ATATÜRK VE EDEBİYAT

Savaş meydanında gösterdiği muazzam önderlikle birlikte, sanatın ve sanatçının daima yanında yer alan Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatından edebiyatı dinleyelim istedik.

Kendi sözleriyle edebiyat için şu sözleri sarf eden Atatürk; “Edebiyat denildiği zaman şu anlaşılır: Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı.Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltraşlık gibi, bilhassa musiki gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.” demiştir.

Kelimelerin insan üstündeki etkilerine inan Atatürk’ün bizzat kendisini kaleme alarak Türk Milletine armağan ettiği o eşsiz eser ‘Nutuk’ da edebiyatın gücüne değinmiştir.

Askerlik hakkındaki anılarını kaleme alan Ulu önder Atatürk, “Beşeriyette en müspet ilim ve en ince teknik esaslarına dayanan hayatla ve kanla karşılaşmak kendileri için alında yazılı olan askerlik gibi yüksek bir idealist meslek dahi, kendini içinde bulunduğu topluma anlatabilmek ve bu büyük insanlık ve kahramanlık yolculuğuna hazırlayabilmek için, uyandırıcı, hedefleyici, yürütücü ve nihayet fedakar ve kahraman yapıcı vasıtayı edebiyatta bulur.” diyerek askerlik kadar yüce bir görevi yanında edebiyatında azımsanamayacak bir değer olduğunu belirmiştir.

“Edebiyatın, her insan ve cemiyeti, bu cemiyetin hal ve geleceğini koruyan ve koruyacak olan her kuruluş için esaslı eğitim araçlarından biri olduğu kolayca anlaşılır…” 

Bir ulusun diliyle ve kültürüyle kalkınabileceğine inanan Atatürk, Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)’den 9 yıl sonra Türk Dil Kurumu (TDK) 1932’de kurulmuştur.

Savaş meydanında dahi kitap okumaktan vazgeçmeyen Ata’mızın zengin bir kütüphanesi mevcuttu. Yaptığı çeviriler, yazdığı bilimsel kitaplarla Türk halkını sadece savaşta değil, ilim ve bilim ışığında da ilerletmeyi başarmıştır.

Yanından ayırmadığı, defalarca okuduğu halde bir kez daha okumaktan sıkılmayacağı bir kitap vardı ki, şüphesiz gönlünde ayrı bir yeri vardı.  Bahsi geçen bu kitap; Reşat Nuri Güntekin’in “Çalıkuşu” eseriydi.

 

PERESTİŞ NEDİR?

Perestiş nedir?

Kelime kökeni: Farsça isim ve eskimiştir.

Tapınma, aşırı düşkünlük, ibadet, çok sevmek, haddinden fazla sevmek.

Cümle içinde kullanımı:’Artık gerçek sevgiler yok herkes sahte, nerede o eski perestişler sevdalar.’

TUFEYLİ NEDİR?

Tufeyli nedir?

Kelime kökeni: Arapça eskimiş ve sıfattır.

Asalak, virane, yıkık, dalkavuk, çanak yalayıcı, başkasından geçinen, parazit, ekti, salaş.

Cümle içinde kullanımı:’O hep kendi parasını kazanmak istedi babasından geçinen bir  tufeyli olmak istemedi.’

AMİYANE NEDİR?

Amiyane nedir?

Kelime kökeni: Arapça sıfattır.

Kibarca olmayan, sıradan, körü körüne, bilgisizce, avamca.

İncelikli olmayan, genel.

Adice. Bayağıca. Cahillere yakışır surette.

Kibarlığa uymayan şekilde.

Cümle içinde kullanımı:’Etrafına karşı böle amiyane davranışlar sergilemeye devam ederse çevresinde kimse kalmayacak.’

ŞİKEMPERVER NEDİR?

Şikemperver nedir?

Kelime kökeni: Farsça eskimiş, isim ve mecazdır.

Yemeyi seven, boğazına düşkün, obur, yemek tiryakisi.

Cümle içinde kullanımı:’Böle yemeye devam ederse  şikemperver olacak diye korkuyoruz.’

ATATÜRK’ÜN KADINLARA SAĞLADIĞI HAKLAR VE DÜŞÜNCELERİ NELERDİR?

Vatanı ve Milletini çetin yolların zorluğuna rağmen, Cumhuriyet ışığıyla taçlandıran bir liderdir Atatürk. İdealleriyle, halkına duyduğu inançla memleketini kara bulutların esaretinden kurtarmaya ant içmiş bir askerdir yanı sıra.

O ki; savaş meydanlarında korkusuzluğu, aklı ve ilmiyle cahilliğin korkulu rüyası, ileri görüşlülüğü sayesinde inkılapların önderidir.

Saltanatı kaldırma gibi dönemin en büyük görevini yerine getiren, yerine Laik bir ulus olmanın kazancını tadacağımız Cumhuriyet’i kuran Atatürk; bir liderden fazlasıdır.

95 yıl önce bu gün verdiği kararla Cumhuriyet’i kurdu, halkına seçme ve seçilme hakkı tanıdı. Türk Milletini genci, yaşlısı, erkeği, kadını diye ayırmadı. Hatta Kadınlarına yapılan haksızlığa karşı çıktı, o dönemin şartların da kadınlara karşı olan geri kafalı zihniyete isyan etti.

Cumhuriyet’in ilanıyla (23 Ekim 1923) bir çok devrim ve inkılaba imza atan Ata’mız, ülkesinin kadınlarını unutmadı. Onlara hak ettiği saygıyı ve değeri geri verecek yeniliklerde bulunmuştur. Ki dönemin Osmanlı ve Çağdaş ülkelerinde kadının toplumdaki statüsü ve siyasal hakları bulunmazken.

“Şuna inanmak lazımdır ki, dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir” diyen Atatürk, Kadınlara verdiği değer ve haklarla toplumdaki yerini sağlamlaştırmıştır.

Atatürk’ün Kadınlara verdiği Haklar;

1924 – Eğitim ve Öğretim Hakkı

1925 – Kılık Kıyafet Kanunu

1926 – Medeni Kanun ile kazanılan haklar

1930 – Seçme Hakkı

1933 – Muhtar Seçilme Hakkı

1934 – Seçme ve Seçilme Hakkı

Bir de mükemmel sözleri ve düşünceleriyle Kadınlar hakkında ki izlenimlerini öğrenelim.

“Dünyada hiçbir milletin kadını, milletini kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadınından daha fazla çalıştım diyemez”.

“İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Kabil midir bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki bir cismin yarısı toprağa bağlı kaldıkça, öteki yarısı göklere yükselebilsin?”

“Kadınımızın, kızımızın yeri medeniyetin emrettiği, medeniyetin getirdiği yeniliklerin yeridir…”

“Belki erkeklerimiz memleketi istilâ eden düşmana karşı süngüleriyle, düşmanın süngülerine göğüs germekle düşman karşısında buldular. Fakat erkeklerimizin teşkil ettiği ordunun zayıf kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Memleketin var olması imkânını hazırlayan kadınlarımız olmuştur ve kadınlarımız olmaktadır.”

“Bu millet esas terbiyesini aileden almaktadır. Türk milleti öyle analara sahiptir ki her bir devrin büyük adamlarını bu analar yetiştirmiştir. Türk kadını daha büyük nesiller yetiştirmeye kabiliyetlidir”.

“Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki, başında bir bez, peştamal veya buna benzer bir şeyler asarak yüzünü, gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın manası neye delalet eder? Medeni bir millet anası, bir millet kızı için bu garip şekiller, bu vahşi vaziyet nedir? Bu hal milleti çok gülünç gösterir ve derhal düzeltilmesi lazımdır”. (1 Eylül 1925)

“Bir toplum, cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini elde etmesiyle yetinirse, o toplum yarı yarıya zayıflamış olur. Bizim toplumumuzun uğradığı başarısızlıkların sebebi, kadınlarımıza karşı ihmal ve kusurdur.”

 

MÜŞKÜLPESENT NEDİR?

Müşkülpesent nedir?

Kelime kökeni: Arapça birleşik sıfat ve isimdir.

Zor beğenir, kolay kolay iş beğenmeyen, iş yapmamak için bahaneler öne süren, titiz.

Cümle içinde kullanımı:’Hangi işe girse beğenmiyordu müşkülpesent tavırlar sergiliyordu’.