Rus Savaş Uçağına Uyarı Ateşi Açıldı!

Rus Savaş Uçağına Uyarı Ateşi Açıldı!

Hava sahasını ihlal eden Rus askeri uçağa uyarı ateşi açıldı.  Güney Kore’den gelen açıklamaya göre salı günü ülkelerinin hava sahasına girerek kural ihlali yapan Rus askeri uçağına uyarı ateşi açıldı.  İki kez uyarı ateşinin yapıldığını, ayrıca Çin’e ait bir askeri uçağında hava sahalarını ihlal ettiğini belirtti.

Yapılan açıklamaya göre (KADIZ)  Kore Hava Savunma Bölgesine erken saatlerinde giren 3 adet Rus askeri uçağının girdiği belirtilirken, aynı ihlali Çin’e ait 2 askeri uçağında gerçekleştirdiğini bildirdi.

Rus uçakları Güney Kore-Japonya arasında sorunların yaşanmasına sebep olan Dokdo adasının hava sahasına girdiği ve ilk uyarı ateşinden 20 dakika sonra tekrar giriş yaptığında ikinci uyarı ateşinin açıldığını belirttiler.

Kore ordusunun açıklamasında Rus askeri uçaklarının ilk defa böyle bir kural ihlaline sebep olduklarını söylerlerken, Seul Savunma Bakanlığı Rusya ve Çin’in hava ihlalleriyle haklı resmi şikayette bulanacaklarını belirtti.

Rus ve Çin yetkililerinden henüz bir açıklama gelmezken, gerginliğin bir süre devam edeceği ve kasıt olup olmadığı henüz netleştirilmedi…

 

 

Yasak İhlali Edep

Yasak İhlali Edep

Akreple yelkovan arası bir yerde, dolunayın henüz doğurmadığı saatler bunlar.

Şüphe yok ki önemsiz, nefes artık içimde oyalanmıyor.

Sıfır yer çekimine karşı gelmeye çalışan adımların arkasındayız.

Hatalarımızla ve zaaflarımızla çare yok gün batımına.

Mühim değil üzgün olamayız, köprüleri ateşe verdik.

Sakınacak bir dert yok, yaşam kavgasında yakası yırtıldı edebin.

Görünen sadece karanlık gece ve gümüş yıldızlar.

Zaman içimizden geçip gitti, tutarız sandık yarı aklımıza sığdıramadık.

 

Saydam ellerimizin parmakları kırıldı sevinçlerden,

Ama hayır, acı hissetmedik çünkü acı soyut olamaz.

Yasak ihlali yapan düşüncelerimizi zincir altına vurdukça azıttık.

Toplumun aforoz ettiği arzularımıza ilk sırtımızı döndüğümüzde daha 17’ydik.

Dışlanmamızı mazur gördük ve hayallerimizi denetim altında şehit ettik.

Kim ne derse uyduk, sudan fazla şekil alabiliyorduk.

Kurallı kuralsız terbiye edildiğimizi sanıyorken duygusuz,

Dirsek boynumuza bastırırken haliyle alaycı ve vurdum duymazdık…

 

-SEMRA ŞENOL

 

Müzmin Bekar, Hasta Olmaktan Korktuğu İçin Eldivenlerini Çıkartmayan Türk Yazar Kimdir?

Müzmin Bekar, Hasta Olmaktan Korktuğu İçin Eldivenlerini Çıkartmayan Türk Yazar Kimdir?

Türk edebiyatının 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl başlarını yalın diliyle anlatan, sokağı edibiyata taşıyan yazar Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın ilginç ve hazin öyküsünü hiç merak ettiniz mi?

Hiç evlenmeyen ve hasta olmaktan ödü kopan Hüseyin Rahmi, 17 Ağustos 1864’de İstanbul’da gözlerini dünyaya açtı. Ne yazık ki dört buçuk yaşındayken verem hastalığına tutulan annesi gözlerinin önünde nefessiz kalarak can teslim ederken yanındaydı.  Annesi hakkında sorular soranlara yaşadığı travmayı şu sözlerle açıklıyor;

“Validem okur yazar bir kadındı. Beni dört buçuk yaşında teyzemin terbiye aguşuna bırakarak pek genç iken yirmi ikisinde hayata veda etti. Söz valideme intikal edince kalemimi tutamam, ağlamadan duramam. Çünkü kendisine pek düşkündüm. Kucağından hiç inmezdim. Çocukluğumda bütün ateşleriyle zihnime intiba etmiş birkaç levha vardır ki tahatturu beynimi daima yakar. O zaman ne olduğunu bilmediğim, itiraf lâzım gelirse hâlâ öğrenemediğim hayatın acılığı masum yanaklarımı pek insafsızca şamarlamıştı. Sızısı hâlâ gitmiyor…” 

Annesinin vefatından sonra Girit’teki babasının yanına gönderilen yazar burada ilkokula başlar.  Hüseyin Rahmi henüz altı yaşında iken babasının yeniden evlenmesi üzerine anneannesinin yanına taşınmak zorunda kalır.  Artık ne annesi ne de babası yanındadır, tek edilmiş bir çocukluk geçirecektir.

Büyük annesi ve teyzeleriyle yaşayan yazar çocukluğunun ilk dönemlerinde ele avuca sığmayan bir mizaca sahipken giderek içine kapanarak etrafındaki kişilerle arasına bir sınır çizmiştir.  Baba figürü olmadan kadınlar arasında yaşamaktan dolayı kadınlara özgü bir takım alışkanlıklar kazandığı söylenirken, örgü örmeyi sevdiği bilinmektedir.

Yemek yapmayı, örgü örmeyi, nakış işlemeyi, müziği ve estetiği derinden bir sevgiyle seven yazar, romanlarında işlediği kadın karakterlerinin iç dünyasını bu sayede gerçekçi anlatabildiği düşünülür.  Uzun bir süre önce müzeye dönüştürülen Heybeliada’da ki evinde sergilenen el işleri yazarın sıkıntısını atmak, yalnızlığını unutturmak için edindiği bir alışkanlığın eseri olarak sergileniyor.

Dönemin edebiyat çevresinden, toplumdan saklanarak inzivaya çekilmiş bir yaşam sürmeyi tercih eden Hüseyin  Rahmi Gürpınar, Heybeliada’da tepeye yaptırdığı evde yaşadı.  Kendisi gibi hiç evlenmeyen Miralay Hulûsi Bey ona eşlik ederken, hiç evlenmemesi hakkındaki soruları hep geçiştirdi.  Revik Ahmet Sevengil’in sorusuna ise baştan savma bir cevap verdi.

“Yattığım odada başka nefes istemem, sinirlenirim; bunun içindir ki misafirlikte de kalamam, diye cevap verdi.”

Romanlarında sokak insanını ve toplumu anlatırken korkusuzdu, ahlak kurallarını çiğneyen bencil karakterler yaratırken günümüz insanını en açık haliyle eleştirip incelemeyi seçerdi.  Bunun kanıtı olan “Ben Deli Miyim?” romanı tefrik edildiği dönemde tepki çekmiş ve yargılanmasına sebebiyet vermiştir.

İstanbul’un renkli, kenar mahalle insanlarını romanlarına seçen Hüseyin Rahmi Gürpınar eserlerinde aile sorunlarını, mahalle kavgalarını, toplumsal ve töresel yaşantısını mizahi gözlemci bir üslupla açıklar.  Romanları hem acıklı hem de komik enstantanelerle doludur.

Refik Ahmet Sevengil yazdığı kitabında Hüseyin Rahmi Gürpınar’ı şu sözleriyle tanımlıyor.

“Çocukluğu eski İstanbul hanımları arasında geçmiş; aradaki yarım asırdan hayli fazla olan zamana rağmen o hayatın tesirlerini jestlerinde kuvvetle muhafaza ediyor; gün görmüş, anâneye sadık, kibar bir İstanbul hanımefendisi gibi ekseriya ellerini ya dizlerinin üstünde, ya göğsünün üstünde kavuşturarak oturur; gülerken parmakları birbirine bitişip güzel bir siper haline gelen bir eli ile ağzını örter; kahkahaları küçük, sessiz ve kibardır; dudaklarında sönen gülümsemesi bir müddet de gözlerinde devam eder… Gayet iyi tentene örer, yastık işler, beyaz işi yapar…”

Halit Ziya Uşaklıgil, kalemdaşı Hüseyin Rahmi’yi severdik ama uzaktan derken şu sözlerle açıklama yapmıştır.

 “Hüseyin Rahmi yanına eldiven almadan asla sokağa çıkmazdı. Sokakta el sıkmasını sevmez, evdeki kapıları entarisinin eteği ile tutarak açardı. Belki de hayatında hiç evlenmemesinin sebebi bu idi.” 

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın kaleme aldığı Gülyabani, Ertem Eğilmez tarafından “Süt Kardeşler” ismiyle beyaz perdeye uyarlanmıştır.  Mürebbiye, Ben Deli Miyim?, Şık, Şıpsevdi, Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, İffet,  Billur Kalp gibi bir çok eseri bulunmaktadır.

Bir süre Kütahya milletvekilliği yapan yazar münzevi bir yaşam sürdüğü Heybeliada’daki evinde 8 Mart 1944’de gözlerini kapatmıştır….

 

Yaramız da Kalmasın!

Yaramız da Kalmasın!

Kelimeler kaçacak yer arıyor ruh-u revanım. Sar sar bitmeyen yaralardan çıkıp gelemiyorum sana.

Köz düştü gönlüme, yar dedim bu nasıl hasret.

Nasıl ölünür, nasıl girilir bu kederle kara toprağa.

Mavzer misali yutkunmalarım, sinemden aşağısını paramparça kan gölüne dönüştürüyor.  Bıçak dayanan gırtlağımdan ancak bir ‘ah’ çıkıyor.  Diyorum ki, öleyim dizlerinde!

Hatırlıyorum ruh-u revanım.  Dizlerin şimdi buzdur, soluk teninde güneş oynamaz.  Morarmış dudaklarından çıkmıştır can nefesi.

Morgun karanlık soğuğuna yatırmışlardır, göremem daha seni.

Küçük ellerin bir daha tutmaz papatyaları,  ağlamaklı ağlamaklı bakmazsın gözlerime.

Başımı nerelere vursam, ah nasıl yansam!

Köz düştü gönlüme, yaban eller işitir mi feryadımı?

Sessiz sessiz ağlayacak bir köşeye sinsem, ensemde bitiverse kokun.  Yaramdan öpsen, kalmasa bu yara ölüme.  Düşman etsen yine kahpe hayata, izini sıcağını çekmeden üstümden alıversen yanına.

Hükmen galip sevişmelerimizi yaramın üstüne denk getirerek sarılsam sana, içine sinen kış soğuğunu alsam alnından.

Ahirete saklanacaksın da unutacak mısın dünyayı, kime yaslanacak omuzların!

-SEMRA ŞENOL

Ağacın Altında Ölü Bulunan Kimsesiz Adamın Cebinden 2.5 Lira Çıktı!

Ağacın Altında Ölü Bulunan Kimsesiz Adamın Cebinden 2.5 Lira Çıktı!

Bir süredir boş arazide yaşayan kimliği belirsiz adam, bu sabah saatlerinde ağacın altına serdiği yatakta ölü halde bulundu.  Ölüm sebebi henüz belirlenemeyen adamın cebinden sadece 2,5 lira ve çakmak çıktı.

Yürekleri sızlatan haber bu sabah saatlerinde Antalya’dan geldi . Muratpaşa ilçesi  Gebizli mahallesi 1123 sokakta da saat 20:00 sularında meydana gelen olay, çevredekilerin sakinlerin ihbarıyla ortaya çıktı.  Bir kişinin boş arazide ağacın altına serdiği battaniyenin üstünde hareketsiz yattığını polislere bildirdiler.

Olay yerine polis ekipleriyle birlikte gelen sağlık ekiplerinin yaptığı ilk kontrolde adamın öldüğü belirlendi.  Üst aramasında kimliği çıkmayan adamın cebinde sadece 2,5 lira ve çakmağa rastlandı.

Kimliği belirsiz ceset otopsi yapılarak ölüm nedenin belirlenmesi ve kimliğinin tespiti için Antalya Tıp Kurumu’nun morguna kaldırıldı…

 

Liseli Anne Sınav Esnasında Doğum Yaptı!

Liseli Anne Sınav Esnasında Doğum Yaptı!

Bakalorya (Orta öğrenimi bitirme sınavı) sınavındaki 18 yaşındaki genç kız, doğum sancılarıyla nedeniyle sınavı yarıda keserek hastaneye kaldırıldı!

Afriya Gine Cumhuriyeti’nde lise öğrenimini tamamlamak için Fizik ve Fransızca teste giren Fatoumata Kourauma Conde isimli öğrencisi sınavı esnasında sancılandı.  Mamou kentinde koleje giden Conde’nin doğum yapacağı anlaşıldığında kentteki Sağlık Merkezlerinden birine kaldırıldı.

Başarılı bir doğumun ardından sağlıklı bir erkek bebek dünyaya getiren Conde, bebeği akrabalarına teslim ederek yarıda bıraktığı sınavını tamamladığı bildirildi. Uzun süredir çalıştığı sınavdan ret edilme korkusuyla doğum yapacağını eşinden ve yetkilerden saklayan genç kız, sıvan çıkışında basın mensuplarına açıklama da bulundu.

“Yıl boyunca hazırlandığım sınavı kaçırmayı düşünemezdim, çok korktum. Hem sınavı kaçırmadığım hem de erkek bir çocuk dünyaya getirdiğim için çok mutluyum.”

Hastahane çalışanları dünyaya yeni gelen erkek bebeğin sağlık durumunun iyi olduğunu belirtirken, Liseli anne sınavını tamamlayarak oğlunu kucağına aldığı için mutlu olduğunu belirtti…

 

BAŞKA TENDE AVUNDUM

BAŞKA TENDE AVUNDUM

Başka bir tende avundum, bedenen yokluğunda. Zerre pişmanlık duymuyorum bilesin. Bir çeşit hesaplaşmaydı, senden habersiz aldığım bu öç.

Dudaklardan kalbe inen çetrefilli güzergâh da, bana izimi kaybettirdin mutlu musun? Derin sadakatimi yaralarken, soğuk tavırlarına gücendiğimi, kırıldığım noktaların olduğunu umursamadın. Affeden, affedici rolünü üstüme geçirirken, daha fazlasını kaldıramayacağımı, benim de haysiyetimin zedeleneceğini unutarak, utanıp sıkılmadın.

Kör kütük sana taparken, tamamen yabancı nefesleri içime çekemem zannettin. Gözyaşı akıtır, kapına kul olmaya devam edeceğimi düşündün.

Kusura bakma, artık önüme attığın sevgi kırıntılarıyla karnımı doyuramam. Benden esirgediğin önemi, bir kez olsun göstermediğin saygıyı, istediğine vermekte özgürsün.

Tek üzüldüğüm nokta, sana harcadığım yıllar ve beni de kendine benzetmiş olman. İhaneti kanıksayacak, aldatmanın zevkini tadacak birimiydim ben, kabahatimi tümüyle üstüne atmayacağım. İşlenen ayıbın sebebi sensen, niyetini bozmak yoluna gidende benim.

Gördün mü, istediğim zaman adil davranabiliyorum.

İhanetimi illa tanımlamak gerekirse, bedenselden tatminden ötesine geçemezdi deneyimim. Karşı tarafında aradığı günü birlik, geceyi kapsayan ve asla sürdürülebilir ilişki konumuna yükseltilemeyecek bir beraberlikti. Karşılıklı alınan hazın sonunda, sarılarak uyumak, sabahı tutuşmuş ellerle karşılamak yoktu.

Bir gece öncesinde içilen içkinin, kandaki yüksek değeri düşmemiş sarhoşluğu, sancılı bir baş ağrısıyla uyanmaktı ihanetin soğuk tarafı. Yastığımda aşina olduğum kokunun tam zıttı, şekerli vanilyalı bir parfüm kokusu vardı bu sefer. Burnumun direğini sızlattı apansız, bir saniye daha fazla kalamadım o yatakta. Sıcak suyun altında dakikalarca alnım, duş kabinin soğuk camında öylece dikildim. Tenimden akıp giden parmak izleri gibi, zihnimden geçen senli vakitlerin töreni can sıkıcıydı.

Lâkin, ne yaparsam yapayım seni memnun edecek seviyeye yükselemedim. Davranışlarım, hareketlerim sana göre hep yetersiz, ince düşünülmeyen kabaca şeylerdi. Senin nezdinde kusurlu ve adam olmayacak türde biriydim. Bana karşı mimik ve jestlerinden anlıyordum düşüncelerini, fakat seni öyle körü körüne seviyordum ki, yokluğunu düşünmeye dahi katlanamıyordum.

Sensiz yaşayamam, ölürüm zannediyordum.

Göz yanılsamasından ibaretmişsin. Ne ölürmüşüm yokluğunda, ne de dünya yıkılırmış başıma. Bir nevi kötücül alışkanlıktan ibaretmişsin benim fıtratımda, tıpkı sigara içmek gibi. Dudaklarıma değmeyince dudakların, günüm geçmez, duvarlar üstüme üstüme gelir sanıyordum. Meğer ne kolaymış, zor zannettiğim alışkanlığımı tek seferde terk etmek.

– SEMRA ŞENOL

İnstagram Beğeni Sayısını Gizleyecek !

İnstagram Beğeni Sayısını Gizleyecek !

Tüm dünya genelinde en çok kullanılan video, fotoğraf paylaşma uygulamalarından biri olan İnstagram, yeni özelliğiyle kullanıcılarını şaşırtmak üzere.

İnstagram’ın yaptığı açıklamaya göre “popülerlik rekabetini önlemek ve kullanıcılar üzerindeki baskıyı azaltmak” için beğeni sayılarının gizleneceği ortaya çıktı.  Facebook’un çatısı altına geçen İnstagram, beğeni sayısını gizleme projesini ilk olarak Kanada’da uygulamaya geçirmişti.

Bu gün itibariyle sayılı ülkelerde test edilmeye başlanan bu uygulama neticesinde gençlerin üzerindeki baskıyı kaldırarak, ruh sağlıklarını olumsuz etkilenmesinin önüne geçmeye çalışılacak.

Beğeni gizliliğinin test edilmeye başlandığı ülkeler; Japonya, İtalya, Brezilya, Avustralya, Yeni Zelanda ve İrlanda olarak belirlendi.

Fotoğraf ve videolarına gelen like’ları görmek isteyen kullanıcılar ‘diğerleri’ kısmına tıklayarak ne kadar beğeni aldıklarını sadece kendileri görebilecekler.

Yazılı açıklamada bulunan İnstagram Yeni Zelanda ve Avustralya sorumlusu Mia Garlick, “Bu denemenin, paylaşımların kaç beğeni aldığı baskısını ortadan kaldıracağını umuyoruz.” diyerek kullanıcıların  beğeni sayısına takılmadan anlatmak istedikleri hikayelere odaklanabileceklerini söylüyor.

Şu anda test aşamasında olan yenilik, Twitter kullanan kullanıcılar tarafından #InstagramDelete hashtag ile protesyto edilmeye başlandı.  Beğeni gizliliğinden hoşlanmadıklarını, yeni özelliğin tüm ülke kullanıcılarını kapsadıkları anda uygulamayı sileceklerini ifade eden bir kampanya başlattılar.

İnsagram’ın yöneticisi olan Adam Mosseri ise beğeni gizleme yeniliğinin amacını şu sözlerle ifade etti:

“İnsanların instagram ‘da kaç beğeni aldıkları kaygısı yaşamalarını değil, zamanlarını değer verdikleri insanlarla iletişime geçmek için kullanmalarını istiyoruz.”

SANIK

SANIK

Sana bugün yağmurun gözyaşlarıyla ıslanan bir şehirden, merhaba diyorum.

Kaygan asfalt taşlarından selamlıyorum gül cemalini.

Ara ara esen, kesik rüzgârlardan soruyorum halini hatırını.

Boş sokaklardan geçtikçe, seninle ayrı düştüğümüz geceyi yâd ediyorum.

Ve yine soluğumda can çekişiyorsun.

Islanan hırkamın omuzlarında ağırlığın, yanlış seçimlerin kurbanı olduğumu fısıldıyorum bakışlarındaki düş kırıklarına.

Ses vermediğine göre, sende kabul görmüş bir sanığım.

Oysa haksızlık bu diye haykırasım var avazım çıktığı kadar.

Gücümün son raddesine kadar, yoktu bir suçum diyebilmek sana.

Tek korkum kulaklarını tıkayıp, yanımdan öylece çekip gidecek olmanın verdiği üzüntü.

Bir dinlesen beni, bir kerecik olsa güven duysan.

Kısaltıp törpülemeden anlatsam gerçekleri sana,

Tarafsızca dinlesen savunmamı, hor görmeden acizliğimi.

Sonra alır başımı yine meltemlere kardeş olur, göçerim diyarından.

Adımı sanımı duymazsın ileride, kaybolurum hatırandan.

Güzel bir serap gibi, yüzüm dahi kalmaz.

Toz olur uçarım bulutlara…

-Semra Şenol

GİDEN KADIN…

GİDEN KADIN…

Bu son elveda!

Çıkıyorum hayatından, vakti dolmuş bir konuk gibi. Göçebeler bile terk-i diyar eyledikleri ovalara dönmeyi vaat ederek giderler. Ama ben dönmeyeceğim. Sağanak yağmurun altında ıslanacak, bir elimde bavul, bir elimde hezeyana uğramış kalbimle ayrılacağım. Arkamı döndüğüm anda bitecek aşkımız.

Sıcak bir yaz gecesi, ateşin etrafını çevreleyen sahil boyunca, hoş sohbet bir muhabbetin devamında tanıdım seni. Tüm acılarımı silip götüren sesin, kaygı ve endişelerimi süzgeçten geçiriyor, savunmasız bırakıyordu benliğimi.

Kapılı kapılarımı aralarken içten gülümsemen, adımım boşluğa denk gelmişçesine irkilmeme sebep olurdu elimi tutuşun. Seninle geçecek zamanın müptelasıydım, duymak istemediklerimi söylediğinde dahi pür dikkat sesine kulak kesilirdim.

Sen benim koruyucum, korkup geriye kaçmadan önceki ürkek adımımdın.

İlk değil gidişim.

Haftalar öncesinde dilime pranga vururken gitmiştim oysa. Umursamazlık pelerinine sarınıp, uzak bir köşeden izledim seni. Bu sorumsuz adam benim sevdiğim, sesine salıncaklar kurduğum adam olamazdı.

Kadınlar susarak gider, demiş Cemal Süreyya.

Bizi susturan; sonu gelmeyen tartışmaların lüzumsuz bitişleri, geç girilen yatakların ayrı ayrı tutulan tarafları, vazoda kurutulan çiçekler.

Bir kadın emek vermediği aşı yemek istemez. Bu sebeptendir ki ruhumuzu adadığımız erkeği, bitmekte olan ilişkiye müdahale etmesi adına konuşuruz. Dişimizi tırnağımıza takmamız, son kullanma tarihi geçen birlikteliği kurtarmaya yetmez çoğu zaman.

Gidişim sırf bu yüzden.

Yanan ocakta soğuttuğum çay demliğinden, kül tablasında biriken sigara izmaritlerinden, en acısı dökülen saç tellerimden. Bir iki ufak tartışma getirmedi bizi bu noktaya, senin ceketini alıp kapıları çarpıp çıkmaların, benimse sabaha dek süren ağlama krizlerimden çıktık bu yola.

Bir kızımız olsun istiyordum. Minicik elleriyle ikimizi sonsuza dek birbirine bağlayacak, aramızda yatıracağımız kıvırcık saçlı bir kız çocuğu. Düşün, en büyük hayalimi de bırakıp gidiyorum.

Bensiz, ocakta sıcak tencerelerin olmadığı, sessiz bir eve gireceksin bu akşam. Kapıyı çalacaksın, ama açan olmayacak. Buruk bir gülümsemeyle cebinden çıkartacaksın anahtarlarını, büyük bir yıkım değil mi kapıda karşılayacak gülen bir kadının olmaması.

Kahretmeyeceksin kendini biliyorum. Varlığım yerine içki şişelerine sarılacaksın bir süre, sonra da başka bir kadının hayalini süsleyeceksin. Mazide kalanlardan biri olacağım hatıranda, alışacağız yana yana ayrılığın kısa vadeli acısına.

Benden sana son bir iyilik; kalbine aldığın kim olursa olsun emek ver sevgine. Hediyeler boğ demiyorum, ama sevdiğini her an hissettir. Çünkü söylemediğin veyahut göstermediğin sürece kadın anlayamaz kalbinin dürüstlüğünü.

Aşılamayacak sınırlar koyma aranıza. Bir bakış kadar yakın dur sevdiğine, zor günler illa ki olacak, sırt çevirme, sımsıkı sarıl.

En önemlisi konuş onunla.

Sıkıntılarını, dertlerini paylaş, merak etme dil kullanılmaktan eskimez.

Ayrılığımızı bir ders gibi düşün, geriye değil ileriye bak daima. Hiçbir ahım yok, seni sevmenin yerine pişmanlık biriktirmedim.

Hoşça kal; yüzümü güldürenim…

-Semra Şenol