YAS..

 

YAS…

İçimde farkında olmadığım bir yas, Kime, kim uğruna büyüttüğümü bilmediğim bir acı.  Bazen soluksuz bırakan, bazen de acıyla karışık tatlı hayaller kurdurtan bir rüya alemi. Yüreğimin ara ara sıkışması, derince iç geçirmelerim hep bir şeyi hatırlatıyor.

Unuttuğum, fakat unutmak istemediğim birini.

Onu beklediğimi hissediyorum, hayatım sadece onu beklemek üstüne kuruluymuş gibi geldiğinde bu amansız bekleyiş de sona erecek.

Fakat geleceğine dair bir inancım da yok.  İçimde peyda olan bu acının dayanağının olmadığı düşüncesi beynimin karanlıklarından sürekli çıkıp duruyor.

Ya gerçekten iflah olmaz bir melankoliksem, ya da kendi kendine acı çektirmekten hoşlanan bir sadist! Tüm ihtimaller ne kadar kötü bir noktaya yaklaştığımın ispatı.

Bir sabah uyandığımda beliren bu özlem hissi, yerini yavaş yavaş ağdalı bir yasa bıraktığında güneşin rengi de solgunlaştı.

 

 

  •  Semra Şenol

Estetik Operasyon Nedir, Nelere Dikkat Edilmeli?

 

Plastik ve Rekonstrüktif olarak adlandırılan cerrahi olan doğumla gerçekleşen yada kaza sonrasında oluşan anomalileri, şekil bozukluklarını ve fonksiyon yetersizliklerini düzeltilmesini sağlayan cerrahi daldır.  Yunanca plasticos’dan Plastik olarak dilimize geçen bu kelimenin karşılığı şekillendirmek, kalıba uydurmak manasında telaffuz edilmektedir.

Yeniden yapım ve onarım cerrahisi vücudun tüm yüzeyinde oluşan cerrahi problemlerle ilgilenmektedir.  Tüm vücut yüzeyinde deri altı, kemikleri etkileyen defektin, şekil bozukluklarının giderilmesi ve onarılmasını üstlenmektedir.  Cerrahi işlem gören bölgenin işlevselliğini kazanması, dış görünüş olarak iyi görünmesiyle birlikte yaşam kalitesini arttırmak amacıyla yapılmaktadır.

Estetik operasyon gerçekleştirmeyi düşünenlerin  dikkat etmesi gereken noktalar bulunmaktadır.  Estetik cerrahi de yapılan burun estetiği, çene estetiği, meme küçültme gibi operasyonlar bireyin hayat kalitesini ve yaşamını kolaylaştırmak amacıyla yapılmaktadır.

Bu tarz operasyonlara karar verilmeden önce beklentiler doğru orantılı şekilde hesaplanmalıdır.  Nefes almayı zorlaştıran burun eğriliğini dışarıdan daha iyi görünmesi yerine rahatça nefes alabilme gibi nedenlerden dolayı tercih edilmelidir.  Gerçekçi beklentilerle yapılan operasyonlar kişiyi hayal kırıklığına uğratmaz.

Kati surette estetik operasyonuna karar verdiğiniz de bu konuda uzmanlaşmış bir doktorla iletişime geçmelisiniz.  Cerrahi uygulama sonrasında başarılı sonuçlar için doktorunuzun ön gördüğü tedaviyi aksatmadan yerine getirmelisiniz.  Dışarıdan kolay bir işlem gibi görünmesine rağmen estetik cerrahisi de oldukça zor ve acılı bir süreçtir.

Fiziksel ve ruhsal olarak kendinizi ameliyattan öncesinde hazırlamalısınız.  Bu süreçte sigara, alkol ve kan sulandırıcı gibi kötü sonuçlara neden olacak alışkanlıkları terk etmelisiniz.

Değişime hazırlıklı olarak, zaman ve iyileşme sürecini de hesaba katarak estetik operasyona her yönden düşünerek adım atmalısınız…

Horn Etkisi Nedir?

Bir diğer yazımız olan Halo Etkisi Nedir? okuduysanız, Horn Etkisi kulağınıza çokta yabancı gelmeyecektir.  Horn etkisi Halo etkisinin tam zıttı olarak, bireyin kötü bir özelliğini ele alarak hakkında gerçek olmayan olumsuz düşünceler ve yargılar üretmektir. dışİnsan zihni karışık düşünmekten ziyade doğrusal yönde ilerlemeyi seven bir alt yapıya sahiptir.  Ani ve hızlı kararlar, yargılar verebilmek içinde karşındaki kişinin olumlu bir tavrına veya düzgün görüşüne dayanarak hakkında çıkarımlar yapmaktadır.

Burada devreye giren Horn etkisinde ise karşısındaki bireyin dağınık, çirkin veya göze kötü görünen bir davranışına istinaden onunla ilgili çıkarımlarını olumsuz olarak yapmaya yeltenmesi olarak açıklanabilir.  Tek kötü bir kanı nazarında o kişinin tembel, beceriksiz hatta kötü biri olduğu kararına araştırmadan varabilir, yargısız infaz yapabiliriz.  Bu otomatik olumsuz atıflara Horn Etkisi diyoruz.

Horn etkisine bir örnek verilmek istenirse, 2008 yapımı Milyoner filmini bir çok kişi izlemiştir.  Baş rol filmde fakir bir çevreden gelen, düzgün bir eğitim almayan bir olarak karşımıza çıkmaktadır.  Yarışma esnasında tüm o zor sorulara cevap vererek büyük ödülü kazandığında ise dış görünüşüne bakılarak hile yaptığı düşünülmektedir.

Bilginin ve başarının dış görüntüsüyle bir alakasının olmadığını gösteren bu film, Horn etkisini oldukça iyi tanımlayan bir örnek olarak hafızalara kazınmıştır.

Hakimiyet-i Milliye Bayramı Nedir?

Hakimiyet-i Milliye  Ulusal egemenlik, milli egemenlik anlamına gelmektedir.  Ankara’da 23 Nisan 1920’de açılan TBMM, iradenin ve hakimiyetin halkın nazarında olan bir devletin kurulduğunun ilanıydı.

Ülkenin dört bir yanından seçilen meclis mebusanlarının 23 Nisan 1921’de TBMM’de aldıkları kararla 23 Nisan ilk ‘Milli Bayram’ olarak kabul edildi.

Hakimiyet-i Milliye Bayramı olarak kutlanılan 23 Nisan, ilk yıl dönümü olan 23 Nisan 1922’de askeri geçit merasimiyle meclisin önünde kutlandı. Bu kutlamalar sırasında konuşma  yapan Türkiye Cumhuriyetinin ilk Cumhur başkanı Mustafa Kemal Atatürk  günün anlam ve önemi şu sözleri ile dile getirmiştir.

 

“23 Nisan, Türkiye için milli tarihin başlangıcı ve yeni bir dönüm noktasıdır. Bugün, bir cihan husumete karşı kıyam eden Türkiye halkının Türkiye Büyük Millet Meclisini vücuda getirme hususunda gösterdiği harikayı ifade eder.” 

Ankara’da yapılan bu kutlamaya katılan Himaye-i Etfal talebeleri, geçit töreni yapan askerlerle birlikte ön saflarda yerini almış, bayrama farklı bir hava katmıştır.  Himaye-i Etfal; Kurtuluş savaşında yetim ve öksüz kalan şehit çocuklarının korunması ve yetiştirilmesi adına kurulmuştur.

Bizzat Atatürk’ün desteğini alan kuruluş, 23 Nisan kutlamalarında halktan yardım ve destek toplayarak çocukların eğitimlerine katkı da bulunmayı sürdürmüştür.  Mustafa Kemal Atatürk’ün bu faaliyetlere verdiği destekle 23  Nisan 1925 ‘Çocuk Günü’ olarak kutlanmıştır.

1926’dan sonrasında ‘Çocuk Bayramı’ olarak anılan 23 Nisan  Hakimiyet-i Milliye Bayramı, resmi olarak 1980 yılında ‘Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’  adını almıştır.

Çocukları bir günlüğüne makama davet etme uygulaması da bizzat 1933’de Atatürk tarafından başlatılarak geleneksel hale gelmiştir.

Ah’lar Ağacı – DİDEM MAMAK

Yaşamı ve şiirleri ile ilgili şu sözleri sarf eden yazar;

“Hayatımla ve bir kadın oluşumla ilgili çözemediğim bazı meselelerim var. Bütün bunlar yokmuş gibi davranıp kitabi şiirler yazamam. Şiirlerim ütüsüz ve buruşuk gezdirdiğim ruhumun diyeti bence. Bu yüzden hepsi benden parçalarla dolu. Bu yüzden biraz ‘kadınsı’, durup dururken bağıran şiirler” diyerek kendini tanımlıyor.

Dizelerinde ruhunda ve bedeninde yaşadığı sıkıntıları, zorluklarla başa çıkma çabasını anlatan şair; söylediklerini ve söylemediklerini Ah’lar Ağacı’nın altına gömdüğünü söyleyerek okurlarına içini döküyor.

Ah’lar Ağacı 

Bir ilaç içsem bari diye düşündüm,
Biraz kolonya sürünsem,
Ferahlasam, pencereyi açsam.
Şöyle bir şey yazdım sonra:
Yağmur, çamurlu bir elbise dikiyor şehre
Sıkılıyoruz hepimiz bu çamurlu giysinin içinde.
Berbattı,
Bir şiire böyle başlanmazdı.

İç ses diye söylendim,
Ardından Yıldırım Gürses…
Aptal aptal güldüm bir de buna.
Ayşecik vazoyu kırıyor
Ve ‘tamir et bakalım’ diyordu babasına.
Yapıştırsam da parçalarını hayatımın
Su sızdırıyordu çatlaklarından.
Karnabahar kızartmıyordu asla
Başrolde kadınlar.

Güçlü bir el silkeledi beni sonra
Sanırım Tanrı’nın eliydi.
Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan.
Binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi,
Çok şey görmüşüm gibi,
Ve çok şey geçmiş gibi başımdan,
Ah…dedim sonra
Ah!

İç ses, diye söylendim
Çocukken şöyle dua ederdim Tanrı’ya:
Tanrım bana hiç erimeyen,
Kırmızı bir bonbon şekeri yolla.
Eski tül perdelerden gelinlik biçerdik
Kardeşimle kendimize durmadan,
Olmayan çayları,
Olmayan fincanlardan içerdik.
Olmayan kapıları açardık,
Olmayan ziller çaldığında.
Siyah papyonlu olurdu mutlaka
Resim defterimizdeki damat.
Yedi günde yarattığımız dünya
Mutlu olurduk pastel koksa.

Ve şimdi şöyle dua ediyorum Tanrı’ya:
Olanlar oldu tanrım
Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!

Kaybolmak istemiştim bir zamanlar
Kapının arkasında yokum demiştim
Ve divanın altında da.
Bulamazsınız ki artık beni,
Hayatın ortasında.
Kaybolmak istemiştim bir zamanlar
Beni kimse bulamazdı
Tanrı’nın arkasına saklansam.
O Kocamandı, en kocamandı o.
Bir kız çocuğunun hayalleri kadar.

Bir zamanlar kendimi
Bulunmaz Hint kumaşı sanmıştım.
Kaç metredir benim yokluğum?
Benden daha çok var sanmıştım.
Benim yokluğumdan dünyaya
Bir elbise çıkar sanmıştım.
Dünyanın çıplaklığına bakmaya utanmadan
Sonunda ben de alıştım.
Ah…dedim sonra,
Ah!

Güzin Ablası kitaplar olan bir kızdım,
İçim sıkılmasa o kadar
Tek bir satır bile okumazdım.
Taş bebeğim ters çevrilince ağlardı
Bir derdi var derdim.
Derdimi demeyi ben taşbebeğimden öğrendim.
Ninni derdim, ninni bebeğim!
Cam gözlerini kapardı, naylon kirpiklerini.
Plastik gözkapaklarının ardında,
Bilirdim rüyaları yoktu bebeğimin,
Gözyaşları da.
Ağladıkça tükürüğümden sürerdim gözaltlarına.
Bu kadar kolay harcamazdım rüyalarımı,
Kırmızı çantamda bayram harçlıklarım olmasa.

İnsan çıtır ekmeği ısırdığında,
Kırıklar dolar kucağına,
İşte orası umudun tarlasıdır.
Ve orada başaklar ağırlaştığında,
Sayısız ah dökülür toprağa.

İç ses, diye söylendim
Ve ah dedim sonra,
Böyle ah demeyi beli bükük bir ahlat ağacından öğrendim.

Dallarına salıncak kurardı çocuklar,
Hızlı yaşanan bir hayatın şarkılarıydı salıncaklar.
Meyveleri tatsızdı
Eski bir lanetten dolayı
Herkes dişlerdi acı meyvelerini,
Ve herkes söverdi ona.
İsmini yazardı herkes onun bağrına,
Ah derdi o. Ah!

Bıçağın ucundaydı insanların hafızası
‘İnsan unutandır
ve insan unutulmaya mahkum olandır.’
Tanrı şöyle derdi o zaman:
Ah!

Ne çok dikeni vardı ahlat ağacının tanrım,
Ulaşılamazdı,
Sen sarılmak istesen ona,
O sana sarılmazdı.
Ne çok dikenin vardı Tanrım!
Ne çok isterdim,
Sana sarılamazdım.
Ve şöyle derdim o zaman:
Ah!

Ahlat ahların ağacıydı,
Yaşlanmaya başlayanların,
İtiraf edilememiş aşkların,
Evde kalmış kızların.
Ahlat ahların ağacıydı,
Cezayir nasıl cezaların ülkesiyse,
Öyleydi işte.

Ve etimoloji Eti’lerden kalma
Bir zaman birimiydi yanılmıyorsam.
Ve yanılmıyorsam yalnız insanların,
Kahvaltı edip ağladıkları pazar sabahları yokmuş o zaman.
Mesela o zamanlar
Mutsuz olduğunda insanlar,
Yok olurmuş bazı dakikalar.

Gülümsedim o sıra,
Bazen sevinirim,
Sevinmek nedense hep yedi yaşında
Ve ah… dedim sonra,
Ah!

Bazen ah diyorum durmadan,
Şimdi ben ahlatın başında,
Otuz iki yaşımda.
Ahlar ağacı gibi.
Rengarenk çaputlar bağladım yıllarca dallarıma,
Mavi, mor, kırmızı ve yeşil,
İstedim, hep istedim,
Sen iste derdim, iste yeter ki
Vereyim.
Her istediğimi verdim.Arttım, fazlalaştım,
Eksikli yaşamaktan.
Ahlar ağacıyım, gibisi fazla.
Başka bir şey istemem
Artık beyazlaşan üç-beş tel saçıma,
Hesabımı vermekten başka.

Vasiyetimdir:
Dalgınlığınıza gelmek istiyorum
Ve kaybolmak o dalgınlıkta.

At arabasıyla kağıt toplardı
Her sabah çingene kadınlar.
Üst üste yığılırdı buruşuk kirli kağıtlar
Şaşırırdım
Kadınların mı yoksa kağıtların mı memeleri kocaman?

Bir zamanlar öfkem beni zora koşardı.
Kızıl yelelerim yapışırdı terli alnıma
Ne eğere gelirsin ne de semere derledi bana,

Yeniden doğmuş olurdum oysa,
Öldüğümü sandıklarında,
Yalnızca kağıtlarda iyi koşan bir at olarak.

Vasiyetimdir:
En güçlülerinden seçilsin
Beni taşıyacak olanlar.
Ahtım olsun,
Yükleri ağırlaşsın diye iyice,
Tabutumun içinde tepineceğim.

Murphy Kanunları Nelerdir?

Murphy Kanunları Nelerdir?

Murhpy kanunu kimin bulduğu ve ne zaman ortaya çıktığına dair diğer  Murphy Kanunu Nedir? makalemizde yer vermiştik.

Bu yazımızda New York’ta Harvey Hutter tarafından kitap haline getirilen Murphy kanunlarından en olumsuz özdeyişleri  sizlerle paylaşacağız.

  • Her şey yolunda gidiyor gibi görünüyorsa, senin dünyadan haberin yok.
  • Geç kaldığınız süre ile trafik sıkışıklığı doğru orantılıdır.
  • Birkaç şeyin ters gitme olasılığı var ise, bunlardan en kötü sonuçlar doğuracak olanı ters gider.
  • Yanlış numara hiç bir zaman meşgul çalmaz.
  • Taki siz diğer şeride geçene kadar diğer şeritte trafik daha açıktır.
  • Hiç bir iyilik cezasız kalmaz.
  • Bir işi yapmanın en kolay yolu işi bitirdiğiniz de aklınıza gelir.
  • Bir şeyin gitmesi için dört yolu olduğunu düşünüp hepsine önlem alsanız da mutlaka beşinci yol vardır.
  • Çalışmayan eşyanız, tamir ettirmeye gittiğiniz anda çalışmaya başlar.
  • Bir şeylerin ters gitmesi bir doğa kanunudur. Bu sebeple her şey yolunda gidiyor gibi görünüyorsa dikkat edin, mutlaka ters giden bir şeyler vardır.
  • Herhangi beğendiğiniz bir şey devamında üretimden kaldırılır.
  • Dünyadaki en güzel şeyler; ya ahlak dışı, ya kanun dışı ya da şişmanlatıcıdır.
  • Arayıp bulamadığınız şey, en son bıraktığınız yerdedir.

Murphy Kanunu Nedir?

“Eğer bir işi halletmek için birden fazla olasılık varsa ve bu olasılıklardan biri istenmeyen sonuçlar veya felaket doğuracaksa; kesinlikle bu olasılık gerçekleşecektir.”

Çıkış noktası bu söz olan Murphy Kanununa isim veren ABD’li mühendis  ‘Edward Aloysius Murphy’ dır. Hata nedenlerinin, olumsuzlukların, başarısızlıkların ve tersliklerin oluşmasında kullanılan deyime Murphy Kanunu denilmektedir.

ABD ‘de askeri eğitim alan Murphy, havacılık eğitimi aldığı sırada II. Dünya savaşının başlamasıyla kendisini bir anda Pasifik Cephesinde çatışmada bulur.

Bir mühendis olan Edward Aloysius Murphy,  savaş esnasında deneylerine devam etmektedir.  Son olarak 1949 da üstünde çalıştığı  MX981 kod adlı çarpışma testini deneyimlemektedir.  Maliyeti oldukça yüksek olan deneylerin algıcıları denekler üzerine personel tarafından yanlış bağlanması nedeniyle bir türlü sonuca gidememektedir.

Bu durumu dikkatle gözlemleyen Murphy, isim babasını olduğu kanunu meşhur eden sözü bu sırada sarf etmiştir.

“Eğer bir işi halletmek için birden fazla olasılık varsa ve bu olasılıklardan biri istenmeyen sonuçlar veya felaket doğuracaksa; kesinlikle bu olasılık gerçekleşecektir.”  

Gündelik yaşantımızda hoşumuza gitmese de Murphy kanunu oldukça sık başımıza geliyor. Amerikan Hava üssünden yayılarak dünyaya yayılan bu kavram, düşünüldüğünde hepimizin başına sıklıkla gelen terslikleri açıklıyor.

Bir işi yaptığınız da ve sonucunu beklediğiniz anda, bu işin kötü sonuçlanması gibi bir ihtimal var ise bu mutlaka gerçekleşir.  Başımıza gelen talihsizliklerin mantığa dayanmasını açıklayan Murphy yasalarının üstesinden gelebilmek tabi ki mümkün.

Murphy kanunlarının üzerine gidildikçe problemlerle başa çıkma ve sorunların üstesinden gelme motivasyonu aşılayarak tersliklere göğüs gerecek cesarete sahip olacaksınız…

Patlatma Taş Nedir?

Doğal taşların özel makinalarla kesilmesiyle oluşan Patlatma taş günümüzde iç ve dış cephe sahasında kullanılan popüler bir duvar kaplama ürünüdür. Tamamıyla doğanın bir ürünü olan bu taşlar dayanıklı, antibakteriyel ve uzun ömürlü olmaları nedeniyle günümüz dekorasyon çalışmalarında sıklıkla yer edinmektedir.
Madeninden çıkarılan taşlar makinelerde sıkıştırılarak kırılması sonucuyla patlatma taş ismini alan bu ürünün ham maddesi olan taşlar; Mermer, Traverten ve Limra’dır.

traverten taş fiyatları

Renk ve ebat olarak bir çok seçeneği bulanan patlama taşlar, bina dış kaplamada ve ev içi dekorasyonunda duvar kaplayıcı eleman olarak tercih edilebilir. Kullanım olanı spesifik olan patlatma taşlar mekanlara nostaljik ve sade bir görünüm kazandırır.
Temizliği oldukça kolay olması nedeniyle kullanımda zorluk çıkartmaz, uzun yıllar kullanılabilir. Evlerde banyo duvarı kaplama, mutfak, salon ve Tv ünitesinin arkasına kaplama şeklinde uygulanan bu taşlar, istenilen ebat ve boyutlara göre üretilebilmektedir.

Natürel görünüm sağlayan patlatma taşın da bir çok seçeneği mevcuttur. Mermer, Filesi, filesiz, patlatma taş olarak sıralanan ürünler, ölçü ve ebatları ile stoklarda bulunmaktadır.
Denizli’nin doğal maden kaynaklarını değerlendirerek patlatma taş üretimi yapan Traverten Taş Dünya’sından dekorasyon amaçlı ürünleri özel ölçülerde sipariş verebilir, fiyat teklifi alabilirsiniz.

Fiziksel olarak dış etkenlere bağışıklık gösteren patlatma taşlar, ortama yaydıkları pozitif enerji sayesinde wabi-sabi gibi bir çok yaşam felsefesine de dayanaklık eder.
Siyah-beyaz, karışık ve doğal renkler olmak üzere patlatma taşların bir çok seçeneği bulunmaktadır…

TATYANA VE ALEXANDER (Bronz Atlı 2)

TATYANA VE ALEXANDER (Bronz Atlı 2)

 

“Savaşçı, komutan Alexander. Suyun, ateşin ve gökyüzünün Alexander’ı. Sevgili Tanrım beni sana versin; tankların ve hendeklerin, dumanın ve kederin askerine, mutluluğumun ve özlemimin kaynağı Alexander’a. Her neredeysen seni arıyorum.”

 

II. Dünya savaşının karanlık zemininde gönülleri burkan bir aşk hikâyesi. Benliklerindeki sarsılmaz aşkın gücüyle savaşa ve ölüme kafa tutan Tatyana ve Alexander, her şeye rağmen pes etmeden sevgileri koruyabilecekler midir?

Kızıl orduda görev alan Alexander Belov’un taze gelini, karnında bebeğiyle bir anda dul kalan Tatyana.  Matemin, ölü cesetlerin üstündeki buz kütlesini üstünde kötücül yarasıyla direnen Alexander.

İkisinin de hayallerinde Arizona’nın sıcak kumlarında, güneşte tenleri kavrulurken birbirlerine ait olmak vardır.

18 yaşında hamile aynı zamanda dul kaldığına inanan Tatyana, savaşın hüküm sürdüğü topraklardan kaçıp Amerika yeni bir hayat kurmaya çalışacaktır. Lakin aklıda kalbide Alexander’ın ölmüş olabileceği gerçeğini bir türlü kabul etmemektedir.

Kalpten bağlı olduğu adamın ona ihtiyacı olduğunu tüm iliklerine kadar hisseden Tatyana, bebeği dünyaya geldiğinde Alexander’a gerçekte ne olduğunu öğrenmek için gözünü sakınmayacaktır.

Amerikan casusu olarak suçlanan, Stalin’in ölüm kampına müebbet esir düşen Alexander; hayallerinde dahi Tatyana’yı görmeye, onu elinden alacaklar korkusu yüzünden cesaret edemez.

Her şeyi bir kenara atarak sevdiği adamı kurtarmak için ölümün hüküm sürdüğü topraklara geri dönen Tatyana, Alexander’ı sapasağlam bulabileceğinden bile emin değildir.  Yine de destansı bir aşkın iz düşümü olan Tatyana ve Alexander, serinin ikinci kitabı olmakla birlikte savaşın en açık anlatıldığı kitap.

Savaşta ölmeyip esir düşenlere kamplarda uygulanan işkenceleri, açlığı, hastalığı ve sefaleti açık bir dille ifade eden yazar, aşktan öte yıkımı da sayfalarına yerleştirmiş.

Kapaktaki aşk hikayesi tanımına aldanıp kitabı romantik komedi zannetmeyin, Bronz Atlı serisi kalplerinize dokunduğu kadar, içinizi paramparça eden gerçekleriyle dünyanın gerçek yüzünü sizlere gösterecek….

Paris’tedeki Notre Dame Katedralinde Yangın Çıktı!

Fransa’nın ikonik yapılarından biri olan ve milyonlarca kişinin ziyarette bulunduğu Notre Dame Katedralinde akşam yangın çıktı.

Fransa’nın başkenti olan Paris’te bulunan katedral ruhsal ve tarihi açıdan turistlerin ilgisi çeken, geçmişi 1334 yılında yapımı tamamlanmıştı.  170 yıl boyunca yapımı süren Notre Dame katedrali restorasyondan geçerken, dün akşam çıkan yangın nedeniyle çatısı tamamen çöktü.

Etrafındaki binalar tahliye edilirken, çevredeki insanların fotoğraf çekip dualar eşliğinde yangının söndürülmesini bekledi.

Dünya çapında tarihi bir değere sahip olan katedralin yanması, tüm dünyayı üzüntüye boğarken, yangın konusunda resmi bir açıklama henüz yapılmadı.

Fransa yetkilileri yangının restorasyon sırasında çıktığından şüpheleniyor.  6 milyon euroluk bir bütçe ayrılan restorasyon çalışmaları, katedralin yenilenmesi için bir süredir devam ediyordu.

Yangın söndürülme çalışmaları devam ederken,  Fransa polis teşkilatı restorasyonda çalışan 15 kişiyi adına soruşturmaya işlemlerine başladı.

İç İşleri Bakanı Laurent Nunez, ‘Soruşturma başlatıldı fakat yangının sebebi henüz bilinmiyor’  diyerek bir açıklamada bulundu.

856 yıllık bir tarihi geçmişe ev sahipliği yapan Notre Dame katedralinde çıkan yangın tamamıyla söndürülürken, ülkede tarihi eserler ile ilgili çalışmalar düzenleyen Miras Vakfı, Fransa genelinde kampanya başlatacaklarını bildirdi.

Yangın esnasında 93 metre yüksekliğindeki kulelerden biri çatısıyla birlikte tamamen yanarken, ana bina ve kuzey çan kulesi yangından hasar almadan kurtarıldı.

Katedralde çıkan yangına 500 itfaiyeci müdahale ederken, Cumhurbaşkanı Macron ayrıca yangını söndüren itfaiyecilere teşekkürlerini iletti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “Gurur duyalım, çünkü bu katedrali 800 yıldan daha uzun bir süre önce biz inşa ettik ve yüzyıllar boyunca büyütüp geliştirdik. Bu gece kati bir şekilde söylüyorum, birlikte yeniden inşa edeceğiz” açıklamasında bulundu.