaman Bilgesi – Mehmet Aslantuğ

Geçtiğimiz haftalarda CNN TÜRK ekranlarında Bukey Aydın’ın programına konuk olan Mehmet Aslantuğ  sosyal medya gündemine bomba gibi düşen açıklamalarıyla bir çok kalbi yeniden fethetti.  Röportajın içeriğine değinmeden önce Mehmet Aslantuğ’u sizlere bir kez daha tanıtmak istiyoruz.

1965’de Samsun da dünyaya gelen usta sanatçımız, Çerkez kökenli ailenin beşinci ve en küçük oğlu olarak hayata geldi.  Samsun’da tarımla ilgilenen ailesinin yanında ilk öğretim  ve lise öğrenimini tamamlayarak, İksadi İdari Bilimler Fakültesinde yüksek öğrenimine başladı.  Sonradan fark ettiği içindeki tiyatro aşkı nedeniyle bölümü bitiremeden kendisini sahneye adadı.

“Sıcak Saatler” dizisiyle üne kavuşan usta sanatçımız, bir çok kişi tarafından tanınan profesyonel bir oyuncu olmuştu.  Devamında gelen “Bir İstanbul Masalı” ise mesleğinde altın çağı yaşamasına sebep oldu, televizyonun ve beyaz perdenin vazgeçilmez isimlerinden biriydi.

Oyunculuk mesleğinde sağlam adımlarla ilerlemeye devam ederken, aynı camiadan olan Arzum Onan ile 1996’da mutlu bir evliliğe imza attı.  Bu evlilikten Can ismini verdikleri oğulları dünyaya geldi.  Duruşuyla, yaşadığı hayatla her daim güzel bir portre sunan Mehmet Aslantuğ, CNN TÜRK’e verdiği cevaplarla bir kez daha ne kadar nafi düşüncelere sahip olduğunu ve bilgi birikiminin yoğunluğunu tüm Türkiye’ye kanıtladı.

Buket Aydın tarafından Mehmet Aslantuğ’a yöneltilen soru ve muhteşem cevapları;

Babasız büyümek size ne kattı ya da sizden ne attı?

Oğlum Can doğduktan sonra ben onunla beraber yetim çocukluğumu da büyüttüm. Dolayısıyla sezgisel davranmam gerektiğini düşündüm ve öyle davrandım. Bir takım baba-oğul ilişkilerine tanıklık ettik, bu konuda ilgili yazılmış onlarca kitap ve söylenmiş söz var ama bu işlerde 2+2=4 etmiyor. Sadece babasız büyümedim. Biz 78 kuşağı ilginç bir iklimde büyüdük. Başka sıkıntılar yaşadık ve şimdi de sıkıntılardan arınmış değiliz. Bunun üstüne bir de yetimlik… İnsan sıkıştığında soru sormasa bile kendisine bazı soruların cevabını bir baba figüründen alması hayatın büyük bir cömertliği. Bu cömertlikten mahrum kaldım. Babamı kaybedince kasabaya yerleştik. Çocukluğumda en nefret ettiğim soru “Kimin oğlusun?” sorusuydu. “Tanımazsınız” falan diye geçiştirirdik. Çocukluğum kasaba ortamında geçti. Belki sabretmeyi, metaneti öğrendik. Baba-oğul, baba-kız ilişkilerine batkımızda içimde hiç kıskançlık yaşadığımı hatırlamıyorum. Kendimi öyle yakalamadım. Babasız büyümenin bana kaybettirdiği şeyleri bir psikologla oturup konuşsam ortaya çıkartır diye düşünüyorum. Ben onları ortaya çıkaramam ama muhakkak birçok kaybettirdiği şey vardır.

Arzu Hanım’ın hastalığı ilişkinizdeki hangi aşamaydı? O dönem hangi eşiği atlattınız? (Arzum Onan bir süre kanser tedavisi görmüştü)

2004-2006’da yaşanan bir süreçti o. Arzum çok soğukkanlı ve çok metanetli. Bunu sadece ben değil yakın dostları da söylüyor. Son 15 yılda heykelle tanıştıktan sonra çapraz okumaları, bizim sohbetlerimizin artması ve yaş olarak 45’lerin üzerine çıkmasıyla olgunlaştı tabi. Aşk sahiden evrelere everilebiliyor. Derler ya; “Her aşkın içinde bir tür savaş vardır ve aşk bazen savaş kadar çetrefildir.” diye. Bir şey hatırlatmak istiyorum. Erkeklerin böyle bir sorunda kadınlarından uzaklaşmak için sebep aradıklarını düşünenlerden değilim. Yoldaşlık böyle bir şey olsa gerek. “İyiyken iyiyiz şimdi birazcık sıkıntımız var ve buna birlikte göğüs gereceğiz, daha çok el ele tutuşacağız.” diyememek için ne sebep olabilir ki. Kadından erkeğe ya da erkekten kadına. Bizim galiba biraz çabaya ihtiyacımız var. Cinsiyetten bağımsız söylüyorum. Çaba ve samimiyet bazı şeyleri çözecek.

O geceden sonra Ahmet Kaya ile görüştünüz mü? ( Ahmet Kaya’ya düzenlenen linç girişimi hakkındaki bir soru)

Bizim Ahmet ile çok yakın bir dostluğumuz yoktu.  2 kez bir arada olduk. Linç girişiminden sonra Fransa’ya gitti görüşemedik. Onun öncesinde görüştük. Bu tür beyanlardan rahatsız olup, kahramanlık türküleri söyleyen ve memleketin geleceğini, birliğini, dirliğini dillerinden düşürmeyen arkadaşların ne yaptıklarına dönüp bir bakmaları gerek. O zamanki fikrim de öyleydi bugün de öyle. Ahmet ile bu ülkenin dününü, bugününü, sıkıntılarını, mutluluklarını haftalarca sabaha kadar konuşabilirsiniz. Orada bu linçe katılanlarla bu konuları iki saat bile konuşamazsınız. Bu benim meziyetim değil. Bu toplumun ne yazık ki süzgecindeki sıkıntı. Oradaki reflekse neden olan şey; sadece haksızlık değil, bir muhakeme ve mukayesedir. 
Sosyal medyada adınıza açılan hesaplardan dolayı başınız ağrıyor mu?

Başım ağrımadı, ağrıması için de bir sebep yok. Sizin adınıza beyanda bulunmanın miktarını arttırabilirler ve her şeye maydanoz oluyormuş gibi bir tablo çıkabilir ortaya ama sosyal medya kullanmadığımın duyurularını yaptım ve bizi bilen zaten biliyor. Başım ağrımadı, ağrıması için bir sebep yok, ağrır diye bir korkum da yok. Bir takım sevenlerin fan sayfaları açmaları ya da alıntılar yapması anlaşılabilir bir şey. Sadece hakaret içeriyor mu? Çirkinlik var mı? Küfür var mı? Falan gibi dönüp bakmak lazıma arada. Ona bakmayı bazen unutuyorum ama yapmıyorlar. Bildiğim kadarıyla…

 

 

Hollywood Güzellerinin Tuhaf Güzellik Sırları

Hollywood Güzellerinin Tuhaf Güzellik Sırları

Televizyon ve beyaz perdede izlediğiniz Hollywod yıldızlarının muhteşem güzelleri eminim çoğu kadını kıskançlığa sürüklüyordu.  Işıldayan ciltleri, parlayan tenleri, fit bedenleri ve sağlıklı saçlarıyla bu güzel kadınların, tuhaf ama işe yarayan güzellik sırlarını merak ediyor musunuz?

Evet dediğinizi varsayarak sizler için Hollywood kadın yıldızlarının gizledikleri güzellik sırlarını deşifre ediyoruz.

 

1- Angelina Jolie: Cilt çatlaklarından, doğum lekelerinden ve güneş izlerinden havyar tüketerek kurtulan Jolie, güzelliğini havyara borçluymuş. Not alalım!

2- Kate Hudson; ekranların sarışın güzeli Hudson sıkı cildini ve lekesiz yüzünü soğuk suyla temizliyor.  Buz dolu suya kafası soktuğu biliniyor, pahalı güzellik malzemelerine ise güvenmiyor.

3-  Margot Robbie; hepimize oldukça tuhaf gelmesine rağmen göğüs ucu kreminin dudak nemlendirici olarak kullandığını bilmenizi isteriz. İşe yaradığı kesin!

4-  Scarlett Johansson: Tonik olarak elma sirkesi kullanan bu seksi kadınımız, hep ekonomisini zorlamıyor hem de kimyasal bakım ürünlerinden uzak duruyor.

5- Gigi Hadid: podyumların adından söz ettiren mankeni gür ve parlak saçlarını hindistan cevizi yağlarına borçlu.  Saçlarına sürdüğü hindistan cevizi yağını 3 gün bekletip ardından yıkadığını itiraf etmiş.

6- Sandra Bullock: yıllar geçse de güzelliğinden gram eksilmeyen bu güzellik abidesi, şaşıracaksınız ama gözlerinin altına hemeroid kremi sürüyor.  Göz altı torbalarından kurtulmak için sanıyoruz!

 

 

7- Hailey Baldwin: Justin Bieber ile evli olan seksi mankenimiz cildini korumak ve canlı tutmak için temel içeriğinde kendi kanı olan yüz kremiyle bakımını yapıyor.  Bizler için oldukça tuhaf bir bilgi değil mi?

 

Kriptomnezi Nedir?

Kriptomnezi Nedir?

Daha öncesinde bildiğimiz bir düşünceyi, her hangi bir bilgi veya yaratıcı imgeyi kendi ait gibi hatırlama ve tekrar etmeye verilen addır.  Öğrenildiği unutulan, yeni bir bilgi olduğuna inanılan ön yargılı hatıradır. Kişi belleğinde kalan bilgiler sezgi, fikir olarak yeniden ortaya çıkmaktadır.

Bu duruma dürüst yalancılık da denilebilmektedir.  Kişiler orijinal kaynaktan uzaklaştığında, belleklerinde kalan bilgi ileri ki zamanlarda kendi düşüncesi gibi ortaya çıkmaktadır.

Kriptomnezi kelimesini ilk defa Théodore Flournoy adlı psikiyatrist kullanmıştır. Kriptomnezi de bilerek ve isteyerek farkındalık yoktur, çoğu zaman ise hırsızlık/aşırma ile karışabilmektedir.

Bilinçaltımızın bir oyunu olan kriptomnezi genellikle yaratıcı işlerle meşgul olan kişilerde sıklıkla görülmektedir. Örnek verilmek istenirse; Nabokov’un Lolita adlı eseri bir süre boyunca çalıntı iddiasıyla anılmıştır.  Alman yazar Heinz von Lichberg’ın 1926’da yazdığı bir esere çok benzediği ve tamamen aynı olduğu iddia edilmiştir.

Romanın fikrini çaldığı için suçlamayan Michael Maar, yazar hakkında şu sözleri söyleyerek kriptomneziye yatkın bir cümlü kurmuştur.

“Bu öyküyü yıllar önce okuyup, sonra kendi fikriymiş gibi yeniden keşfederek yazmış olabileceğini” belirtmiştir.

 

Yerle Bir Et!

Yerle Bir Et!

Suskun lisanım süslü cümlelerden yoksun, dilim dahi dönmez bu istihzaya.

Uyumak isterdim kalın yorganlar altında, 

Sesleri işitmeden, yüküm süren acılarıma inat gözlerimi kapatmak.  

Rüyalar aleminin yeşil yapraklı goncaları arasında yalın ayak,

Başımda esen hür ruhumla, bir saksağan kuşunun takibinde. 

İnsan kederinden kaçınmak isterken, yıldızların halesine dalarak

Bir başı mağrur, iki dirhem bir çekirdek ayrılıklarla avunarak hemen öleyim şimdi.  

Yastığa düşen başımda son nefesimin sıcaklığıyla, uyandırma beni!

Asla sevmedim bu keşmekeşi,

Anamdan duydum dünyanın zilletini, aklım ermedi meşum yalanlara.

Sahte duygulara bağışıklık kazanamadım, nutkum tutuldu.

Çare bulamadım içimdeki çürümüşlük hissiyatına, 

Tenimden akan sularla akıp gitmek istedim bir dereye. 

Şırıl şırıl akan gönlüm, dilleri lâl balıklara karıştı, 

Hemen şimdi öldür beni, billur renge boyanmış iken.

Zararımdan sıyrılmış en küçük hücreme dönmüşken, 

Sende yerle bir et beni! 

Semra Şenol 

Frida’nın Vazgeçme Eşiği Ve Hazin Mektubu

Frida’nın Vazgeçme Eşiği Ve Hazin Mektubu

Vazgeçmek kolay olmasa gerek, hem de canın hala yanarken? Umut artık kurak bir tarlaya döndüğünde, sevginin yeşermeyeceğini fark etmek ve köklerini sökmek.  47 yıllık hayatına acının her tonunu resmeden Frida Kahlo, bu kısacık ömre Diego’yu biricik aşkını sığdırabildi.

Ama hep eksikti, yorgundu ve hüzünlüydü.  Deyim yerindeyse taptığı kocası tarafından bir çok kez aldatıldı, yarı yolda bırakıldı ve sevgisiz bırakıldı.  Taki artık dayanamayacağını anladığında ise vazgeçme eşiğine ulaştı.  Kendi sözleriyle, kalbinin işi ele almasına izin vererek yazdı mektubunu.

“Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.

Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.

Her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.

Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.

Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.

Tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden “sen” olduğun için vazgeçtim.

Bencil olduğun için vazgeçtim.

Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgeçmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi.

Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.

Bu yüzden ben de senden vazgeçtim.”

Kitap Yazarak Milyarder olan Yazar Kimdir?

Kitap Yazarak Milyarder olan Yazar Kimdir?

Başlığa bakıldığında aklınıza mutlaka bir iki isim gelmiştir sanıyoruz.  İsterseniz işinizi kolaylaştıracak küçük bir ipucu daha verelim.  Çocukluğumuzun ve gençliğimizin ilk yıllarında hepimiz mutlaka Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu da okumak istemişizdir.

Tebrikler, sonunda doğru cevabı buldunuz.  Dünya üzerinde kitap yazarak milyarder olan yazarımız J. K. Rowling tarihe geçen Harry Potter serisinin yaratıcısı.  Zorlu bir hayattan, maddi zorluklardan kitaplara ve yazılarına tutunarak başarı hikayesini yeniden yazan kahramanımız diyebiliriz ona.  Onu yeniden şekillendiren, iyileştiren ve hayal dünyasında barındırdığı mucizeleri Harry’nin büyülü serüveninde bizlere aktarmayı seçti.

Haklı şöhretiyle ünlü yıldızları sollayan J. K. Rowling, hiçte sandığınız gibi refah bir hayattan gelen zengin biri olarak atılmamış bu sektöre.  Hayat hikayesini sizler için derleyerek muhteşem başarı öyküsünün hepimize ibret olması ve teşvik etmesi için paylaşıyoruz.

J. K. Rowling 31 temmuz 1965’de İngiltere de gözlerini dünyaya açtı. Çocukluk döneminde kilolu, kavanoz dipli gözlükleri ve çilleriyle görünmeyen tiplerden birisiydi.  İçine kapanık, çoğu sporda başarısız bir dönem geçirdiği biliniyor.  Tek eğlencesi ise küçük kız kardeşi Dianne ile Wye nehrine yaptığı küçük gezintilerdi.

Yüksek öğrenimini  Exeter Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamladığında ise Londra’ya taşındı.  Bu süreçte iki lisan bilmesi nedeniyle sekreter olarak çalışmaya başladı, ama mutlu değildi. Ona göre ‘‘Onlar, yabancı lisanın, iyi bir sekreterin kariyerinde elzem olduğu fikrinden yola çıkıyorlardı. Oysa bir türlü organize olmayı beceremeyen bendeniz, bu dünyada sekreterlik yapabilecek son kişiyim’’diyordu.

Küçüklüğünden ve ergenlik döneminden bu yana tek kurtarıcısı yazmak olmuştu. Yazıyor, yazıyor ama katiyen paylaşmıyordu.  Beğenmediği için yazdığı iki romanı yakacak kadar kendine bu konuda güvenemiyordu.

Televizyon muhabirliği yapan Jorge Arantes ile 16 Ekim 1992’de evlendi. Bu evlilikten Jessica ismini verdikleri bir kız çocuğu sahibi oldu.  Ne yazık ki aile içi şiddet dolayısıyla evliliğini 1995 de bitirme kararı aldı.  Kızıyla birlikte yeni bir yaşama atılan Joanne bekar bir anne olarak işsizdi.

Harry Potter’ın oluşum aşaması ise  Manchester’den Londra’ya yaptığı tren yolculuğunda başladı.  Potter soyadı okul yılları arasında dahil olduğu arkadaş grubundaki bir kız ve erkek kardeşlerin soy ismiydi.  Kendi soyadı ingilizce de yuvarlananla kafiyeli olduğu için çok fazla akran zorbalığına maruz kalmıştı.  Potter soyadıyla da dalga geçilmesine rağmen Joanne için bu soy isim oldukça hayranlık uyandırıcıydı.

Tren raylar üzerinde süratle yol alırken Harry Potter’in mutlaka bir büyücü olması gerektiğine ve büyücülerin yetiştiği bir okulda okuması gerektiği fikrini şekillendirdi. Harry Potter’ın ilk kitabını ise Nicolson’s Cafe ‘de yazdı.  Kitabı yazarken yanında pusette yatan bebeğiyle Felsefe Taşını 5 yılda bitirebildi.  Bu sürecin 4 yılında hem çalışıyor hem kızına bakıyor hemde yazıyordu.

İngilizce öğretmenliği yaptığı sırada Sırlar Odasını 2 yılda yazdı.  Azkaban Tutsağını ise 1 yılda yazarak bu konu da giderek profesyonelleştiğini kanıtlıyordu.

 

Harry Potter’ın ilk kitabı Felsefe Taşını gönderdiği 12 yayınevinden tek tek ret cevabı gelirken sadece bir tanesi basmak için gönül oldu. Bunun nedeni ise yayınevi sahibinin 8 yaşındaki çocuğunun kitabın ilk kısımını beğenmesiydi.  Yayınevi sahibinin erkek okuyucuların bir kadın yazarı okumak istemeyecekleri tavsiyesi üzerine isminin baş harfleri kısaltılarak erkek ismini çağrıştırmasına karar verdi. Ve Harry Potter J. K. Rowling adıyla basılırken, yazarın kendisi dahil kitapların 400 milyonun üzerinde satış yapacağını hayal etmemişti.

Çocuk kategorisinde basılmasına rağmen gençlerin ve yetişkinlerin sevdiği Harry Potter serisi 2001 yılında beyaz perdeye aktarıldı.  Ünü giderek artan J. K. Rowling aynı zamanda satışların üzerinden kazandıklarıyla dolar milyarderi olan ilk yazar ünvanını kazandı.

Birleşik krallığın en zengin kadını olan J. K. Rowling yaptığı yardımlarla ve yazmaya olan sevgisiyle hala üretmeye devam ediyor.

Başarısını ve azmini tebrik ederken, milyonlarca insanla harika hayal gücünü paylaştığı için minnettarlığımızı sunuyoruz…

 

Filofobi (Aşık Olma Korkusu) Nedir?

Filofobi (Aşık Olma Korkusu) Nedir?

Filofobi tıp dilinde aşık olma korkusuna verilen addır.  Bu rahatsızlığa sahip olan kişi duygusal birliktelik yaşamaktan aşırı derece de korkarak kaygılanmaktadır.  Sebebi bilinmeyen bir rahatsızlık olmakla birlikte geçmiş kötü tecrübelerden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Bu fobiye sahip kişiler herhangi duygusal bir birliktelik yaşayacakları kişiye karşı mesafeli dururken, bir araya gelmekten korkmaktadırlar.  Kaygı düzeyi artarken kalp atışları düzensizleşerek hızlanabilir ve mideleri bozulabilir.  Tamamen psikolojik bir rahatsızlık olan Filofobi tedavi edilebilir.

Aşk ve sevgi tarzı ilişkilerin daima acı ve terk edilme hislerini taşıdığını düşündükleri gibi bu acıdan kaçma dürtüsüyle hayatlarına birini dahil etmekten çekinirler.  Yada daha öncesinde kalp kırıklığıyla biten ilişkilerinin üstesinden gelememekte filofobiye neden olabilmektedir.

Kişi bu rahatsızlığının farkına vardığı anda psikolojik destek alarak sorunun üstesinden gelebilir. Uzmanların filofobi tedavisi için önerdiği iki tedavi seçeneği bulunuyor.

İlk olarak bilişsel davranış terapisi ve duyarsızlaştırma terapisi alarak olumlu sonuç kazanma ihtimalleri yükselir.  Filofobik kişi bu hislere karşı duyarsızlaştırılana kadar insanlarla sürekli etkileşim halinde olur, düşünce dizisindeki olumsuz düşüncelerin zihninden uzaklaştırılmasına yardımcı olur.

Terapiler sonucunda kişi olumsuz düşüncelere karşı nötr hale gelerek korktuğu ve ürktüğü şeye karşı direnç kazanarak tepkisini kontrol altında tutmaya başarabilir.

Hayal kırıklıkları, reddedilme korkusu ve mutsuzluktan beslenen Filofobi küçük yaşlarda ebeveynlerin yanlış eğitimleriyle de gelecekte kişiyi aşık olma korkusuna maruz bırakabilir…

Otobüste Yer Vermediği İçin Tutuklanan Rosa Parks, Kimdir?

Rosa Parks Kimdir?

 

Rosa Luise Parks, 4 Şubat 1913 yılında ABD Alabama eyaletinde doğmuştur.  Adını ve inandığı düşünceleri dünya genelinde duyuran bir aktivist olan Rosa, siyah ten rengiyle Afroamerikandı. Anne babasının evliliklerini sonlandırması nedeniyle anne ile birlikte Pine Level bölgesinde yaşamaya başladı.  İlk eğitimi öğretmen olan annesi tarafından 11 yaşına kadar evde verildi.  Endüstri Kız okulunu bitiren Rosa, eyalet zenci okuluna başladığında annesi ve büyükannesinin hastalığı nedeniyle eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı.

Raymond Parks ile 1932 yılında evlendi, eşinin sayesinde lise eğitimini tamamladı.  Eşi Raymond Parks berber aynı zamanda ise Renkli İnsanları Geliştirme Ulusal Birliği (NAACP – National Association for the Advancement of Colored People) aktif üyesiydi.  Rosa Parks da NAACP üye olarak aktif bir rol aldı.

Tarihi değiştiren, dolu bardağı taşıran son olay ise 1 Aralık 1955 de gerçekleşti. Montgomery de Cleveland Avenue otobüsünde başlayan tarihi dönüm, Rosa Parks’ın çalıştığı dikiş atölyesinden otobüse binmesiyle başlamış oldu.

1950 yıllarda ırk ayrımı aygın bir şekilde hem kanunlarda hem de toplum arasında belirgin şekilde yürütülüyordu. Şehir otobüsleri beyazlar ve Afroamerikan olan yolcuları oturma düzeninde ayrıyordu.  Beyaz yolcular otobüsün ön koltuklarına otururken, Afroamerikan yolcular ise otobüsün arka kısmında oturabiliyordu.  Herkes aynı ücrete tabi olmasına karşın otobüs dolduğunda ayakta kalan beyaz yolcular talep ettiği sürece siyahi yolcular koltuklarından kalkmak zorundaydı.

Otobüsü ikiye ayıran colored tabelasını gerek gördüğünde şoför geriye çekerek beyaz yolculara fazladan yer açıyordu.  Bu durumda siyahi yolcuların itiraz etmesi dahilinde şoförün arabayı durdurup sürmeme yetkisi bulunuyordu.

Böylesi zalim, haksızlığın ön planda tutulduğu kamu düzeni Afroamerikan vatandaşların ikinci sınıf insan muamelesi görmesine neden oluyordu.

42 yaşında geçimini terzilik yaparak karşılayan Rosa, iş günün sonunda sadece bir an önce gitmek ve dinlenmek için otobüse bindi.  Normal zamanlarda yapılan bir ayrım yüzünden çoğu zaman yürümeyi seçiyordu. Sonrasında olayla ilgili ‘’Otobüslerdeki bu muameleye tahammülsüzlüğüm 1 Aralık günü başlamadı. Montgomery’de otobüse binmek yerine işe yürüyerek gidip geldiğim çoktur’’ yorumunu yapmıştı.

Ki James Blake adındaki şoför Afroamerikalı yolculara olan tahammülsüzlüğüyle bilinmesine rağmen, Rosa yorgunluktan umursamaz ve yerine oturur.  Otobüsün ilk dört sırası dolduğunda bazı beyaz yolcular ayakta kalır, otobüsü durduran James Blake, colored tabelasını iki sıra arkaya çekerek Afrika-Amerikalı yolculara arkaya geçmesini buyurur.

Rosa’nın yanında duran diğer üç erkek kalkıp arkaya geçerken Rosa Parks, kalkmak yerine boşalan cam kenarına geçerek şoföre isyan eden bakışlarla bakar. Artık bu ikili düzenden, itilip kakılmaktan ve yok sayılmaktan bıkmış usanmıştır.

Şoförün “Neden kalkmıyorsun ?” soruna ise gayet rahat bir şekilde, ‘Çünkü kalkıp yerimi bir başkasına vermem gerektiğine inanmıyorum.’ yanıtını verdi.  Bir röportajında o anı anlatırken

artık bir insan ve bir vatandaş olarak hangi haklara sahip olmadığımı kesin olarak bilmek istiyordum. İnsanlar, benim o gün çok yorgun olduğum için koltuğumdan kalkmayı reddettiğimi söyleyip duruyorlar. Doğru, yorgundum ama asıl sebep bu değildi. İş günü olmasının fiziksel yorgunluğu değildi bu. Yaşlı da değildim, 42 yaşındaydım. Çok yorgundum. Sürekli aşağılanmaktan ve bunu kabullenmekten yorgundum’’ demiştir.

Polisi çağırarak Rosa Parks’ı otobüsten tutuklatarak çıkarttıran şoför, sözde kamu düzenini sağlıyordu.  En doğal hakkı olan koltuğunu vermek istemeyen bir kadının hakkını gasp ettiğini düşünmüyordu.

Rosa Park verdiği röportajların birinde “Aşağılanmak istemiyordum. Parasını ödediğim koltuktan kaldırılmak istemiyordum. Tutuklanmak gibi hevesim yoktu. Zaten işim başımdan aşkındı. Ancak o yol ayrımına gelince, direnişi seçmekte tereddüt etmedim. Çünkü buna artık yeterince katlandığımızı hissettim. Ne kadar taviz versek, ne kadar sussak, baskı da aynı oranda artıyordu.” diyerek düşüncelerini savundu.

Rosa’nın tutuklanması ilk başlarda çoğu kişi tarafından farkına varılmadı.  NAACP Montgomery şubesi başkanı sendikacı Edgar Nixon ve Parks’ın bir arkadaşının 100 dolarlık kefaleti kendi cepleri üzerinden ödemesiyle Rosa tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Kadınların politik konseyi üyesi olan Jo Ann Robinson ayrıca Alabama Üniversite profesörü idi. Onunda bilgisine baş vurularak bir gece de 35 bin el ilanı basılarak halk boykota çağrıldı.

Boykotun başladığı gece kilisi de “insani muamele görünceye, siyahi şoförler de işe alınıncaya, ve ortadaki değişken statülü koltuklara ‘ilk gelen oturur’ statüsü verilinceye kadar” kararı alındı.  Tam 381 gün süren boykot boyunca hiçbir Afrikalı-Amerikalı şehir otobüsüne binmedi.  Arabası olanlar otobüs ücreti karşılığında birbirlerine destek oldular, her yere yürüyerek gidip geldiler ve bazı beyaz kadınlar arabalarıyla yardımcı olarak gitmeleri gereken yere ulaşmalarını sağladı.

Montgomery Otobüs boykotuna 40.000 kişi katılırken Rosa Parks’ın mahkemesinden çıkan sonuçta kamu düzenine itaatsizlikten 14 dolar cezaya çarptırıldı. Şehirde bir duyarlılık oluşmasına, boykotun işe yaramasına rağmen çoğu siyahi vatandan şiddete uğrayarak caydırılmaya çalışıldı.  Mt Zion kilisesinde toplanan Rosa ve bir grup aktivist “Montgomery Improvement Association” bir topluluk kurmayı kararlaştırdılar. Ve başkanlığa ise Martin Luther King Jr.  26 yaşındaki vaiz seçildi.  Devam eden süreçte Luther King’in evine bombalı saldırı düzenlendi.

381 gün süren ‘artık yeter!’ çağrısı ve boykot sonunda zafere ulaştı.  Şehir belediye otobüslerini işleten şirket dahi büyük zarara uğramıştı.

Martin Luther King Jr. önderliğinde devam eden sivil haklar hareketi 1964 Sivil Haklar Yasasının çıkmasını sağladı.  Siyahilere reva görülen ayrımcılığa son verilerek beyazlarla aynı haklara sahip oldukları kabul edildi. Rosa Parks bu dönemde bir çok zorluğa göğüs gerdi, beyazların ona iş vermemesi ve şiddet gösterileriyle karşılaştı.

Rosa Parks 1994 de İsveç Stockholm tarafından Barış Ödülüne layık görüldü.  2O. yüzyılın ilk 20 insan figürü olarak seçildi…

 

İnsan Tabiatında Aşk!

İnsan Tabiatında Aşk!

Ben anlamam efendim aşktan!

Hiç boşuna dilinizdeki tüyü bitirmeyiniz, kalbim çorak bir arsadan ibarettir.  Katıdır her şeyden önce, sulak topraklarımı güneş çatlatıp kurutmuştur.

Yalnız bilmenizi isterim ki çakıl taşlarıyla kaplı olan gönlüm şırıl şırıl suların aktığı vahalara özenti duymaz. Kendi kendine yeten kuru otlarım arada ister yumuşak bir dokunuşun hafifliğini.

Yakıcı meltemler estiğinde yalnızlığıma sirayet eden sol cenahım, bilir ki kalabalıkların insan kalbini avutmaya yetmediğini.

İnsan değil mi ki ana kuzusudur, elbet arar ona aynı şefkati sunacak sıcak bir dili, merhametli kolları.

Efendim şımarıklığımı mazur görünüz, toyluğumdan bu yana hasret kaldıklarımdan çekinirim.  Ruh ne isterse, neye büyük bir istek duyarsa kavuştuğu anda sıkılır hülyasından.

Dönemler değiştikçe insan nefsi de dallanır budaklanır ve ehli bir el tarafından budanır.  Benim cılız dallarım vaktinden önce kesildiğindendir belki de bu küskünlüğüm.

Sözlerimi sakın ha yanlış anlamayınız.

Tabiata, gökteki beyaz bulutlara hiçbir insan evladı arkasını dönemez. Benim kırgınlığım Yaradan’a değildir, çiğ süt emdiğini inkar eden mahlukatadır.  Ne olursa olsun her canlı aslına inkara kalkışmamalı, ben buyum derken asıl olan karakterini süse püse boğmamalı.

Aklımda cereyan eden sorunsallarım bu denli aksak ve rutubetliyken, bana aşktan nasıl söz edersiniz efendim?

Dünya da sevilmeye denk, ruha esenlik veren, gözlerde tükenen feri yeniden yakacak bir kalp ehli bulmak mümkün mü?

  -Semra Şenol

 

Yin Yang Nedir?

Yin Yang Nedir?

Çin ve Uzak Doğu ülkelerinde karşıtlıkla zıtlığın bir arada uyum içinde bulunduğu, birbirini tamamlayıcı dengede bir bütün oluşturduğunu ifade eden kavramdır.  Evren ile doğa arasındaki ilişkiyi araştırıp aralarındaki bağlantıyı açıklamaya koyulan bir kavram olan Yin Yang, Asya’daki coğrafyada kendisine bir çok taraftar bulmuştur.

Yin Yang felsefesine göre doğadaki her şeyin bir zıttı vardır.  Bu iki zıt güç olmadan düzen ve hareket mümükün değildir, Yin ve Yang iki zıt gücü temsil etmektedir.

Evren zıtlıkların bir arada bulunduğu bir yaşam kompleksidir, ancak bir arada var oldukları sürece varlıklarını sürdürebilirler.  Yin Yang felsefesi anıldığında akla gelen siyah-beyaz amblem, her siyahın içinde beyaz bulunduğu gibi beyazın içinde de siyah bulunmaktadır.

Yin ve Yang eksi ve artı değerlerin sembolize eder, amblemde ki kavis döngü ise değişimi ifade etmektedir.  Yin; dişiyi, geceyi ve koyu renkleri temsil ederken. Yang ise; erkeği, güneşi ve açık renkleri sembolize etmektedir.

İkisinin varlığı neticesinde zıtlıkları birbirini tamamlar ve anlamlı kılar.  Yin Yang felsefesince hayattaki her şey zıttı ile varlık kazanabilir.

Kısaca her Yin içinde Yang, her Yang içinde Yin bulunur ve zamanla birbirlerine dönüşebilirler…