Otizm Nedir, Ne Değildir?

Otizm Nedir?

Otizm; bir insanın sosyal olmasını sağlayan becerilerde, iletişim ve etkileşimde görülen zorlukla kendini ortaya çıkaran bir gelişim bozukluğudur.  Hastalığın belirtileri yaşamın ilk üç yılında gözlemlenmeye başlanabilir. Otizm nedeni ve kaynağı henüz bilinmese de, genetik olduğunu uzmanlar tarafından düşünülmektedir.  Giderek artan Otizm görülme oranı kız çocuklarından dört kat fazla erkek çocuklarında seyrettiği görülmüştür.

Anne karnında teşhis edilemeyen Otizm, belirtilerini çocukluk döneminde göstermeye başlar ve ömür boyu kişinin kısıtlı ilgi alanlarına sahip olmasını, tekrarlayan davranışlarda bulunmasını sağlar. Otizmin belirtilerini ortaya çıkaran ilk bulgu, çocuğun göz kontağı kuramamasıdır. Bununla birlikte ismine tepki vermeme, istediği şeyi işaret edememe ve konuşmada zorlukta saptanabilen bulgulardır. Otizmli bir çocuktaki en büyük belirti ise konuşma problemidir, otizmli bir çocuk ya hiç konuşmaz ya da yaşıtlarına göre çok geç konuşmayı öğrenir.

Diğer belirtilerse arkadaşlarının oynadıkları oyuna tepkisiz kalması, sallanma, çırpınma, dolap kapaklarını sürekli açıp kapatma eylemi, rutin değişikliğinde aşırı tepkilerde bulunması gibi davranış bozukluklarıyla kendini gösterebilir.

Otizm Hastalık Değil, Rahatsızlıktır!

Otizm nedir sorusunu hastalık olarak cevaplamak yapılacak ilk yanlıştır. Otizm hastalıktan ziyade teşhis ve tedaviyle etkileri minimuma indirgenecek bir tür davranış bozukluğudur. Otizmli bir çocuğun bakımı ve davranışlarındaki problemlerindeki en büyük görev ebeveynlere düşer. Rahatsızlığı kabullenme evresini bu konu hakkında bilgi sahibi olan uzmanlardan destek alarak çocuğun ve ailenin bu durumda adapte olmaları sağlanabilir. Ailenin çocuğunda görülen rahatsızlık sonucu geleceği için kaygılandıkları, psikolojik açıdan etkilendikleri bilinmektedir.

Erken teşhis Otizm de pozitif sonuçlar veren bir etkendir. Erken tanıyla çocuğun alacağı tedavi uygulamaları olumlu sonuç verirken, kişiye özel eğitimle maksimum reaksiyonlar alındığı görülmüştür.

Otizm asla engel değildir, farkındalık yaratarak bu rahatsızlığa sahip çocuklar topluma kazandırılabilir. Bize bunu kanıtlayan gerçek yaşam öyküleri mevcut, işte başarmanın azmini bize gösteren iki gerçek kahraman!

1.TEMPLE GRANDİN

Arkadaşlarının ‘kayıt cihazı’ diyerek dalga geçtikleri Otizmli Bilim Kadını.Otizmli bireylerin sakinleşmelerini ve kendilerini güvende hissetmelerini sağlayan Sarılma Makinesi’ni icat etti.Hatta hayatı kendi adını taşıdığı bir filmle beyaz perdeye aktarıldı…

2. RABİA AYTEK

Türkiye’deki ilk Üniversiteli Otizmli Rabia, 22 enstrüman çalabiliyor. Özel rehabilitasyon merkezinde engelli çocuklara müzik dersi veriyor. Notaların Otizmli Dahisi olarak, Otizmin asla bir engel olmadığının en güzel kanıtlarından birisi!

 

Fatih Sultan Mehmed’in Babasına Ayar Çeken Mektubu!

II.Murad 1444’de kendi isteğiyle tahtan feragat etmesiyle tahta çıkarılan Fatih Sultan Mehmed, henüz 12 yaşında bıyığı terlememiş bir oğlan çocuğudur. Babası Sultan II. Murad kendisinden öncesi padişahlar gibi evlatlarıyla taht savaşlarına girerek evlat katli yapmayarak, henüz çocuk olarak tabir edeceğimiz oğlunu tahta kendisi geçirmiştir.

Ki taht öyle bir muktedir ki, kimse ondan kendi isteğiyle feragat etmez, bu gücü ve ihtişamı kimselere emanet edemezlerdi. Osmanlı Devletinin o zaman ki görkemli durumu, sınırlarının genişliği düşünüldüğünde kulağa iyice akıl almaz bir kararmış gibi geldiği de ortada.

Gel gelelim koca Osmanlı devletinin 12 yaşında bir çocuğun yönetimine bırakıldığını duyan Macaristan kralı bu fırsatı kaçırmak niyetinde değil. II. Murad ile incil üzerine yemin ederek imzaladıkları 10 yıllık anlaşmayı fetva alarak bozdurdu.

Büyük bir müttefik haçlı ordusu teşekkül ederek Osmanlının sınır hudutlarına yürüdü, niyeti Osmanlı topraklarını teker teker kendi sınırları içerisine alarak Osmanlı Devletini yıkmaktı.

Zekiliğiyle ve akıllıyla farkını ortaya koyan Fatih Sultan Mehmed, saldırılar başladığında divanı toplayarak babasının tekrardan tahta çıkarak ordunun başına geçmesi gerektiğine karar verdi. Heyet ile birlikte divandan çıkan karar, Manisa da inzivaya çekilen babasına iletildi.

Kararı kabul etmeyerek oğluna şu sözlerle haber iletti

“–Oğlumuz Mehmet’e pâ­di­şahlığı vermekten maksadımız, kalan öm­rü­müzü ibâdât ü tâat üzere geçirmektir. Eğer sahip olduğu pâ­di­şahlık ken­disine lâzımsa, dîn ve devleti muhâfaza eylesin!..” dedi.

 

Bu cevaba isnaden babasını yola getirmek, devletin içine düşmek üzere olduğu kötü durumu çözmek isteyen Fatih Sultan Mehmed, asrın mektubunu yazarak zekasını ortaya koymuştur.

“–Devletlü babam! Dîn ve devlet tehlikededir. Eğer pâ­di­şah iseniz, buyurun ordunuzun başına geçin!.. Yok eğer pâ­di­şah ben isem, sizi, orduma başkumandan olarak nasb ve tâyin eyliyorum!..” diyerek emir ve ricayı akılcı bir üslupla birleştirmiştir. Durumun vahametini anlayan II. Murad oğlunun mektubunu emir telakki ederek ordunun başına geçmiştir.

Muhteşem bir orduyla düşmanın karşısına Varna meydanında çıkan II.Murad düşmanlarını şaşırtarak mağlup olmalarını sağlamıştır.

O ki; İstanbul’u fetheden, gemileri karadan çıkaracak olan Fatih

Babasının ona duyduğu güveni boşa çıkarmayan, ‘Akılın yaşta değil başta olduğunu’ kanıtlayan bir cevher.

Tarihi kısacık bir mektupla yazabilecek kadar kabiliyetli bir Sultan.

Kısaca “FATİH SULTAN MEHMED”

Sporun Kadınlar Üzerindeki Olumlu Etkileri!

Sağlıklı bir yaşamın yeni trendlerinden biri olan düzenli spor, vücut kadar kişinin ruhunu da tazeleyen bir aktivite. Giderek artan spor salonu taleplerine bakılırsa bizde toplumca bu bilinçlendirmeyle aydınlanmış durumdayız. Erkeklerin kaslı bir görünüme sahip olarak televizyon ve film yıldızlarını aratmayan ihtişamlı vücut hayalleriyle kadınlardan daha çok spora yöneldiklerinin farkındayız.

Peki biz Kadınlar için şahane görünümün, mükemmelleştirilmiş hatlarla büyüleyici fiziğin önemi yok mu? Tabi ki var, üstelik spor yapan kadınların sayısı da erkeklere nazaran azımsanmayacak ölçüde artışta. Sporu hayatına ekleyen Kadınlarımızın kazançlarını bu yazımızda ele alarak, hala sürüncemede kalan diğer kadınlarımızı gaza getirerek teşvik etmek niyetindeyiz.

 

1. ÖZ GÜVEN

Sporun faydalarından biri ve en önemlisi de Özgüven’dir. Kendi değerinin farkında olan kadın, spor yaparak hem gücünün farkında hem de isterse her şeyi başarabileceğini kanıtlamıştır. Her zorluğun üstesinden gelebilecek dirayeti kendisinde bulur, imkansızlıklara asla prim vermez!

 

2.KONTROL

Kontrol, her şey de olduğu gibi sporun bir alt basamağında olan bu kavram kadının kendisini dizginlemesini sağlamaktadır. Aşırı yemek yemeğe bir son vermenin, dayanılmaz çikolatanın azizliğinden kaçmanın tek nedeni kontrol mekanizmasını denetlemekten geçer. Koşu bandında geçen zorlu dakikaların ardından hedefteki fit fiziği kurban etmek emeğe saygısızlık olur değil mi?

 

3.KIVRIMLI HATLAR 

Bu görünüme sahip olmayı hangi kadın istemez ki? Seksi ve çekici hatlar kendiliğinden gelmiyor hanımlar, ter dökmeden Allah vergisi bahşedilen bir özellik değil maalesef ki. O filmlerde izlediğimiz her istediğini yiyerek sıfır bedende kalabilen kadınlar sadece Hollywood kandırmacaları!

 

4.GENÇ GÖRÜNÜM

Daima genç ve zinde kalmak her kadının başlıca hayalidir. Kim bir ömür boyu genç görünüp, rakamlara aldırmadan yaşını söylemek istemez ki. Düzenli spor yaparak yıllarını bu gaye de tutan kadınların sağlıklı bir cilt ve beden yapısına sahip oluğunu belirten uzmanlarında bir bildiği vardır muhakkak.

 

5.SAĞLIKLI BİR YAŞAM 

Dış görünümün mutlak gerekliliğinden bahsettikten sonra asıl konuya gelelim. Sporun asıl amacı tabi ki sağlıklı ve dengeli bir yaşama sahip olma arzudur. Düzenli beslenme, düzenli hareket ve zarar verici her şeyden uzak durmak bilincini benimsemek uzun yaşamanın en basit kurallarından biri. Kendisine saygı ve sevgi duyan her bireyin yapacağı sevdikleriyle kaliteli ve değerli anlar geçirmek istiyorsak sağlımıza gereken özeni göstermeliyiz.

 

Yazımız burada biterken hep birlikte ne diyoruz; Haydi Kadınlar Spora! 

Vefatının Ardından Ünlü Olan Dünya Çapındaki Yazar Kimdir?

Bu yazımızda Modern Dünya Edebiyatının ikonik ve özgün yazarlarından biri olan Franz Kafka’yı konuk edeceğiz. Alman Edebiyatının önde gelen yazarlarından biri olan Kafka, eserlerinin kitap haline getirilmesini istememiştir. Ölümünden kısa bir süre önce yakın arkadaşı Max Brod’a yakması için verdiğinde, kendisi gibi yazdıklarının da kesin kaderini tayin etmiştir. Ancak Max  Brod, arkadaşının vefatının ardından eserlerini kitap haline getirerek bu güne kadar gelmesini sağlamıştır.

Franz Kafka, yapı itibariyle melankolik ve içine kapanık bir yazardır. Eserlerinde de karamsarlığını yitirmeyen yazar, iyimserliğin hayatı güzelleştirmediğini düşünerek, karakterlerini de çıkmazlar içine hapsetmiştir.

Kafka 3 Temmuz 1883’de Prag Çek Cumhuriyetinde doğmuştur. Yahudi ailenin altı çocuğun en büyüğü olarak dünyaya gelen Kafka’nın diğer iki erkek kardeşi küçük yaşta hayatlarını yitirmişlerdir.

Diğer kız kardeşleri Elli, Valli ve Ottla dönemin Nazi Almanya’sının Yahudi soykırımında hayatlarını kaybetmişlerdir.

Franz Kafka’nın hayatıysa hiç kolay geçmemiş, 1917 de verem teşhisi konularak giderek bozulan sağlığıyla mücadele etmeye devam etmiştir.

Hayatının bu zor günlerinde bir dayanak olarak gördüğü iki kadın geçip gitmiştir ömründen. İlki Milena Jesenska, Kafka’nın buhran dolu günlerine 1920 de, Viyana’dan Prag’a yaptığı seyahatle girmiş oldu. Çek gazetelerinde yazılar yazan ve ünlü yazarların çevirilerini yapan Milena Kafka’nın hikayelerini Çekçeye çevirmek istediğini mektupla bildirmişti.

Böylelikle 5 yıl sürecek olan mektuplaşmalar, Franz Kafka’yı nişanlısından ayrılmaya iterken evli olan Milena’ya büyük bir aşk beslemesine sebep olmuştur. Dünyanın daha sonra okuyacağı bu aşk mektupları ‘Milena’ya Mektuplar’ olarak kitaplaştırılacak milyonlarca insanın bu aşktan haberdar olmasını sağlayacaktı.

Babasının sert mizacı ve sanatsal çabalarını hor gören tavrına rağmen 30 yaşına kadar ailesiyle yaşayan yazar, 1923’de yazmaya olan isteği ve ailesinin baskısından kurtulmak isteyerek Berlin’e taşınmıştır.  Berlin’de son aşkı Dora Dymant ile tanışan Kafka’nın sağlığı günden güne bozuluyor ve maddi çıkmazlarla baş etmeye çalışıyordu.

1924 de hastalığının ilerlemesi üzerine sanatoryum da 6 hafta geçiren Franz Kafka, hastalığına yenik düşerek 3 Haziran da gözlerini kapayarak 41 yaşında vefat etmiştir.

Eserlerin de daha çok yabancılaşmayı, Burjuva yaşamanın sahteliğini ve aile ilişkilerini işleyen yazarın, hayatı kaybedilmiş bir savaş olarak gördüğü anlaşılmaktadır. Ünlü eserlerinden biri olan Dönüşüm’de ana karakter olan Gregor Samsa’nın bir sabah dev bir böcek olarak uyanmasıyla başlayan hikaye, bazı eleştirmenlere göre Kafka’nın  kendi ailesindeki konumunu gün yüzüne çıkarmaktadır.

Mutsuzluğu ve çaresizliği eserlerinde çokça işlese de karamsar mizacına rağmen Bürokrasinin işleyişini ve insanların korkularını sürekli eleştirmiştir. Vasiyeti yerine getirilmiş olsaydı, ölümünün ardından asla tanıma imkanı olamayacağımız Franz Kafka, modern çağın hala çok okunan yazarlarından biri olma ünvanına sahiptir…

Yazımızın sonunda Milena’ya yazdığı hasret dolu satırlardan bir sayfayı okumanız için paylaşıyoruz.

 

 

Yolculuğum nasıl mı geçti? Anlatayım: İstasyonda gazete bulamayınca sokağa fırladım, sevindim buna da, ama yoktun sen, gitmiştin. İyi, dedim, böyle olması gerekirdi. Sonra gene trene döndüm, düzüldük yola, gazeteyi okumaya başladım. Nasıl olması gerekirse, öyleydi her şey…

Biraz sonra vazgeçtim okumaktan, sen yoktun artık yanımda…yanımdaydın elbet, bunu bütün benliğimle duyuyordum, ama birlikte geçirdiğimiz o dört günün yakınlığına benzemiyordu bu…Alışmalıydım bu çeşidine. Gene okumaya başladım: Bahr’ın günlüğünü okuyordum gazetede; Grein’deki bir yeri anlatıyordu. Bitirdiğimde yazıyı, dışarı baktım, ters yöne giden bir vagonun üstünde “Grein” yazılıydı!

Karşımda oturan biri “Narodni Listy”nin geçen pazarki sayısını okuyordu. Ruzena Jesenska’nın bir yazısı ilişince gözüme, istedim gazeteyi adamdan; bir göz attım, bıraktım sonra; beni uğurlarken gördüğüm yüzünü anımsadım da o yüzle oturdum ben de .

Unutamayacağım bir doğa olayıydı yüzün istasyonda Milena: Bulutlardan değil, kendiliğinden gölgelenen bir güneştin sanki.

Ne söyleyeyim daha? Kafam ve ellerim dinlemiyor beni.

Senin…

Franz Kafka

İşitme Engelli Karısı İçin İnternet’i İcat Eden Bilim Adamı !

Evet, başlığımızdan da anlayacağınız üzere yazımızın konusu Aşkın muktedir yanıyla dağları delen bir kahraman.

Doğuştan işitme engelli eşi sevdikleri ve yakınları ile rahatça iletişim kurabilmesi için interneti icat eden Dr. Vinton Cerf, Newhaven da doğmuştur.

23 Haziran 1943′ da dünyaya gelen Vinton Cerf, California da Stanford Üniversitesi Matematik Mühendisliği bölümünden mezundur. Üniversite dönemini henüz yeni bitirdiği süreçte, Sigrid adında doğuştan işitme engelli bir kadınla tanıştı ve aşık oldu. Konuşmada ve duymakta sıkıntı çeken Sigrid, dünyadan soyut bir şekilde yaşarken ona tutulan genç adamın sevgisini bir türlü görmezden gelemedi.

İki aşık tutkulu sevgilerini evlilikle taçlandırdılar, genç bir matematik mühendisi olan Vinton Cerf hem matematiğe hemde elektroniğe eşyalara karşı aşırı bir ilgisi vardı. Eşiyle iletişim kurmakta zorlanan Vinton, karısının kendisi de dahil dünyayla rahatça iletişim halinde olmasını sağlamak için elinden geleni yapmaya hazırdı.

Müthiş bir fikri öne sürerek bilgisayarların, diğer bilgisayarlarla bağlantı kurarak tıpkı telgraf, telefon ve sinema gibi görüntülü iletişim halinde olabilmesinin hayalini kurdu. Bu sayede telefonda bile konuşamayan Sigrid, bilgisayarı kullanarak diğer insanlarla sağlıklı bir şekilde sosyalleşerek hayatını kolaylaştırabilecekti.

Amerika Savunma Bakanlığı bünyesinde 1969’da geliştirilen Arpanet, askeri kullanıma özel bilgisayarlar arası bilgi alış verişini sağlayan günümüz internetinin öncüsü olan bir projeydi. Sadece askeri amaç doğrultusunda kullanılan Arpanet’i, toplumlarında kullanarak fayda sağlayabileceğini düşünen Vinton Cerf, yeni fikirler üretmek için uğraşıyordu.Çalışmalarına sıkı bir özgüvenle ve istekle devam eden Vinton, sonunda diğer bilim adamlarının da dikkatini çekerek  bilgisayarlar arası iletimin toplumlar arası iletişimi hızlandıracağını benimsetti. Çalışma 1970 de sistemleştirilerek yayılmaya başladı,  1973-1978 yılları arasında TCP/IP  protokolünün geliştirme sürecinde yer sahibi oldu. Diğer bilim adamları tarafından web, hotmail vb. yenilikler ve teknoloji geliştirilerek günümüzün internet ağını oluşturdu.

İnternetin fikir babası olan Vinton Cerf, mucidi olduğu internet üzerindeki çalışmaları sayesinde 1992 de ‘İnternet Dünyasının Başkanı’ ödülünü aldı.

Bu gün de dahil olmak üzere internet üzerinden kıtalar arası görüşmeler yaparak uzaklığı yakına çeviren insanlar ve işitme engelinden dolayı görüntülü konuşma yaparak yada yazarak iletişime geçen kullanıcılar Vinton Cerf’e minnettar. Sigrid ve Vinton’un aşkı sayesinde bu büyük buluş milyarlarca insan tarafından kullanılmaya devam ediyor.

Böyle aşkların hala var olduğunu duymak bile bizi mutlu ederken, aşkın iyileştirici yönüyle bir çok insanın faydalanabileceği eserler bırakmalarını minnetle alkışlamalıyız…

 

Aşk’ı Aşk Diliyle Anlatan Ünlü Şairler Ve Dizeleri

Bir şekilde herkes aşkı bir kez tanımış, sevmiş veya nefret etmiştir. Kimisi görmeden geçerken, kimisi de peşinden destursuzca koşmuştur.  Öyle bir duygudur aşk, düşen de pişman düşmeyen de pişman ateşine.

Peki aşk namelerini bir de ünlü şairlerimizin dizelerinde tavaf etmeye ne dersiniz?

Onlar ki; baskın duygularını beyaz sayfalara akseden gönül yorgunları, bir de onların penceresinden bakalım sevda bahçelerine…

 

1. Sevdim Seni – GÜLTEN AKIN

“Seni sevdim, seni birdenbire değil usul usul sevdim
“Uyandım bir sabah” gibi değil, öyle değil
Nasıl yürür özsu dal uçlarına
Ve günışığı sislerden düşsel ovalara

Susuzdu, suya değdi dudaklarım seni sevdim
Mevsim kirazlardan eriklerden geçti yaza döndü
Yitik ceren arayı arayı anasını buldu
Adın ölmezlendi bir ağız da benden geçerek
Soludum, üfledim, yaprak pırpırlandı Ağustos dindi
Seni sevdim, sevgilerim senden geçerek bütünlendi”

 

2. Sana En Çok Ben Yakıştım – Özdemir Asaf

Ben sana hep üşüyordum,
Çünkü kıştım.
Nakıştım, bakıştım.
İnkar etmiyorum da bunu,
Seni sevmek gibi büyük işlere kalkıştım.
Ve lütfen inkar etme;
Sana en çok ben yakıştım.

 

3. Kimi Sevsem Sensin – ATTİLA İLHAN

“Kimi sevsem sensin hayret
sevgi hepsini nasıl değiştiriyor
gözleri maviyken yaprak yeşili
senin sesinle konuşuyor elbet
yarım bakışları o kadar tehlikeli
senin sigaranı senin gibi içiyor
kimi sevsem sensin hayret
senden nedense vazgeçilemiyor”

 

4. Beklenen – NECİP FAZIL KISAKÜREK

“Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?”

 

5. Hasretinden Prangalar Eskittim – AHMED ARİF

Seni anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.

Art arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu
Dışarda gürül gürül akan bir dünya…
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana…”

 

6. Biliyorum Sana Giden Yollar Kapalı – CEMAL SÜREYA

Biliyorum sana giden yollar kapalı 
Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni 
Ne kadar yakından ve arada uçurum; 
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi 
Uyandım uyandım, hep seni düşündüm 
Yalnız seni, yalnız senin gözlerini 

Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım 
Ben artık adam olmam bu derde düşeli 
Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya 
Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki 
Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi 
Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği 

Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda; 
Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki 
Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor 
Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini 
Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu; 
Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri 

Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım 
Bu böyle pek de kolay değil gerçi… 
Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya; 
Bunun verdiği mutluluk da az değil ki 
Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa, 
Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki 

İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem, 
Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi: 
Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu 
Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri

7. Bir Seni Hala – ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Hasret kalbimden vururken, resmin karşımda duruyor…

Gözümde tüterken yüzün, bütün fotoğraflarda gülümsüyorsun.

Zaten, hep gülümsemez miyiz; bazen gerçek, bazen sahte…

Belki, bir gün birisi özlemle baktığında, mutlu hatırlasın isteriz.

Gelip de geçtiğimizin her zaman bilincindeyizdir de, çok ender fark ederiz.

Ölümle yüzleşene dek, hayat karmaşasında tüketilir günlerimiz.

Kalan oluncaya dek, daha çok üzülürdüm yitenler için…

Yine de ölen için, daha zor olmalı ölmek…

Zaten kolay olsaydı, çoktan bırakmış olurdum hayatın yakasını; her gece kapımı çalmasın diye hasret…

Kulaklarımda çınlamasın diye sesin…

Her gün, tekrar tekrar sevmeyeyim diye seni…

Ve her gece, yanmasın diye içim…

8.  Ihlamurlar Çiçek Açtığında II – BAHATTİN KARAKOÇ

Kumaşı eprimiş üç mevsim geçer,
İlkyazla uyanır derin uyuyan.
Tan sesine cıvıldaşır serçeler,
Sevdadır anlıma namlu dayayan.
Havuzuma ay ışığı dökülür.
Bilirsin ki burda değilim artık,
Ruhum yağmur yağmur göğe çekilir; 
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! …

Gülde çiy damlası… Buzum sırçayım; 
Güneşe çarpınca param parçayım.
Bir gün Emirgân’dayım, bir Kanlıca’da,
Üsküdar’da, Beykoz’da, Çamlıca’da.
Şehir bir hançerken kan burgacında.
Mekâna sığar mı bu deli yürek? 
Bir sevda çeşmesi, bu deli yürek.
Baylanır, beklerken baygın düşerim; 
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! …

9. Buluşmak Üzere – CAN YÜCEL

“Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni”

10. Ben Senden Önce Ölmek İsterim – NAZIM HİKMET

Ben 
senden önce ölmek isterim. 
Gidenin arkasından gelen 
gideni bulacak mı zannediyorsun? 
Ben zannetmiyorum bunu. 
İyisi mi, beni yaktırırsın, 
odanda ocağın üstüne korsun 
                    içinde bir kavanozun. 
Kavanoz camdan olsun, 
şeffaf, beyaz camdan olsun 
                    ki içinde beni görebilesin… 
Fedakârlığımı anlıyorsun : 
vazgeçtim toprak olmaktan, 
vazgeçtim çiçek olmaktan 
                        senin yanında kalabilmek için. 
Ve toz oluyorum 
yaşıyorum yanında senin. 
Sonra, sen de ölünce 
kavanozuma gelirsin. 
Ve orda beraber yaşarız 
külümün içinde külün, 
ta ki bir savruk gelin 
yahut vefasız bir torun 
bizi ordan atana kadar… 
Ama biz 
o zamana kadar 
o kadar 
karışacağız 
ki birbirimize, 
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz 
                                     yan yana düşecek. 

 

 

Kadın Ne Değildir?

Kadın Ne Değildir?

 

  1. Kadın, seks objesi değildir

.

Megaloman erkek dünyasında Kadın’ın yeri yatak odasında görülürken, cinsel bir imge olarak görülmesi uzun bir zamana yayılmış bir süreçtir. Tarihin en kirli sayfalarına uzanan geçmişte Kadın, erkeğin bir adım gerisinde sadece yatakta varlığı önemsenen bir obje halini almıştır. Kadın, erkeğin ihtiyaçlarını karşılayan bir eşya değildir!

 

2. Kadın, kuluçka makinesi değildir

Günümüz de bile bu algıyı hala yıkamamış toplumlar olması ne acı! Kadın üremeden sorumlu bir damızlık değildir, evet Yaradanın bahşettiği özellikle yeni bir canı dünyaya getirme niteliğine sahiptir. Ama bu sırf erkek neslini üretmek istediği için değil, kendi benliğiyle anne olmayı istediği zaman istediği dahilinde yapacağı bir eylemdir. Erkekler için seks ve cinsellik ne kadar doğal ise, bir kadın içinde o kadar doğal karşılanmalıdır. Bir kadının cinsellikten zevk almaması sadece üreme rolünü yerine getirmek için sevişme mantığı gerici toplumların yanlışlarından en büyüğüdür. Eski gelenekler de bazı toplumların kadının cinsel ilişkiden zevk alması yasaklandığı için sünnet edildiğini biliyor muydunuz?

3. Kadın, aciz biri değildir?

Kadın yaratılışıyla erkeğe denk bir canlıdır. Kendi ayakları üstünde durmayı başarabilen, erkek himayesi altında kalamayacak kadar eşsizdir. ‘Saçı uzun aklı kısa’ deyimi  kadınların varlığını küçümseyen bir deyimden ibaret olmakla birlikte, çirkin bir bakış açısıdır. İsteyen ve azmeden bir kadının neleri başaracağını görmek isteyenler şöyle bir tarih sahnelerine bakmalılar. Yakın tarihimizde cesaretiyle erkekleri sollayan Halide Onbaşı(Halide Edip Adıvar) unutmayın. Fransız ordusunu yöneten efsane Jeanne d’Arc(Jan Dark)’ı hatırlatarak, kadınların gücüyle bir erkekten aciz ve korunmaya muhtaç yaratıklar olmadığını ispat edebiliriz.

 

4. Kadın, mutfakta aşçı değildir

Kadının yeri mutfak değildir. Erkeklerin hayatlarını birleştirdikleri, hayat arkadaşım diye sınıflandırdıkları eşlerini yemek ve bulaşık işleriyle sınıflandırmalı öncelikle yanlış bir tutumdur. Kadın yuvayı kuran dişi kuş olsa bile, yuva sadece erkeğinin karnını doyurmak ve temizlik işlerinden ibaret değildir. Erkeğin bir evlilikteki temel görevleri maddiyatı sağlamak olsa da evlilik iki kişinin emekleriyle dönen bir müessedir.

 

5. Kadın, yollu ya da hafif meşrep değildir.

Kadın da erkek gibi bir bireydir. Nasıl ki bir erkek gece vakti özgürce gezebilme, alkol tüketebilme ya da en basitinden içinden geldiği gibi gülebilme yetisine sahip ise kadın da aynı şekilde hakkına sahiptir. Kadın gülmez, kadın toplum içinde başka bir erkekle konuşursa yollu olur gibi ithamlar gerici düşüncenin sofu fikirlerinden başka  bir şey değildir. Hala devam eden günümüz toplumunda kız ve oğlan çocuklarına uygulanan çifte standart bu geri düşüncenin çıkış noktasıdır.

 

FANTASTİK GÖRÜNÜMLERİYLE MUTLAKA GÖRÜLMESİ GEREKEN 10 YER!

FANTASTİK GÖRÜNÜMLERİYLE MUTLAKA GÖRÜLMESİ GEREKEN 10 YER!

Dünya görülmedik güzellikleriyle biz fani insanları şaşırtan bir ekosistem.  Yaratılışın mucizevi yönünü görmek istediğimiz de gözlerimizi açmamız yeterli olacak.

Doğa harikası görünümleriyle bambaşka bir dünyaya aitmiş gibi görünen yerleri sizler için derledik. İşte ölmeden önce mutlaka görmek isteyeceğiniz büyülü yerler!

1.DARK HEDGES YOLU – Kuzey İrlanda

Korku filmlerinden birini andırıyor değil mi? O yoldan korkmadan yürümek cesaret isteyebilir.

 

2.GREAT BLUE HOLE- Belize 

Büyük mavi çukur diye adlandırılan  yer resmen bir doğaüstü güzelliği. En iyi dalış noktası olarak sınıflandırılan Gerat Blue Hole Güney Amerika’nın görülmesi gereken en güzel noktalarından sadece biri!

 

3. VİCTORIA ŞELALESİ – Zambiya ve Zimbabve Sınırları

En büyük şelale ünvanını bünyesinde bulunduran bu doğa harikası, görülmeye değer yerler arasında atlanılmaması geren bir rota.

 

4.TUNNEL OF LOVE – Ukrayna 

Tıpkı bir masal gibi değil mi, Romantik aşk tüneli olarak eşsiz bir aşk yolu. Çiftler için görülmesi şiddetle tavsiye edilir!

 

5.CHOCOLATE HILLS – Filipinler

Bu tepeciklerin çikolata tepeleri olarak adlandırılması ironik bir şaka olmalı! Enfes göründüğünü söylemeden geçmeyelim.

 

6. ZHANGJIAJIE MİLLİ PARKI – Çin

Nefesinizi sakince verin, evet Çin’de böyle bir doğa güzelliğine sahip. Yükseklik korkusu olanların fotoğrafa bakmamalarını rica ediyoruz.

 

7. FLY GEYSER – Nevada/ ABD

Jeotermal bir güzellik daha! Pamukkale’de ki travertenlerin renklisi diyelim en iyisi.

 

8. PAMUKKALE TRAVERTENLERİ – Türkiye

Canım ülkemizin dünya harikasından birini unutursak işleyeceğimiz ayıbın farkındayız. Beyaz ve mavinin eşsiz uyumu nasıl gözlerimizi alıyor değil mi?

 

9. FINGAL’S CAVE – İskoçya

Eh bakmadan edemeyeceğiniz bir ihtişam, Staffa adasının nadide bazalt mağarası.

 

10. SALAR DE UYUNI – Bolivya

Tuz gölünün muazzam güzelliğine bakmaktan bir türlü gözümüzü alamıyoruz. Mavi gökyüzünün eşliği ise enfes bir görüntü!