İLKYAZ – Gülten Akın

İLKYAZ

 

Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya

Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar
Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya
Yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı
Bakıp kapatıyorlar
Geceye giriyor türküler ve ince şeyler

“Memelerinde biraz irin, biraz balık ve biraz gözyaşı
Bir dev oluyorsun deniz deniz deniz
sisin dere ağızlarından sokulup akşamları
Fındıklarımızı basıyor
Neyleriz kararan tomurcukları
Çocuklarımıza yalvarıyoruz: Aç durun biraz
Tecimenlere yalvarıyoruz:
Bir “Hotel” bir gizli evlenme az çiziniz
Bir banka az çiziniz bir yalvarma
Bizden size ve sizden dışardakilere

Karılarımızı yolluyoruz tırnaklarını kesmeye ve demeye
-Evet efendim-
Çocuklarımızı yolluyoruz dilenmeye
Bizler gidiyoruz yatağımız tanrıya emanet
Yazların motorlu çingeneleri

Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya

Baba evleri, ilk kez girilen ırmağa dönüş
Toprağa tutku, kendinden dolayı
Kulaklarımızı tıkıyoruz: Para para para
Kulaklarımızı açıyoruz: Kavga kavga kavga
Sorar belki biri: Kavga ama neden kavga
Komşumuza sonsuz balta, karımıza yumruklar içinde
-Bilmiyoruz neden kavga.

Sonra kasabanın cezaevinde
Silgimizi göz önüne yerleştiriyoruz
Günlerimiz iterek genişletiyoruz
Yer açıyoruz karılarımızı düşünmeye
Bizsiz geçen menevşeyi düşünmeye

Durup ince şeyleri anlatmaya
Kimselerin vakti olmasa da
Okulların kadın öğretmencikleri
Tatil günlerini çoğaltsalar da
Kutsal nemiz varsa onun adına
Gözlerimiz için bağlar dokusalar da
Birikimler ve çizgiler gitgide gitgide
Açmaya ilkyaz çiçekleri

Bir gün birileri öte geçelerden
Islık çalar yanıt veririz

Kitap Yazarak Milyarder olan Yazar Kimdir?

Kitap Yazarak Milyarder olan Yazar Kimdir?

Başlığa bakıldığında aklınıza mutlaka bir iki isim gelmiştir sanıyoruz.  İsterseniz işinizi kolaylaştıracak küçük bir ipucu daha verelim.  Çocukluğumuzun ve gençliğimizin ilk yıllarında hepimiz mutlaka Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu da okumak istemişizdir.

Tebrikler, sonunda doğru cevabı buldunuz.  Dünya üzerinde kitap yazarak milyarder olan yazarımız J. K. Rowling tarihe geçen Harry Potter serisinin yaratıcısı.  Zorlu bir hayattan, maddi zorluklardan kitaplara ve yazılarına tutunarak başarı hikayesini yeniden yazan kahramanımız diyebiliriz ona.  Onu yeniden şekillendiren, iyileştiren ve hayal dünyasında barındırdığı mucizeleri Harry’nin büyülü serüveninde bizlere aktarmayı seçti.

Haklı şöhretiyle ünlü yıldızları sollayan J. K. Rowling, hiçte sandığınız gibi refah bir hayattan gelen zengin biri olarak atılmamış bu sektöre.  Hayat hikayesini sizler için derleyerek muhteşem başarı öyküsünün hepimize ibret olması ve teşvik etmesi için paylaşıyoruz.

J. K. Rowling 31 temmuz 1965’de İngiltere de gözlerini dünyaya açtı. Çocukluk döneminde kilolu, kavanoz dipli gözlükleri ve çilleriyle görünmeyen tiplerden birisiydi.  İçine kapanık, çoğu sporda başarısız bir dönem geçirdiği biliniyor.  Tek eğlencesi ise küçük kız kardeşi Dianne ile Wye nehrine yaptığı küçük gezintilerdi.

Yüksek öğrenimini  Exeter Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamladığında ise Londra’ya taşındı.  Bu süreçte iki lisan bilmesi nedeniyle sekreter olarak çalışmaya başladı, ama mutlu değildi. Ona göre ‘‘Onlar, yabancı lisanın, iyi bir sekreterin kariyerinde elzem olduğu fikrinden yola çıkıyorlardı. Oysa bir türlü organize olmayı beceremeyen bendeniz, bu dünyada sekreterlik yapabilecek son kişiyim’’diyordu.

Küçüklüğünden ve ergenlik döneminden bu yana tek kurtarıcısı yazmak olmuştu. Yazıyor, yazıyor ama katiyen paylaşmıyordu.  Beğenmediği için yazdığı iki romanı yakacak kadar kendine bu konuda güvenemiyordu.

Televizyon muhabirliği yapan Jorge Arantes ile 16 Ekim 1992’de evlendi. Bu evlilikten Jessica ismini verdikleri bir kız çocuğu sahibi oldu.  Ne yazık ki aile içi şiddet dolayısıyla evliliğini 1995 de bitirme kararı aldı.  Kızıyla birlikte yeni bir yaşama atılan Joanne bekar bir anne olarak işsizdi.

Harry Potter’ın oluşum aşaması ise  Manchester’den Londra’ya yaptığı tren yolculuğunda başladı.  Potter soyadı okul yılları arasında dahil olduğu arkadaş grubundaki bir kız ve erkek kardeşlerin soy ismiydi.  Kendi soyadı ingilizce de yuvarlananla kafiyeli olduğu için çok fazla akran zorbalığına maruz kalmıştı.  Potter soyadıyla da dalga geçilmesine rağmen Joanne için bu soy isim oldukça hayranlık uyandırıcıydı.

Tren raylar üzerinde süratle yol alırken Harry Potter’in mutlaka bir büyücü olması gerektiğine ve büyücülerin yetiştiği bir okulda okuması gerektiği fikrini şekillendirdi. Harry Potter’ın ilk kitabını ise Nicolson’s Cafe ‘de yazdı.  Kitabı yazarken yanında pusette yatan bebeğiyle Felsefe Taşını 5 yılda bitirebildi.  Bu sürecin 4 yılında hem çalışıyor hem kızına bakıyor hemde yazıyordu.

İngilizce öğretmenliği yaptığı sırada Sırlar Odasını 2 yılda yazdı.  Azkaban Tutsağını ise 1 yılda yazarak bu konu da giderek profesyonelleştiğini kanıtlıyordu.

 

Harry Potter’ın ilk kitabı Felsefe Taşını gönderdiği 12 yayınevinden tek tek ret cevabı gelirken sadece bir tanesi basmak için gönül oldu. Bunun nedeni ise yayınevi sahibinin 8 yaşındaki çocuğunun kitabın ilk kısımını beğenmesiydi.  Yayınevi sahibinin erkek okuyucuların bir kadın yazarı okumak istemeyecekleri tavsiyesi üzerine isminin baş harfleri kısaltılarak erkek ismini çağrıştırmasına karar verdi. Ve Harry Potter J. K. Rowling adıyla basılırken, yazarın kendisi dahil kitapların 400 milyonun üzerinde satış yapacağını hayal etmemişti.

Çocuk kategorisinde basılmasına rağmen gençlerin ve yetişkinlerin sevdiği Harry Potter serisi 2001 yılında beyaz perdeye aktarıldı.  Ünü giderek artan J. K. Rowling aynı zamanda satışların üzerinden kazandıklarıyla dolar milyarderi olan ilk yazar ünvanını kazandı.

Birleşik krallığın en zengin kadını olan J. K. Rowling yaptığı yardımlarla ve yazmaya olan sevgisiyle hala üretmeye devam ediyor.

Başarısını ve azmini tebrik ederken, milyonlarca insanla harika hayal gücünü paylaştığı için minnettarlığımızı sunuyoruz…

 

Japon Kadınların Topuklu Ayakkabıya Direnişi #KuToo

Japon Kadınların Topuklu Ayakkabıya Direnişi #KuToo

Kadınlar için topuklu ayakkabılar vazgeçilmez bir güzelliği yansıtmasına rağmen çoğu zamanda azap vericidir.  Şık ve gösterişli görünümlerine kıyasla uzun saatler boyunca giymek her kadına zor anlar yaşatmaktadır. Çoğu kurumlarda ise kadınların çalışma süreleri için de topuklu ayakkabı ve takım elbise giyme zorunluluğu vardır.

Japonya da ise her hangi iş alanlarında çalışan kadınların topuklu ayakkabı giyme uygulaması yasa tarafından zorunlu kılınmış halde.  Bu yasanın yürürlükten kalkması için başlatılan direnişin adı #KuToo!

Peki nedir bu KuToo? 

Japonya’da ayakkabı anlamına gelen kutsu ve acı anlamına gelen kutsuu kelimelerinden türetilen KuToo, topuklu ayakkabı giyme mecburiyetine başlatılan bir direniş olarak sosyal medyada başlatıldı.

Bu direnişi başlatan aynı zamanda yazar ve aktris olan Yumi İşikava, attığı bir tweet ile ayakkabı giyme zorunluluğuna olan tavrını belirtti.  Ek iş olarak cenaze evinde çalıştığı süre da topuklu ayakkabı giyme zorunluluğundan hoşlanmayan ve bir çok kadının da aynı mutsuzluğu yaşadığını belirten İşikava; “Birçok insanın aynı sorunla karşı karşıya olduğunu fark edince bu kampanyayı başlatmaya karar verdim” diyerek bir kampanyaya adımını attı.

İnternet üzerinden 20 bin kadının imza attığı kampanya Çalışma ve Sağlık Bakanlığına dilekçe olarak da sunuldu.  Kampanyanın amacı ise iş yerlerinin kadınlara topuklu ayakkabı giyme zorunluluğunun yasaklanmasını talep ederken, bunun bir zorunluluk değil tercih sebebi olmasını istemeleri.

Dilekçe hakkında yetkililerle konuşan yazar  Yumi İşikava, başlattıkları bu kampanya için “İşverenlerin kadınları cinsel bir ayrımcılık olan topuklu ayakkabı giymeye zorlamasını yasaklayacak kanunların çıkarılması için dilekçemizi sunduk” açıklamasında bulunurken, sağlık açısından uzun saatler topuklu ayakkabı giymenin zararlarına da değindi.

Dayanılmaz sırt ve bel ağrılarıyla birlikte ayakların şişmesine sebebiyet veren topuklu ayakkabılar, Japonya’daki bir çok kuruluşun ve iş verenin topuklu ayakkabı giyen kadınları işe aldıkları da saptanmış durumda.  Bu algıyı kırarak erkek ve kadın çalışanların arasındaki bu ayrımcılığın ve psikolojik baskının kaldırılması için bir çok kadın dayanışma geçti.

Japon hükümeti ise cinsel ayrımcılık olarak görülen bu talebi değerlendirmeye aldı.

Filofobi (Aşık Olma Korkusu) Nedir?

Filofobi (Aşık Olma Korkusu) Nedir?

Filofobi tıp dilinde aşık olma korkusuna verilen addır.  Bu rahatsızlığa sahip olan kişi duygusal birliktelik yaşamaktan aşırı derece de korkarak kaygılanmaktadır.  Sebebi bilinmeyen bir rahatsızlık olmakla birlikte geçmiş kötü tecrübelerden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Bu fobiye sahip kişiler herhangi duygusal bir birliktelik yaşayacakları kişiye karşı mesafeli dururken, bir araya gelmekten korkmaktadırlar.  Kaygı düzeyi artarken kalp atışları düzensizleşerek hızlanabilir ve mideleri bozulabilir.  Tamamen psikolojik bir rahatsızlık olan Filofobi tedavi edilebilir.

Aşk ve sevgi tarzı ilişkilerin daima acı ve terk edilme hislerini taşıdığını düşündükleri gibi bu acıdan kaçma dürtüsüyle hayatlarına birini dahil etmekten çekinirler.  Yada daha öncesinde kalp kırıklığıyla biten ilişkilerinin üstesinden gelememekte filofobiye neden olabilmektedir.

Kişi bu rahatsızlığının farkına vardığı anda psikolojik destek alarak sorunun üstesinden gelebilir. Uzmanların filofobi tedavisi için önerdiği iki tedavi seçeneği bulunuyor.

İlk olarak bilişsel davranış terapisi ve duyarsızlaştırma terapisi alarak olumlu sonuç kazanma ihtimalleri yükselir.  Filofobik kişi bu hislere karşı duyarsızlaştırılana kadar insanlarla sürekli etkileşim halinde olur, düşünce dizisindeki olumsuz düşüncelerin zihninden uzaklaştırılmasına yardımcı olur.

Terapiler sonucunda kişi olumsuz düşüncelere karşı nötr hale gelerek korktuğu ve ürktüğü şeye karşı direnç kazanarak tepkisini kontrol altında tutmaya başarabilir.

Hayal kırıklıkları, reddedilme korkusu ve mutsuzluktan beslenen Filofobi küçük yaşlarda ebeveynlerin yanlış eğitimleriyle de gelecekte kişiyi aşık olma korkusuna maruz bırakabilir…

Otobüste Yer Vermediği İçin Tutuklanan Rosa Parks, Kimdir?

Rosa Parks Kimdir?

 

Rosa Luise Parks, 4 Şubat 1913 yılında ABD Alabama eyaletinde doğmuştur.  Adını ve inandığı düşünceleri dünya genelinde duyuran bir aktivist olan Rosa, siyah ten rengiyle Afroamerikandı. Anne babasının evliliklerini sonlandırması nedeniyle anne ile birlikte Pine Level bölgesinde yaşamaya başladı.  İlk eğitimi öğretmen olan annesi tarafından 11 yaşına kadar evde verildi.  Endüstri Kız okulunu bitiren Rosa, eyalet zenci okuluna başladığında annesi ve büyükannesinin hastalığı nedeniyle eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı.

Raymond Parks ile 1932 yılında evlendi, eşinin sayesinde lise eğitimini tamamladı.  Eşi Raymond Parks berber aynı zamanda ise Renkli İnsanları Geliştirme Ulusal Birliği (NAACP – National Association for the Advancement of Colored People) aktif üyesiydi.  Rosa Parks da NAACP üye olarak aktif bir rol aldı.

Tarihi değiştiren, dolu bardağı taşıran son olay ise 1 Aralık 1955 de gerçekleşti. Montgomery de Cleveland Avenue otobüsünde başlayan tarihi dönüm, Rosa Parks’ın çalıştığı dikiş atölyesinden otobüse binmesiyle başlamış oldu.

1950 yıllarda ırk ayrımı aygın bir şekilde hem kanunlarda hem de toplum arasında belirgin şekilde yürütülüyordu. Şehir otobüsleri beyazlar ve Afroamerikan olan yolcuları oturma düzeninde ayrıyordu.  Beyaz yolcular otobüsün ön koltuklarına otururken, Afroamerikan yolcular ise otobüsün arka kısmında oturabiliyordu.  Herkes aynı ücrete tabi olmasına karşın otobüs dolduğunda ayakta kalan beyaz yolcular talep ettiği sürece siyahi yolcular koltuklarından kalkmak zorundaydı.

Otobüsü ikiye ayıran colored tabelasını gerek gördüğünde şoför geriye çekerek beyaz yolculara fazladan yer açıyordu.  Bu durumda siyahi yolcuların itiraz etmesi dahilinde şoförün arabayı durdurup sürmeme yetkisi bulunuyordu.

Böylesi zalim, haksızlığın ön planda tutulduğu kamu düzeni Afroamerikan vatandaşların ikinci sınıf insan muamelesi görmesine neden oluyordu.

42 yaşında geçimini terzilik yaparak karşılayan Rosa, iş günün sonunda sadece bir an önce gitmek ve dinlenmek için otobüse bindi.  Normal zamanlarda yapılan bir ayrım yüzünden çoğu zaman yürümeyi seçiyordu. Sonrasında olayla ilgili ‘’Otobüslerdeki bu muameleye tahammülsüzlüğüm 1 Aralık günü başlamadı. Montgomery’de otobüse binmek yerine işe yürüyerek gidip geldiğim çoktur’’ yorumunu yapmıştı.

Ki James Blake adındaki şoför Afroamerikalı yolculara olan tahammülsüzlüğüyle bilinmesine rağmen, Rosa yorgunluktan umursamaz ve yerine oturur.  Otobüsün ilk dört sırası dolduğunda bazı beyaz yolcular ayakta kalır, otobüsü durduran James Blake, colored tabelasını iki sıra arkaya çekerek Afrika-Amerikalı yolculara arkaya geçmesini buyurur.

Rosa’nın yanında duran diğer üç erkek kalkıp arkaya geçerken Rosa Parks, kalkmak yerine boşalan cam kenarına geçerek şoföre isyan eden bakışlarla bakar. Artık bu ikili düzenden, itilip kakılmaktan ve yok sayılmaktan bıkmış usanmıştır.

Şoförün “Neden kalkmıyorsun ?” soruna ise gayet rahat bir şekilde, ‘Çünkü kalkıp yerimi bir başkasına vermem gerektiğine inanmıyorum.’ yanıtını verdi.  Bir röportajında o anı anlatırken

artık bir insan ve bir vatandaş olarak hangi haklara sahip olmadığımı kesin olarak bilmek istiyordum. İnsanlar, benim o gün çok yorgun olduğum için koltuğumdan kalkmayı reddettiğimi söyleyip duruyorlar. Doğru, yorgundum ama asıl sebep bu değildi. İş günü olmasının fiziksel yorgunluğu değildi bu. Yaşlı da değildim, 42 yaşındaydım. Çok yorgundum. Sürekli aşağılanmaktan ve bunu kabullenmekten yorgundum’’ demiştir.

Polisi çağırarak Rosa Parks’ı otobüsten tutuklatarak çıkarttıran şoför, sözde kamu düzenini sağlıyordu.  En doğal hakkı olan koltuğunu vermek istemeyen bir kadının hakkını gasp ettiğini düşünmüyordu.

Rosa Park verdiği röportajların birinde “Aşağılanmak istemiyordum. Parasını ödediğim koltuktan kaldırılmak istemiyordum. Tutuklanmak gibi hevesim yoktu. Zaten işim başımdan aşkındı. Ancak o yol ayrımına gelince, direnişi seçmekte tereddüt etmedim. Çünkü buna artık yeterince katlandığımızı hissettim. Ne kadar taviz versek, ne kadar sussak, baskı da aynı oranda artıyordu.” diyerek düşüncelerini savundu.

Rosa’nın tutuklanması ilk başlarda çoğu kişi tarafından farkına varılmadı.  NAACP Montgomery şubesi başkanı sendikacı Edgar Nixon ve Parks’ın bir arkadaşının 100 dolarlık kefaleti kendi cepleri üzerinden ödemesiyle Rosa tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Kadınların politik konseyi üyesi olan Jo Ann Robinson ayrıca Alabama Üniversite profesörü idi. Onunda bilgisine baş vurularak bir gece de 35 bin el ilanı basılarak halk boykota çağrıldı.

Boykotun başladığı gece kilisi de “insani muamele görünceye, siyahi şoförler de işe alınıncaya, ve ortadaki değişken statülü koltuklara ‘ilk gelen oturur’ statüsü verilinceye kadar” kararı alındı.  Tam 381 gün süren boykot boyunca hiçbir Afrikalı-Amerikalı şehir otobüsüne binmedi.  Arabası olanlar otobüs ücreti karşılığında birbirlerine destek oldular, her yere yürüyerek gidip geldiler ve bazı beyaz kadınlar arabalarıyla yardımcı olarak gitmeleri gereken yere ulaşmalarını sağladı.

Montgomery Otobüs boykotuna 40.000 kişi katılırken Rosa Parks’ın mahkemesinden çıkan sonuçta kamu düzenine itaatsizlikten 14 dolar cezaya çarptırıldı. Şehirde bir duyarlılık oluşmasına, boykotun işe yaramasına rağmen çoğu siyahi vatandan şiddete uğrayarak caydırılmaya çalışıldı.  Mt Zion kilisesinde toplanan Rosa ve bir grup aktivist “Montgomery Improvement Association” bir topluluk kurmayı kararlaştırdılar. Ve başkanlığa ise Martin Luther King Jr.  26 yaşındaki vaiz seçildi.  Devam eden süreçte Luther King’in evine bombalı saldırı düzenlendi.

381 gün süren ‘artık yeter!’ çağrısı ve boykot sonunda zafere ulaştı.  Şehir belediye otobüslerini işleten şirket dahi büyük zarara uğramıştı.

Martin Luther King Jr. önderliğinde devam eden sivil haklar hareketi 1964 Sivil Haklar Yasasının çıkmasını sağladı.  Siyahilere reva görülen ayrımcılığa son verilerek beyazlarla aynı haklara sahip oldukları kabul edildi. Rosa Parks bu dönemde bir çok zorluğa göğüs gerdi, beyazların ona iş vermemesi ve şiddet gösterileriyle karşılaştı.

Rosa Parks 1994 de İsveç Stockholm tarafından Barış Ödülüne layık görüldü.  2O. yüzyılın ilk 20 insan figürü olarak seçildi…

 

Tarihi Değiştiren Kadınlar!

Tarihi Değiştiren Kadınlar!

Ataerkil toplum düzenine kafa tutan, cesaretleriyle hem cinslerine ışık olan Kadınlar, kadınlarımız dünyamızı yaşanır hale getirmek için çaba sarf etmişlerdir.  Erkeklerin saygınlık gördüğü kadınların ise ikinxi sınıf insan muamelesi gördüğü dönemlerde başarılarıyla kendi alanlarında farklılık yaratan 5 güçlü ismi sizler için derledik.

Varlıklarıyla evreni yaşanır kılan bu isimler, düşünceleri ve devrimleriyle ses getirerek insanlık tarihine isimlerini unutulmaz harflerle kazımışlardır.

Yüce gönüllü 5 kadın kahramanımız;

1- Sabiha Gökçen 

Atatür’ün manevi kızı olan Sabiha Gökçen, dünyanın ilk kadın savaş pilotudur. Ülkemizde yetişen ilk kadın pilot olan Sabih Gökçen, gökyüzünde süzülerek yapamazsın diyenlere inat Türk kadının isterse her şeyi rahatlıkla yapabildiğinin yalın bir göstergesidir.  30’un üstünde ödüle, nişana, liyakat madalyasına sahip olan pilotumuz Amerikan Hava Kurmay Koleji tarafından “Adını Dünya Tarihine Yazdıran 20 Havacı”dan birisi olarak seçilerek, Türk Kadını tekrar onurlandırmıştır.

2- Marie Curie 

Polonya asıllı dünyaca ünlü kimyager ve fizikçi olan Marie Curie, iki farklı alan ile Nobel ödülünü olan tek bilim insanıdır.  Radyoloji bilimini kurması bir yana Radyum elementini keşfederek, bilim dünyasında yaşayan bir efsaneye dönüşmüştür.  Profesör unvanıyla üniversite de ders veren ilk bilim kadını olma vasfıyla bir çok ünvana sahiptir.

3- Afife Jale

Gerici topluma inat azmiyle hayallerinin peşinden giden bu yol uğruna alışılmış düzeni bozan Afife Jale, ilk Müslüman kadın tiyatrocudur.  Müslüman kadınların sahneye çıkma yasağına rağmen Apollon Tiyatrosunda sahneye çıkan Afife Jale, bu anı için “Hayatımın en mesut gecesiydi…” demiştir.  Sahne yasağı yüzünden bir çok kez polislerden kaçmak zorunda kalan Afife Jale’nin imdadına Atatürk yetişerek Türk kadınının sahneye çıkma yasağını kaldırarak önünü açmıştır.

4- Coco Chanel

Tarihte kadınlar için rahat kıyafetler tasarlayarak erkekler gibi kadınlarında pantolon giymesi için yol açmıştır.  Sıkı korselerin kabarık eteklerin mahkumiyetinden kadınları kurtararak, rahat kıyafetler giyebileceğini ön gererek moda dünyasını baştan sona değiştirmiştir.  “Yüzyılın en önemli 100 kişisi” arasındaki yeri almıştır.

5- Rosa Parks 

Siyah kadın hareketinin simgesi ve öncüsü olarak görülmektedir.  Afroamerikan Sivil Haklar Hareketinin mihenk taşı olan Rosa Parks, 1955 yılında hala yürürlükte olan ırk ayrımında bir devrimi gerçekleştirmiştir. O dönemde siyahlar otobüsün en arkasına otururken, beyazlar otobüsün ön tarafında ayrı şekilde oturma düzenine sahipti.  Beyaz ırk istediği sürece siyahiler yerinden kalkmak zorundaydılar.  Rosa Parks ondan yerini isteyen beyaz adama vermeyerek tutuklandı.  Bu olay büyük bir infiali başlatırken siyahiler tarafından devlet ve ırk ayrımı boykot edilir. Yıl 1964’ü gösterdiğinde ten ayrımını ortadan kaldıran sivil haklar kanunu çıkmıştır.

Aysel Git Başımdan – Attila İlhan

 

 

Aysel Git Başımdan – Attila İlhan

Aysel git başımdan ben sana göre değilim 
Ölümüm birden olacak seziyorum. 
Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim 
Aysel git başımdan istemiyorum. 

Benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün 
Dağıtır gecelerim sarışınlığını 
Uykularımı uyusan nasıl korkarsın, 
hiçbir dakikamı yaşayamazsın. 
Aysel git başımdan ben sana göre değilim. 
Benim için kirletme aydınlığını, 
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim 

Islığımı denesen hemen düşürürsün, 
gözlerim hızlandırır tenhalığını 
Yanlış şehirlere götürür trenlerim. 
Ya ölmek ustalığını kazanırsın, 
ya korku biriktirmek yetisini. 
Acılarım iyice bol gelir sana, 
sevincim bir türlü tutmaz sevincini. 
Aysel git başımdan ben sana göre değilim. 
Ümitsizliğimi olsun anlasana 
hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim. 

Sevindiğim anda sen üzülürsün. 
Sonbahar uğultusu duymamışsın ki 
içinden bir gemi kalkıp gitmemiş, 
uzak yalnızlık limanlarına. 
Aykırı bir yolcuyum dünya geniş, 
Büyük bir kulak çınlıyor içimdeki. 
Çetrefil yolculuğum kesinleşmiş. 
Sakın başka bir şey getirme aklına. 
Aysel git başımdan ben sana göre değilim, 
ölümüm birden olacak seziyorum, 
hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim. 
Aysel git başımdan seni seviyorum…

Mavi Akımı Nedir, Maviciler ve Şiirleri

Mavi Akımı Nedir, Maviciler ve Şiirleri

Ankara’da yayımlanmaya başlayan “Mavi” dergisi Attila İlhan öncülüğüyle toplanan sanatçıların oluşturdukları yeni bir edebi akıma ev sahipliği yapmıştır.

Tahsin Yücel, Ferit Edgü,  Orhan Duru, Ahmet Oktay, Demir Özlü, Özdemir Nutku, Demirtaş Ceyhun’dan oluşan edebi topluluk, Garip Akıma karşılık bir araya gelmişlerdir.  Orhan Veli’nin şiir anlayışının aksine şairane bir yaklaşımla şiire dokunmayı seçmişlerdir.

Attila İlhan ve sonradan Maviciler olarak adlandırılan şairler, şiirin zengin benzetmelerle derinliği olması gerektiğini ve basite alınmaması gerektiğini savunmuşlardır.

Mavi dergisi 1952-1956 yılları arasında çıkar ve 36. sayısından sonra yayım dünyasına veda eder.  Yenilikçi şiiri savunmalarına rağmen Garipçilerin aksine şiirin açık olmaması gerektiğini, anlam kapalılığının şiir düz yazıdan ayıran bir özellik olduğunu iddia etmişlerdir.  Mavi rengi hürriyetin ve barışın rengi olması nedeniyle özel olarak seçilmiştir.

Türk şiirinde yeni bir eğilim ortaya atan Maviciler, içli zengin benzetmeleriyle şiire farklı bir soluk getirmişlerdir.  Attila İlhan Garipçilerin şiirleri üzerine “Batılı ve Türk olabilen bir esthetique (estetik) bir bileşime varabilme sorunu” içinde olduğunu, ancak önce Garip sonra İkinci Yeni hareketinin şiirimizi “yozlaşmaya” götürdüğü yorumunda bulunmuştur.

Mavicilerin Şiirleri;

Üçüncü Şahsın Şiiri –  Attila İlhan 

gözlerin gözlerime değince
felâketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felâketim olurdu ağlardım

ne vakit maçka’dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgâr aklımı alırdı
sessizce bir cıgara yakardın
parmaklarımın ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felâketim olurdu ağlardım

akşamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felâketim olurdu ağlardım

Dizeler – Ferit Edgü 

üç sözcükten oluşan bir cümleye
“hayat buymuş demek”
sığacak denli yalındır yaşam

insan yalnız yaptıklarıyla değil
yapmadıklarıyla da insandır

yıllardır
“bana yaşamımı geri ver”
diyeceğim
birini arıyorum

savaşa gitmedim
para sahibi olmadım
ünüm, unvanım olmadı

tüm yaşamım boyunca eksik bir şey vardı
hiçbir zaman bulup çıkaramadım

İnsan Tabiatında Aşk!

İnsan Tabiatında Aşk!

Ben anlamam efendim aşktan!

Hiç boşuna dilinizdeki tüyü bitirmeyiniz, kalbim çorak bir arsadan ibarettir.  Katıdır her şeyden önce, sulak topraklarımı güneş çatlatıp kurutmuştur.

Yalnız bilmenizi isterim ki çakıl taşlarıyla kaplı olan gönlüm şırıl şırıl suların aktığı vahalara özenti duymaz. Kendi kendine yeten kuru otlarım arada ister yumuşak bir dokunuşun hafifliğini.

Yakıcı meltemler estiğinde yalnızlığıma sirayet eden sol cenahım, bilir ki kalabalıkların insan kalbini avutmaya yetmediğini.

İnsan değil mi ki ana kuzusudur, elbet arar ona aynı şefkati sunacak sıcak bir dili, merhametli kolları.

Efendim şımarıklığımı mazur görünüz, toyluğumdan bu yana hasret kaldıklarımdan çekinirim.  Ruh ne isterse, neye büyük bir istek duyarsa kavuştuğu anda sıkılır hülyasından.

Dönemler değiştikçe insan nefsi de dallanır budaklanır ve ehli bir el tarafından budanır.  Benim cılız dallarım vaktinden önce kesildiğindendir belki de bu küskünlüğüm.

Sözlerimi sakın ha yanlış anlamayınız.

Tabiata, gökteki beyaz bulutlara hiçbir insan evladı arkasını dönemez. Benim kırgınlığım Yaradan’a değildir, çiğ süt emdiğini inkar eden mahlukatadır.  Ne olursa olsun her canlı aslına inkara kalkışmamalı, ben buyum derken asıl olan karakterini süse püse boğmamalı.

Aklımda cereyan eden sorunsallarım bu denli aksak ve rutubetliyken, bana aşktan nasıl söz edersiniz efendim?

Dünya da sevilmeye denk, ruha esenlik veren, gözlerde tükenen feri yeniden yakacak bir kalp ehli bulmak mümkün mü?

  -Semra Şenol

 

Yin Yang Nedir?

Yin Yang Nedir?

Çin ve Uzak Doğu ülkelerinde karşıtlıkla zıtlığın bir arada uyum içinde bulunduğu, birbirini tamamlayıcı dengede bir bütün oluşturduğunu ifade eden kavramdır.  Evren ile doğa arasındaki ilişkiyi araştırıp aralarındaki bağlantıyı açıklamaya koyulan bir kavram olan Yin Yang, Asya’daki coğrafyada kendisine bir çok taraftar bulmuştur.

Yin Yang felsefesine göre doğadaki her şeyin bir zıttı vardır.  Bu iki zıt güç olmadan düzen ve hareket mümükün değildir, Yin ve Yang iki zıt gücü temsil etmektedir.

Evren zıtlıkların bir arada bulunduğu bir yaşam kompleksidir, ancak bir arada var oldukları sürece varlıklarını sürdürebilirler.  Yin Yang felsefesi anıldığında akla gelen siyah-beyaz amblem, her siyahın içinde beyaz bulunduğu gibi beyazın içinde de siyah bulunmaktadır.

Yin ve Yang eksi ve artı değerlerin sembolize eder, amblemde ki kavis döngü ise değişimi ifade etmektedir.  Yin; dişiyi, geceyi ve koyu renkleri temsil ederken. Yang ise; erkeği, güneşi ve açık renkleri sembolize etmektedir.

İkisinin varlığı neticesinde zıtlıkları birbirini tamamlar ve anlamlı kılar.  Yin Yang felsefesince hayattaki her şey zıttı ile varlık kazanabilir.

Kısaca her Yin içinde Yang, her Yang içinde Yin bulunur ve zamanla birbirlerine dönüşebilirler…