Kelime Kökeni: Zarf-halk ağzı
– Azıcık, pek az, çok az
– Az miktarsa, kısa bir süre
– Az buçuk, tek tük, kalil, endek
Cümle içinde kullanımı: “Acıcık saadet bile bizde güzel görünmezken büyük mutlulukları nasıl tahayyül edeyim.”
Kelime Kökeni: Zarf-halk ağzı
– Azıcık, pek az, çok az
– Az miktarsa, kısa bir süre
– Az buçuk, tek tük, kalil, endek
Cümle içinde kullanımı: “Acıcık saadet bile bizde güzel görünmezken büyük mutlulukları nasıl tahayyül edeyim.”
Kelime Kökeni: Sıfat ve Ad
– Tatlı olmayan, tatlı karşıtı, telh, dilde kalan yakıcı duygu
– Istırap, elem, dert, keder, rahatsızlık
– İncitici, kırıcı
– Şiddetli, keskin, yıkıcı, üzücü, korkunç
– Koyu renk
– Keskin, sert
Cümle içinde kullanımı: ” O zor günlerde ağzımda acı ve nahoş bir tat bıraktığı için hatırlamak bile istemem.”
–
Kelime Kökeni: Arapça-âciz çoğul biçimi
– Acizler, düşkünler, zavallı kimseler
– Gücü bir şeye yetmeyen hayatını idame ettiremeyen güçsüz kimseler
Cümle içinde kullanımı: ” Biz ne kadar kabul etmek istesek de ülkemiz de aceze olduğu sürece asla iyi yetişmiş bir kültüee sahip olamayacağız. “
Kelime Kökeni: Ad
– Osmanlı ordusunda kapıkulu askeri, eri yetiştirmek için açılmış olan okul
Cümle içinde kullanımı: “Acemi ocağına seçilen erkekler kısa bir eğitimin ardından kapıkulu eri olarak orduya katılırdı.”
Osmanlı sarayında Darüssaade ağası haremden sorumlu üst düzey görevlilerdir. Bir diğer adı Kızlar ağası olan bu görevliler Osmanlı Devletinde padişah ve sadrazamdan sonra gelen en yüksek üçüncü mertebede yer alırlardı. Hadım edilmiş siyah ırktan zenci erkek köleler arasından seçilirlerdi ve padişahın huzuruna rahatlıkla çıkma yetkisine sahiptiler. Padişahın huzuruna çıktıklarında yakalarına taktıkları samur kürklerden kolaylık ayırt edilebilirlerdi.
Baltacılar olarak adlandırılan sarayın güvenliğini sağlayan görevlilerin kumandanlığını yapmaktaydılar. Padişah ve Valide Sultan, Padişah ve Sadrazam arasındaki haberleşmeyi üstlenirlerdi. Darüssaade ağası ayrıca hareme yeni gelen cariyelerin alımı, haremdeki sünnet düğünü, nikah ve diğer törenleri düzenlemekle yükümlüydü. Hareme giren hadım edilmiş zenci köleler en düşük rütbe ile görevlendirilerek sırasıyla acemi ağası, nöbet kalfasıı, ortanca hasıllı, onikinci hasıllı, yaylabaşı gulamı, yeni saray baş kapı gulamı görevlerine atanarak içlerinden en başarılı olanları Darüssaade ağası olarak atanırdı.
Darüssaade ağaları görevden alındıklarında Mısır’ gönderilerek ömürlerinin sonuna kadar maaşa bağlanırdı.
Kelime Kökeni: Ad
– Osmanlı sarayında görevli zenci harem ağaları
– Hareme yeni alınan cariyelerin ağasına verilen unvan
Cümle içinde kullanımı: “Osmanlı sarayındaki acemi ağalar rütbeleri artıkça darüssaâde ağalığına kadar yükselirdi. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Arap soyundan olmayan İranlı, İranlı, Aceme mensup kimse
– Yabancı
– Toy, tecrübesiz, deneyimsiz
– Beceriksiz kimse
– Acem dili, Farsça
Cümle içinde kullanımı: “Askeriye de ayak işlerini acemî erler yapar, ancak usta birliğine geçtiklerinde bu temaşalardan kurtulurlar. “
Kelime Kökeni: Özel ad
– İran halkının kullandığı dil, Farsça
– Bu dille yazılmış eserler, kitaplar
Cümle içinde kullanımı: “Eski acemce kaleme alınmış kitapların birer nüshalarını alıyor ve kütüphanemizde barındırıyoruz.”
Kelime Kökeni: Arapça-acem+Farsça-âne
– Acemlere yakışır biçimde, Acemlere yakışır tarzda, Acemlere özgü
– Yabancı gibi
Cümle içinde kullanımı: “Elde dikilen bu kunduralar tam acemâne özgü olmuşlar. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Acele ile, ivedilikle, çarçabuk, acilen, sabırsızlıkla, çabucak, çabucacık
Cümle içinde kullanımı: ” Ekseriya aceleten yapılan işlerden hayır gelmez. ben buna inanırım.”