Bir Modern Zaman Katili: Graham Young’un Hikayesi

Graham Young kurbanlarını zehir kullanarak öldüren İngiliz  bir seri katildi. Kimyaya olan yatkınlığı ve zehirlere duygu özel ilgisiyle çevresindekilere ölüm saçan Graham, kan donduran cinayetlerine küçük yaşta başladı.

7 Eylül 1947 ‘de doğan Young, büyüdüğünde zehir avcısı olarak anılacaktı.  Küçük yaşta annesini kaybeden ve  babasının bakımını üstlenmemesi sonucunda teyzesi tarafından yetiştirildi.  Sakin ve efendi bir çocuk gibi görünen Young, okulda kimya dersi almaya başladığında yeni bir hedefe ulaştı. Kimya dersinde yapılan deneyler onu çok etkilemiş ve bu yol doğrultusunda kendisini yetiştirmek istemesine sebebiyet verdi.

Teyzesinin evinde gizlice deneyler yaparak, kendi çabasıyla kimya konusunda uzlaşmış birine dönüşen Young özellikle kendi bulduğu zehir karışımlarında oldukça başarılı bir hale geldi.  Her koşulda zehir üretebilecek seviyeye ulaştı.

Şeytani planlarına ise ilk defa, yeniden evlenerek ablası ve kendisini yanına alan babası ile üvey annesi üzerinde denedi.  1961 yılında Young ailesi kusma, ishal ve şiddetli karın ağrısı nedeniyle doktora gitti.  Ablası da dahil olmak üzere Young çevresindeki okul arkadaşları da olmak üzere bir çok kişi nedeni bilinmeyen ağrılar çekmeye başladı. Zehir yapmada olduğu kadar dozaj ayarlama konusunda da iyice ustalaşmıştı.

Young’u doğduğu günden bu yana tanıyan teyzesi, babasına kuşkularından ve yeğeninin neler yapabileceğinden bahsetti. Frederick Young ise oğlunun böyle bir şey yapmayacağından emin, ona güveniyordu.

21 Nisan 1962 de giderek zayıflayan ve durumu iyice kötüleşen üvey annesi öldü.  Bu ölümün ardından ise babası fenalaşarak hastaneye kaldırıldı.  Doktorların teşhisine göre antimon zehirlenmesiydi ve bir doz daha aldığı taktirde ölmüş olacağını belirtti.

Teyzesi bu durum sonucunda Graham Young’un okuluna giderek şüphelerinden bahsetti, Kimya öğretmenin kapaklı sırasında zehir bulmasıyla polise haber verildi. 23 Mayıs 1962 de yargılamadan önce iki ayrı psikatrist tarafından muayene edildi, zorlu sorgusu sırasında ailesini ve okul arkadaşlarının bazılarını zehirlemeye çalıştığını itiraf etti.

Psikatristlerin tanısına göre kişilik bozukluğu ve şizofren tanısı nedeniyle yargılandı yasa dışı eylemler yapan akıl hastanelerinin gönderildiği Broadmoor Hastanesine 15 yıl yatma cezasıyla kapatıldı.  9 yıl geçtiğinde ise artık zehirlere karşı ilgisi olmadığı nedeniyle kamu için tehlike arz etmediği kararıyla taburcu edildi.

Bu dokuz yıl boyunca görülenin aksine tıp çalışmalarını takip eden ve kendisini bu konuda yetiştiren Young, kimyagerliğini gizliden gizliye geliştirmişti.  Daha sonra ortaya çıkan gerçeklerle Young’un hastahane bahçesindeki defne yapraklarından elde ettiği siyanürle hastane çalışanları ve bir kaç mahkumu zehirlediği ortaya çıkmıştır.

Taburcu olduğunda ise kız kardeşinin evinin yakınlarında bir laboratuvar da usta yardımcı olarak iş buldu.  Laboratuvar askeri amaçlı talyum bromit-iyodit kızılötesi mercekler üretiyordu, iş yeri sahibi ne yazık ki Young’un hüküm giymiş bir psikopat olduğundan habersizdi.

Sadece hastahane de rehabilitasyon gördüğü bilgisine sahipti, hastane yöneticileri de Young’un insanları zehirlediği hakkındaki bilgiyi gizlemişti.

İşe başladıktan bir süre sonra usta başı hastalanarak öldü, akabinde Young ürettiği zehirleri çaya katarak  personelleri zehirliyordu.  Halsizlik ve mide bulantısı çeken çalışanlar arasında 7 kişi zehirlendi.  Ne yazık ki kimse Young’dan şüphelenmiyordu.  Tam tersine virüs veya grip salgını olduğundan şüphelenildi.

Tatsız, kokusuz ve renksiz olan Talyum ile şirket çalışanlarından 70 kişiyi zehirledi, şans eseri ölen olmadı.  Sonraki aylarda dört personel rahatsızlandı ve öldü.  Young ölen arkadaşlarından birine sıra dışı bir ilgi gösterdiği ve çalışanlardan birine ise hobisinin toksik kimyasallar olduğunu söyledi.  Polislerin kuşkusunu çeken bu açıklamalar ile hakkında yapılan soruşturma ile geçmişte insanları zehirlediği ortaya çıkarıldı.

Sicil kaydı ortaya çıkan Young, 21 Kasım 1971 de tutuklandı, üstünde ve evinde bir çok zehirli kimyasal madde yakaladı.  Ayrıca evinde bulunan not defterinde kaç doz zehrin bir insanı öldüreceği ve hangi aralıklarla verilmesi gerektiğine dair tuttuğu notlar gün yüzüne çıktı. Ölen çalışanlardan birinin yakılmasının ardından yapılan tetkik sonucunda küllerinde yüksek dozda talyuma rastlandı.

Organik zehirler yakıldıktan sonra kaybolmalarına rağmen metal ağırlıklı olan talyum zarar görmüyordu.  Not defterine aldığı notlarda kimleri zehirlediğini, etkilerini ve kimlerin yaşamasına izin verdiği gibi bilgilere erişildi.

19 Haziran günü mahkemeye çıkarılan Graham Young, ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. 18 yıl hapis yatan Young,  1 Ağustos 1990 günü odasına giren gardiyan tarafından ölü bulundu. Kalp krizi nedeniyle öldüğü resmi kayıtlarda yer aldı…

 

Aylak Adam – Yusuf Atılgan

Aylak Adam – Yusuf Atılgan

“Konuşmam yetmiyormuş gibi düşünmeye de başladım. En kötüsü buydu. Çoğu insanlar gibi düşünmeden konuşsaydım kimse bir şey demeyecekti ama ben düşündüğümü söylemeye kalktım.

Bay C. Tanışmaktan mutluluk duyduğum, yalnızlığı ve sorularıyla insanları eleştiren, sorgulayan, toplumdaki yerlerini anlamaya çalışan karakter.  Yusuf Atılgan post modernist yazarların arasından sivrilen, Türk edebiyatına Oğuz Atay ile birlikte yeni bir soluk ve renk katan yazar. Bilinç akışı akımıyla yazılan eserde, iç konuşmaya benzetilen sesli düşünme motifini ustalıkla işlemiştir Yusuf Atılgan.

Aylak Adam, günümüz aydınının toplamlar arasında yaşadığı yalnızlığı, iç sıkıntısını, anlaşılmayan kişi olmayı anlatmıştır.  Bay C, İstanbul sokaklarını tıpkı bir iş gibi arşınlarken, tanımadığı insanların arkasından giderken aklında hep nereye gidiyorlar sorusu dolaşır.  Bu insanlar nereye ve kime bu aceleyle gidiyor?

Söylenmeyeni söylediği, sokaklarda aradığı kişiyi bulma çabasında yalnızlığın boyutunu aştığını da görüyor.  Karakterine bir isim vermek yerine C. nin gözlerinden insanların tek düze yaşamlarına ve alışkanlıklarına bakıyor.

“Rahatsınız.

Hem ne kolay rahatlıyorsunuz.

İçinizde boşluklar da yok.

Neden ben de sizin gibi olamıyorum?

Bir ben miyim düşünen?

Bir ben miyim yalnız?”

Bilinç akışı tekniğiyle sürekli değişen anlık düşüncelerini okuduğumuz karakter, iyi bir adam olarak tanımlamadığı babası gibi olmaktan korkarak aylaklık ederken buluyor kendisini.  İçsel karmaşasını sürekli zihninde taşıyan C. teyzesinden aldığı sevgi boyutunu karşılayacak diğer eşini aramaktadır.  Sokaklarda aradığını bulmuştur, lakin amacın aramak mı olduğunu yoksa bulduğunun doğru kişi mi olduğunu yine kestirememektedir..

Egosantrizm, Benmerkezcilik Nedir?

Egosantrizm, Benmerkezcilik Nedir?

Ego(ben) kelimesinden türetilen egosantrizm, kişilerin çevresi ve etrafında olup biteni kendi bakış açısı ile yorumlaması durumuna verilen addır.  Dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü, merkezde sadece kendisinin olduğunu ve herkesin onunla aynı düşünce birliğinde olduğuna varmasıdır.  Anne-babasının ona hizmet için vardır düşüncesi, başkalarının farklı düşünce ve duyguları olduğunu kavrayamamaktadırlar.

Genellikle 2-6 yaş arası çocukluk döneminde görülen bu benmerkezciliğe egosantrik dönem denmektedir.  Çocuklarda olağan görülen bu durum yetişkinlerde görüldüğünde bir davranış bozukluğu olarak nitelendirilmektedir.

Egosantrik dönemde olan çocuğun algısı sadece kendisi üzerinedir.  Paylaşımcı değildir, mülkiyete saygı duygusu gelişmemiştir, konuşmasında hep ben mantığı vardır.  İsteklerinin ertelenmesinden hoşlanmaz, davranışlarını sınır koyulmasından hoşlanmaz.  Çocuğun kişilik gelişimini etkileyen egosantrik dönem, bencillik gibi görünse de arada farklılık göstermektedir.

Benmerkezcilik kavramı ise ilk kez Psikolog ‘Jean Piaget’ tarafından ortaya atılmıştır.

Ford’a göre üç tür benmerkezcilik vardır, bunlar;

  • Görsel benmerkezcilik
  • Bilişsel benmerkezcilik
  • Duygusal benmerkezcilik

Çocuklar doğası gereği gelişim sürecinde çevresini algılamaya başlar, kendisini keşfetmeye başlayarak varlığının bilincine varır.

Egosantrik dönemdeki çocuk;

  • Kontrolsüzdür
  • Sabırsızdır
  • Merak eder
  • Sorumsuzdur
  • Yaratıcıdır
  • Hazza yöneliktir
  • Benmerkezcidir
  • İçinden geldiği gibi davranarak hareket eder.

 

Meme Kanseri Nedir, Belirtileri Nelerdir?

Meme Kanseri Nedir, Belirtileri Nelerdir?

Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan Meme kanseri, süt bezleri veya sütü meme başına taşıyan kanalları döşeyen hücrelerde gelişim gösteriyor.  Dünya üzerinde Akciğer kanserinden sonra görülme oranı en yüksek kanser cinslerinden birisidir.  Günümüz teknolojisine rağmen nedeni tam olarak bilinememekle birlikte, genetik faktörlerin (mutasyona uğramış genler)  etkisi büyük rol oynamamaktadır.

Sütün üretildiği meme lobüllerinde veya memelerde ki süt dranej kanallarında kanser hücreleri oluşur.  Etkin nedeni henüz bilinmemesine rağmen kadınlarda en çok menopoz dönemlerinde görüldüğü saptanmıştır.  Her hangi bir yaşta da görülen meme kanseri, nadir olarak erkeklerde de görülebilmektedir.

Yapılan araştırmalara göre her 8 kadından biri bir dönem meme kanserine yakalanmaktadır.  Her hastalıkta olduğu gibi erken teşhis kanser hastalıklarında da büyük önem taşır.  Meme kanseri belirtilerinden şüphelenildiği anda hastalığı erken evrede yakalamak hayati riski oldukça düşürmektedir.

Meme kanserlerinin %20’si nvaziv lobüler karsinomdur, yani kanser hücreleri süt bezlerinde gerçekleştirir.

Meme kanserinin belirtileri;

  • Meme üzerinde sert yapılı, ağrı yapmayan hareket ettirilen şişlikler
  • Hareket etmeyen, ağrı sızı yapmayan ele gelen şişlikler
  • Gözle görülür şekilde meme şeklinde değişiklik
  • Ciltte kızarıklık, yara, damar genişlemesi, portakal kabuğu görüntüsü
  • Meme başından akıntı gelmesi
  • Yaygın küçük şişkinlikler
  • Koltuk altında sonradan ele gelen ağrılı, ağrısız şişkinlikler

Meme kanseri risk faktörleri;

  • Meme kanseri genellikle kadınlarda görülmektedir
  • İlerleyen yaş sonucu menapoza giren kadınlarda görülme oranı yüksektir.
  • Beyaz tenli kadınların meme kanserine yakalanma oranı esmer tene göre %20 fazladır.
  • 55 yaş üstü kadınların yarından çoğunda yayılma gösteren meme kanseri görülmektedir.
  • Uzun süre sigara tüketimi
  • 15 yaşından önce kemoterapi görmek, ileri ki yaşlarda meme kanseri görülmesini %35 artmasına neden olmaktadır.
  • Soy ağacında meme kanseri olan kişilerin, doğum kontrol kapı kullanması sonucunda meme kanserine yakalanma riski 3 katına çıkmaktadır.

Meme kanseri tanısını koymak için kullanılan yöntemler; mamografi, Ultrasonografi, Galaktografi, İnce İğne biyopsisi, Kalın İğne biyopsisi, Stereotaksik biyopsisi, Stereotaksik işaretleme ve son olarak Cerrahi Biyopsisidir.

Hastalığın teşhisinden sonrası kaçında evrede olduğu saptanmasıyla tedavi yöntemler ve seçenekleri ivedi bir şekilde ilerlemektedir.

Meme kanserinde standart tedavi yöntemleri;

  • Cerrahi Tedavi
  • Radyoterapi (Işın tedavisi)
  • Kemoterapi (İlaç tedavisi)
  • Hormonoterapi ( Hormon tedavisi)

 

İkinci Yeni Akımı Nedir, Öncüleri Kimdir?

 

İkinci Yeni akımı, 1940 öncesi toplumcu gerçekçi kuşağı ve Garipçilere tepki olarak doğmuş bir akımdır.  İkinci Yeni akımı Halk şiirine sırt çeviren, anlamca kapalılık ve somutlara karşı soyutlamayı getirerek şiire farklı bir anlam katmayı hedefler.

Bu akımda yalnızlık duygusu, yenilmiş ve bezmiş ruh hali ve derin boşluk hissi en çok kullanılan temalardır.  Kapalı ve kilitli bir dil tarzını benimseyen İkinci yeni akımcıları, 2. Dünya savaşının neden olduğu yoksulluğa, siyasi dayatmalardan bulanan aydınların yeni kaçış yolu olarak ortaya çıkmıştır.

Türk edebiyatında İkinci Yeni Akımı temsilcileri;

  • Edip Cansever
  • Ülkü Tamer
  • Cemal Süreya
  • İlhan Berk
  • Turgut Uyar
  • Sezai Karakoç
  • Ece Ayhan

Türk edebiyatına yeni bir renk kazandıran İkinci Yeniler anlam bütünlüğü şiir için yeterli değildir inancını savunmuşlardır.  Bu sebepten şiirlerinde konu ve olay gibi olgular yer almaz.  Şiiri ahenk ve ölçü değil musiki ve anlatımdaki zenginlik süsleyip güzelleştirmektedir.

İkinci Yeni akımının şairlerinden en özel şiirleri sizler için bir araya getirdik, dizeleriyle büyüleyen satırlarda duygularınız depreşecek…

Beni Öp Sonra Doğur Beni

Şimdi,

Utançtır tanelenen sarışın çocukların başaklarında.

Ovadan Gözü bağlı bir leylak kokusu ovadan,

Çeviriyor o küçücük güneşimizi.

Taşarak evlerden taraçalardan

Gelip sesime yerleşiyor sesimin esnek baldıranı

Sesimin alaca baldıranı

Ve kuşlara doğru

Fildişi: Rüzgarın tavrı

Dağ: Güneş iskeleti

Tahta heykeller arasında

Denizin yavrusu kocaman

Kan görüyorum taş görüyorum

Bütün heykeller arasında

Karabasan ılık acemi

-Uykusuzluğun sütlü inciri-

Kovanlara sızmıyor.

Annem çok küçükken öldü, beni öp sonra doğur beni.  -Cemal Süreya

*

Güneş Topla Benim İçin

Seher yeli çık dağlara

Güneş topla benim için

Haber ilet dört diyara canım

Güneş topla benim için

Umutların arasından

Kirpiklerin karasından

Döşte bıçak yarasından canım

Güneş topla benim için

Seher yeli yar gözünden

Havadaki kuş izinden

Geceleri gökyüzünden canım

Güneş topla benim için.  – Ülkü Tamer

*

Yerçekimli Karanfil

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde

Oysaki seninle güzel olmak var

Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi

Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda

Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte

Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel

O başkası yok mu bir yanındakine veriyor

Derken karanfil elden ele.

Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle

Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil

Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk

Birleşiyoruz sessizce.  – Edip Cansever

*

Kankentleri

Kan akıyor penceresi karanlık evlerden
Ölü kadınların üstüne tuğlaların üstüne
Denizse aydınlık ve incili ve mavi taşrada
Kana doğru ürkek en güzel yaban balıklar
Bu kandır akıttığımız sıkıntılı pazarlarda
Üst üste yergökyüzüne içki şişelerine

Kan içinde elleri ve obur parmakları
Boşnak değil çocuklar dondurmacılarda
Mezarlı eyüplerde ve deniz kenarlarında
Sarışın kafaları ama analı babalı
Kan akıyor ahşap yapılardan sokaklara sokaklara
Mavi ülkeleri tatsız kısa pantolonlarda

Kan akıyor oluklardan öyle kan
Boyanır batmış gemiler perşembesi
Bir tesbih bir zımba bir yazı makinesi
Çektikçe böyle katil kıralları
Sağrıları tuzlu kara koşumlu atlar
Uyandıkça kan uyandıkça ölü kadınlar sevmesi

Ağaçlarda, gemiler sularında, lokantalarda
Kentlerin kan üstüne kan yaması
Ölü kadınların öpölü çocuklar doğurması
Kuşsuz ve balıksız konsollu odalarda
Çöl olmasa, en dişi kavunlar olmasa
O güneş o eski çocuklar güneşi
Malta damlarında ötede, oralarda.  – Turgut Uyar

*

Mor Külhani

1.Şiirimiz karadır abiler

Kendi kendine çalan bir davul zurna

Sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan

Taşınır mal helalarında kara kamunun

Şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiiridir

Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler

2.Şiirimiz her işi yapar abiler

Valde Atik’te Eski Şair Çıkmazı’nda oturur

Saçları bir sözle örülür bir sözle çözülür

Kötü caddeye düşmüş bir tazenin yakın mezarlıkta

Saatlerini çıkarmış yedi dala gerilmesinin şiiridir

Dirim kısa ölüm uzundur cehennette  herhal abiler

3.Şiirimiz gül kurutur abiler

Dönüşmeye başlamış Beşiktaşlı kuşçu bir babanın

Taşınmaz kum taşır mavnalarla Karabiga’ya kaçan

Gamze şeyli pek hoş benli son oğlunu

Suriye hamamında sabuna boğmasının şiiridir

Oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler.  -Ece Ayhan

 

Bilinç Akışı Tekniği Nedir?

Bilinç Akışı Tekniği Nedir?

Bilinç akışı tekniği, roman ve öykü yazımında karakterlerin zihninden geçenleri seri bir şekilde ara vermeden, belli bir sıralama sokmaya gerek duymadan aktarmaya çalıştığı edebi anlatım tekniğidir.  Anlık izleklerden oluşan cümleler uzun ve karmaşık olmaya meyillidir.  Bu tekniği kullanan yazar, kahramanın nesneleri, hayatı, olayları nasıl algıladığını bilinç yansıması şeklinde açıklar.

İç monolog ve iç konuşma tekniğiyle karıştırılan bilinç akışı, benzerlik göstermesine rağmen yapısal olarak farklılık gözetmektedir.  Bilinç akışı tekniğinde gramere, imlâ kurallarına dikkat edilmeksizin kelimeler birbirini takip etmektedir.

Daha çok derin ve soyut ifadeler meydana gelirken, samimi düşüncelerin ortaya çıkmasına neden olarak mantıksal örgütlenme içermez.  Bilinçsizliğe daha yatkın, anlık imgelerle sürekli değişen düşüncelerin bir araya gelmesidir.

Bu tekniği ustaca kullanan yazarlardan biri James Joyce‘dir, eserlerinin genelinde bilinç akışı tekniğinden yararlanmayı seçmiştir.

Ulysses eserinde bilinç akışı tekniğini protagonis olarak seçtiği Stephen Dedalus‘un anlık düşünceleriyle okurda zor anlaşılan, sürekli hareket halinde olan bilinçsizliği kelimeleriyle resmeder.

Türk edebiyatında is bilinç akışı akımına yazılarında başarıyla kullanan iki isim dikkat çekmektedir.  Oğuz Atay Tutunamayanlar romanında bilinç akışı tekniğini deneysel işleviyle adapte etmiş, romanın büyük bölümünü kahramanının düşünceleri kaplamıştır.  Tutanamayanlar yayımlandığı dönemde oldukça ilgi çekmiş ve eleştirmenler tarafından geçerli not alan bir eserdir.  Oğuz Atay özellikle başladığı bilinç akışı cümlemesini 75 sayfa boyunca noktalama işaretleri kullandırmadan peşi sıra sürüklemiştir.

Türk edebiyatının modern klasik yazarlarından biri olan Yusuf Atılgan, Anayurt Oteli ve Aylak Adam romanlarında bilinç akışı tekniğini kullanmıştır.

Bilinç akışı tekniğini kullanan diğer yazarlar;

  • Orhan Pamuk – Sessiz Ev
  • Virginia Woolf – Dalgalar
  • D. Salinger – Çavdar Tarlasında Çocuklar

Hikaye Şiirinin Kısa Hikayesi- CAHİT KÜLEBİ

Hikaye 

Senin dudakların pembe
Ellerin beyaz,
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz!

Benim doğduğum köylerde
Ceviz ağaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz!

Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz!

Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkıyalar basardı.
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz!

Benim doğduğum köylerde
Kuzey rüzgârları eserdi,
Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz!

Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
Benim doğduğum köyler de güzeldi,
Sen de anlat doğduğun yerleri,
Anlat biraz!



Şiirin hikayesini kendi sözleriyle aydınlatan şair;

Şiir benim daima kafamda uzun süre içide yaşayarak oluşur. Ama Hikaye şiirim birdenbire yazılmıştır. Anadolu’da bir yerdeyiz. Okul eve yakın, bitişik. Eşim Süreyya bir çocuk doğurdu, Ali denen çocuğu. Süreyya okuldan gelir terli terli emzirirdi Ali’yi. Yoksulduk, parasızdık. Süreyyayla bir konuda tartıştık. Sonra o okula dersine gitti. Tarih öğretmeniydi. Ben okuldan bazı belgeleri temize çekmek için getirdiğim ödünç daktiloyla oturdum bu şiiri yazdım. Öyle daktiloya takılı kalmış.

*
Hep aslında sahip olduğum şeye “değilim”, olan şeye “yoktur” diye yazmışım aslında. Benim doğduğum köyler Türkiye’nin en güzel ceviz ağaçlarını olduğu yerdi, ceviz tarlaları içinde doğdum desem yeridir. Gülmesini de bilen insanların arasında yaşadım.

Ama gerçekten de dudaklarım hep çatlak çatlaktır. Hep krem almışımdır ömrüm boyunca!” demiştir…

Anneler Günü Neden Kutlanır, Tarihçesi Nedir?

 

Anneler Günü Neden Kutlanır, Tarihçesi Nedir?

Anneleri onurlandıran bir gün olarak kutlanan Anneler günü, her yıl mayıs ayının ikinci haftasının pazar gününde  kutlanmaktadır.  Milyonlarca kişinin bu özel günde kıymetli varlıkları olan annelerine hediyeler alıp, mutlu bir gün geçirmesini sağladıkları Anneler günü bu yıl 12 Mayıs Pazar gününe denk geliyor. Bizleri doğuran, besleyen ve büyüten kıymetli annelerimiz adına bu gün oldukça önemlidir.  Anneler gününün çıkış noktasını ve tarihçesini sizler için araştırdık.

Antik Yunanlıların Yunan Mitolojisine dayanan Anneler günü, tanrı ve tanrıçalarının annesi olan Rhea‘nın onuruna kutlanmaya başlanmıştır.  İlkbaharın gelişini festival şeklinde kutlayan Antik Romalılar, İsa’nın doğumundan 250 yıl öncesinden bereket tanrısı olarak bilinen Ana tanrıça Kibele adına kutlamaya başlamışlardır.

Anneler günü tarihçesine bakıldığında dünya genelinde en çok kabul gören görüş ise Anna Jarvis‘in annesine duyduğu özlem sayesinde 1914 de kutlanmaya başlanmıştır.  1905 de vefat eden annesine oldukça bağlı olan ve hatırasını yaşatmak isteyen Anna, annesinin aziz hatırasını her yıl etkinlikler düzenleyerek kutlamak istemiştir.  Virginia eyaletinde öğretmenlik yapan Anna Jarvis, kendi çalıştığı okulda 407 öğrencisiyle ilk kutlamayı gerçekleştirmiştir.  Anayasa tarafından bağdaştırılmayan ve bazı temsilciler tarafından uygun görülmeyen bu etkinlik  ülkede büyük bir olay haline gelmiştir.

Anna hukuk savaşına girerek 1914’de Anneler Gününün resmileşerek ülke genelinde kutlanmasına referans olmuştur.  Dünya geneline yayılan Anneler Günü akımı, pek çok ülke tarafından farklı günlerde kutlanmaya başlanmıştır.

 

 

 

Ramazanda Hurma Yemenin Faydaları Nelerdir?

Ramazanda Hurma Yemenin Faydaları Nelerdir?

11 ayın sultanı Ramazan ayı kapımızı çaldı, tüm İslam aleminin beklediği bu kutlu günlerde oruç tutarak bedenen ve zihnen kötülüklerden arınılır.

İbadet için oruç tutanların sahur ve iftar sofralarından eksik etmediği hurma, özellikle ramazan ayında sık sık tüketilen gıdalardan biri.  Bereketi ve tadıyla çoğu kişinin severek tükettiği Hurmanın ana vatanı Arabistan yarım adası ve Kuzey Afrikadır.

Peygamber Efendimizin “Müminin sahurunun hurma ile olması, ne güzeldir“, “Oruçlu hurma ile iftar etsin. Çünkü hurma bereketlidir.” sözleri ile Ramazan ayıyla özdeşen Hurma sofralarımızın baş tacı haline gelmiştir.

Nitekim protein ve karbonhidratı içerisinde barındıran tek meyve olan Hurma, uzun süre aç kalan vücutların ihtiyacını karşılamak için biçilmiş kaftan.

Karaciğere faydası araştırmacılar tarafından kanıtlanmış olup, içerisinde B1 ve B2 vitaminlerini de bulundurmaktadır.  Oruç tutan kişilerin gün içinde yeme ve içmeden feragat etmelerinden kaynaklanan halsizliği de gidermektedir.  Yapılan araştırmalar ışığında kalp hastalıklarına ve mide rahatsızlıklarına iyi geldiği de açıklanmıştır.

Sağlık açısından koruyu etkilere sahip olan Hurmanın içerisinde 15 farklı mineral B1, B2, C vitaminleri barındırmasıyla hücre yenileme özelliği de bulunmaktadır.

Günde üç adet hurma yendiğinde;

  • Lifli yapısı sayesinde kabızlık sorunlarını giderir.
  • Tok tutarak, oruç sürecinde aç kalmanızı engeller.
  • Bedensel yorgunluğun ve halsizliğin önüne geçer.
  • Beta-kroten sayesinde hafızayı güçlendirmektedir.
  • Kanser hastalıklarına yakalanma riskini azaltır.
  • Bol fosfor ve kalsiyum içermesi nedeniyle kemikleri güçlendirir.
  • Orucu hurmayla açmak kan şekerinizi sağlıklı seviye de yükseltir…

Kürk Mantolu Madonna Hakkında Bilmediğiniz Gerçekler!

Kürk Mantolu Madonna Hakkında Bilmediğiniz Gerçekler!

Sabahattin Ali’nin en çok okunan ve sevilen eseri Kürk Mantolu Madonna günümüzde hale popülerliğini yitirmemiş romandır.  Türk Edebiyatının kült eserlerinden biri olan eser defalarca basılarak her yaştan insan tarafından okunmaktadır.

Her eserin ardında bıraktığı hikayesi olduğu gibi Sabahattin Ali’nin romanın arkasında da okuyucunun bilmediği gizli kalmış gerçeklerde bakidir.  Yazılma hikayesi ile okuyucularda merak uyandıran öyküsünü sizler için derledik.

  • Roman ilk olarak 1940’da Hakikat Gazetesinde ‘Büyük Hikaye’ başlığı altında yayınlanmaya başlamıştır.
  • 18 Aralık 1940’dan 8 Şubat 1941 tarihine kadar 48 bölüm şeklinde tefrika olarak gazetede yayımlanmıştır.
  • Roman Remzi Kitapevi tarafından 1943’de kitaplaştırılarak basılmıştır.
  • Hakikat gazetesinin siparişi üzerine kalem alınan eser, yazarın arkadaşı Azarnet Arseverin açıklamasıyla “siyasete karışmayan, sürükleyici bir aşk romanı” istemiyle yazılmıştır.

  • Sabahattin Ali tefrika olarak yazdığı eser konusunda baskıya maruz kalmasına rağmen paraya ihtiyaç duyduğu için kızmasına rağmen yazmaya devam etmiştir.
  • Gazetenin para ödemekte zorluk çıkarması nedeniyle yazar hikayeyi kısa keşmiş ve gazetenin sahini olan Cemal Hakkı Selek’e 10 Kasım 1941’de mektup yazarak şu sözleri kaleme almıştır. “Romanım gazetenizde, benim gibi bu meselelerde hassas olan bir adamı deli etmek için olacak, mütemadiyen şekil değiştirerek, kararsızlık içinde neşredildi. Yazı hayatımda ilk defa olarak, yazımının tutmadığı suratıma çarpıldı.”

  • Gönderdiği mektubun devamında ise Sabahattin Ali şu sözleriyle müşkülünü ve kızgınlığını belirtmiştir. “Verdiğim sözde durmadım mı? Hastaneden, 39 derece ile hasta yatarken evden, bir gün bile aksatmadan yazılarımı gönderdim. Parasını alamayan her muharririn yapması mutad olan yazı göndermemek tehdidini, yazdığım halde yapamadım. Ve muhtaç olduğum, hak etmiş olduğum bir parayı istemek için, izzetinefsimi ayaklar altına alarak, üst üste, yalvarırcasına mektuplar yazdım. On mektubuma bir cevap ve bir vaat aldım. Onun da yerine getirilmediğini görünce, haddimiz olmadığı halde, asabileştim.”
  • Romanın adı ilk başlarda ‘Lüzumsuz Adam’ iken Sabahattin Ali’nin Z ve S sesleri arasındaki çatışmayı sevmemesi dolayısıyla değişmiş  Kürk Mantolu Madonna olarak değiştirilmiştir.
  • Başta 28 bölümlük bir taslak olan hikayeyi yazar genişletmiş ve romana çevirmek istemiştir.  Gazete ile yaşadığı sıkıntılar neticesinde bu isteğinden vazgeçerek kısa kesmiştir.  Dolayısıyla eser büyük hikaye ve roman arası bir yerde kalmıştır.

  • Maria Puder ve Raif Efendini aşkını konu alan eseri yazarken Sabahattin Ali’nin bir kolu kırıktı.  Yazma esnasında çoğu kez kolunu sıcak suya sokarak acısını dindirmeye çalışan yazar, dizinin üstünde zorluklarla kaleme alınmıştır.
  • Sabahattin Ali eserini askerdeyken yazmaya başlamıştır.  Bu konuyla ilgili asker arkadaşı Niyazi Ağırnaslı  şu açıklamayı yapmıştır. “Kağıthane’den Eyüp’ e, baharda Büyükdere’ye intikal ettik ve bentler yolunda, kibrit fabrikasının karşısındaki çamlığa doğru çadırlı ordugahımızı kurduk. ( … ) Sabahattin Ali Kürk Mantolu Madonna’yı bu çadırda yazmaya başladı. Romanı yazdığı günlerde attan düşüp sağ kol bileği çatlayınca, kolunu tenekede ısıtılan suya koyup yazmaya devam etmiştir.”

 

  • Yazarın arkadaşlarından biri olan Muvaffak Şeref şöyle bir açıklamada bulunmuştur; “Kağıthane’den Eyüp’ e, baharda Büyükdere’ye intikal ettik ve bentler yolunda, kibrit fabrikasının karşısındaki çamlığa doğru çadırlı ordugahımızı kurduk. ( … ) Sabahattin Ali Kürk Mantolu Madonna’yı bu çadırda yazmaya başladı. Romanı yazdığı günlerde attan düşüp sağ kol bileği çatlayınca, kolunu tenekede ısıtılan suya koyup yazmaya devam etmiştir.”

  • Romanın baş kahramanı Sabahattin Ali’nin bir akrabasıdır.  Yazar kendinden bir parça ekleyerek akrabasını ifşa etmeden yeni bir kişilik ortaya çıkarmıştır.
  • Yazarın eşi olan Aliye hanım ise kocası ile arasında geçen bazı konuşmaların eserde geçtiğini belirtmiştir.
  • 2016 yılında Penguin yayın tarafından Modern Klasikler adı altında ingilizceye çevrilerek basılmıştır.  Eser 75 yıl sonrasında ilk kez ingilizceye çevirilmiştir.

 

  • Sabahattin Ali, Ayşe Sıtkı İlhan’a yazdığı mektupta ilk aşkı olan Frolayn Puder ile ilgili şunları söylemiştir;“Almanya’da Frolayn Puder isminde bir hatuna ziyadesiyle aşıktım. O zamanlarda ise Berlin’de şu meşhur deli şarkıcı filmi oynamıştı ve oradaki Sonny Boy şarkısı herkesin ağzında idi. Şimdi bunu mırıldanınca sisli ve yağmurlu teşrinievvel günlerinde 28 ile müzelere veya sinemaya gidişim aklıma gelir. Yolda mütemadiyen kızcağızın yüzüne dalar, önümü görmezdim, o da hafif bir tebessümle başını bana doğru çevirerek bu salaklığımı mazur gördüğünü anlatmak isterdi.”

 

  • Hala popülerliğini sürdüren eserin satış rakamları her ay 10-15 bin arası olduğunu söylenmektedir.

  • Eser 1943 de kitap haline geldiğinde ilk eleştiriyi yapan Nazım Hikmet olmuştur. Mayıs 1943 de Bursa Hapishanesinden bir mektup yazarak eseri hem övmüş hemde eleştirmiştir.“Kürk Mantolu Madonna, ben bu kitabı hem sevdim hem kızdım. Evvela niçin kızdığımı söyleyeyim. Kitabın birinci kısmı bir harikadır. Bu kısmın kendi yolunda inkişafı yani bir küçük burjuva ailesinin içyüzünü tahlili öyle bir haşmetle genişlemek istidadında ki, insan buradan ikinci kısma geçerken, elinde olmayarak, yazık olmuş, bu çok orijinal, çok mükemmel başlangıç ve imkan boşuna harcanmış, keşke bu başlangıç harcanmasaydı, diyor. Ben başlangıcı okurken yani Berlin’e kadar olan pasajı, senin benim anladığım manadaki realizmine hayran oldum. Beni dinlersen o başlangıcı almak ve kahramanın ölümünü kısaca tekrarlamak suretiyle o ailenin efradı ve eşhasının hayatları etrafında bir ikinci cilt, ayrı bir roman yapabilirsin, böylelikle de dinlemeye başladığımız harika musiki birdenbire kesilmiş olmaz. Gelelim ikinci kısmına, o kısım, başlı başına bir büyük hikaye olarak güzeldir ve böyle bir tecrübe gerek senin için gerekse Türk edebiyatı için lazımdı. Sen bu tecrübeyi başarıyla yaptın.