Selvi Boylum Al Yazmalım…

Selvi Boylum Al Yazmalım…

Tuttum eli sıcacıktı
Yüreği elindeymiş gibi
Götür beni deli oğlan, sevdiğine yol versin
Bu dağlar, bu taşlar, rüzgarlı ovalar
Dağılan yağmurlar

Al yazmam serde, gönlüm başka evde
Sevmek dostluktur dilde

Sevgi neydi, sevgi emekti
Uçuşan yaprak, boş bir salıncak
Senden başka yok hiç kimse
Düşerim dara, içim yara

Nakışladı kamyonunu
Kırmızıdandı yavuklusu
Götür beni, İstanbullu!
Annem duyarsa duysun
bizi saklar dağlar, taştan bu ovalar,
dağılan yağmurlar heey

Al yazmam sende, gönlüm başka evde
Sevmek dostluktur dilde

Sevgi neydi, sevgi emekti
Uçuşan yaprak, boş bir salıncak
Senden başka yok hiç kimsem
düşerim dara, içim yara

Gelirim ardı sıra, dön bak bana
yoksan boştur Asya
gelirim ardı sıra, dön bak bana
yoksan yoktur Asya…

-Jehan Barbur

Devran Çağlar Hayatını Kaybetti!

Devran Çağlar Hayatını Kaybetti!

Bir döneme adını yazan Ünlü şarkıcı Devran Çağlar, dün gece saatlerinde evinde ölü olarak bulundu.  Kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden şarkıcı, yakınları tarafından Maltepe’deki bir rezidansta cansız halde bulundu.

Ünlü sanatçıdan bir süredir haber alamayan yakınları Devran Çağlar’ın çalıştığı işletme sahibine haber verdi.  Maltepe’deki bir rezidansta yaşadığı bilinen ünlü sanatçının yakınları kapıyı çilingir yardımıyla açtırdı.  Devran Çağlar’ı evinde ölü olarak bulan yakınları polisi aradı.  Savcılık tarafından yapılan olay yeri incelemesinin ardından ünlü sanatçının cenazesi Adli Tıp Kurumuna gönderildi.

Hayatını kaybeden Devran Çağlar’ın gerçek adı Mustafa Dağlar iken henüz 56 yaşında gözlerini hayata kapadı.  90’ların ünlü arabesk sanatçılarından biri olan Çağlar, çıkış yaptığı dönemde Bülent Ersoy’un tahtına aday olarak gösterilmişti.

Süreya Gibi..

Bugün tutmadılar elinden,

Her gece düştüğün o uçurumlardan tutup çekmediler seni, 

Yokluğunu hissetmedi kimseler,

Merak etmediler bugün,

Saç tellerini kırdılar, 

Her geçen gün vurdular seni,

Fark etmediler.

Seni bugün sevmediler,

Öpmediler parmaklarından,

Bir şiir yazmadılar sana,

Bir şarkıda geçmedi adın,

Bir çiçeğe benzetilmedi kokun,

Bugün seni tanımadılar,

Gözünün içine bakmadılar hayran hayran, 

Bugün seni kırdılar…

– RIDVAN KESKİN

 

Tunus’daki İlk Eşcinsel Cumhurbaşkan Adayı Ölümle Tehdit Ediliyor!

Tunus’daki İlk Eşcinsel Cumhurbaşkan Adayı Ölümle Tehdit Ediliyor!

Tunus Cumhurbaşkanlığı seçimine katılacak olan İlk eşcinsel aday Munir Batur, seçime adaylığını koyduğu günden beri bazı radikal İslamcı gruplar tarafından ölümle tehdit ediliyor.

İnsan hakları avukatı olan ilk eşcinsel cumhurbaşkan adayı olan Munir Batur aynı zamanda Tunus Liberal Partisininde kurucusu.  Kısa bir süre önce Cumhurbaşkanlığı seçimine aday olduğunu açıklayan Batur, çoğunluğu Müslüman olan Kuzey Afrika ülkesi  Tunus’a adalet ve eşitlik getireceğinin sözünü verdi.

Amerika’nın Sesi programına konuk olarak sorulara yanıt veren Batur, adaylığını açıkladığı günden bu yana sosyal medya vasıtasıyla bir çok ölüm tehdidi aldığını belirtti.

Seçim kampanyasında kadın haklarına, istihdam olanaklarına, ceza kanuna odaklandığını açıklayan Munir Batur, Tunus’ta eşcinselliğin bir suç sayılmasından oldukça rahatsız.  Tunus’ta bir ilk olma vasfına sahip eşcinsel aday, eşcinselliğin 3 yıla kadar hapisle cezalandırıldığı bir ülke de Cumhurbaşkanlığına adaylığını koydu.

2011 yılında Tunus Liberal Partisi’ni insan haklarını korumak ve desteklemek, ülkenin anayasasının demokratik prensiplerini koruyacak bir anayasa mahkemesi oluşturmak amacıyla kurduğunu hatırlattı. t

Tunus’ta Ekim ayında yapılan parlamento seçimlerinin ardından Kasım ayında başkanlık seçimi yapılacak.  İslamcı ve seküler gruplar arasında yoğun bir rekabetin ortaya çıkacağı seçimde, adaylığını ortaya koyan Munir Batur şu sözleriyle neden aday olduğunu açıkça belirtti.

“Yıllarca insan hakları ve özellikle de LGBT hakları için mücadele ettim. Bu nedenle cumhurbaşkanlığı için yarışmaya ve bireysel özgürlüklerle azınlık hakları alanlarında olumlu bir değişim için çalışmaya karar verdim” 

Resmi adaylığı için gereken 10 bin imzayı toplayan Batur’a LGBT’li grupların destek vermesi beklenirken, geçen ay Tunus’ta eşcinsel haklarını savunan 18 organizasyon İlk eşcinsel aday olan Batur’u desteklemediklerini belirten bir dilekçe imzaladılar.

Destek vermemelerinin nedenini ise dilekçe de  yer alan açıklamayla belirttiler.

“Batur’un bizim toplumumuz için sadece bir tehdit değil aynı zamanda çok büyük bir tehlike olduğunu düşünüyoruz” 

Munir Batur’un başkanı olduğu Şams Derneği Hükümet tarafından kapatılmak istenirken, temyiz mahkemesi tarafından bu istek geri çevrildi.

Ülkesinde LGBT’li bireylerin hastalıklı olarak görülmesine Munir Batur’un cevabı şu sözler olmuştu;

“Eğer hastalık dediğiniz eşcinselliğe bir ilacınız varsa o ilacı bize verin de Tunus Nobel Tıp ödülünü kazansın”

 

 

20 Bin Sözleşmeli Öğretmenin Ataması Yapıldı!

20 Bin Sözleşmeli Öğretmenin Ataması Yapıldı!

Günün haberi 20 bin öğretmenin bu gün itibariyle ataması yapıldı.  Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk da Öğretmen Atama Programına katılarak eşlik etti.

Bu sene Milli Eğitim Bakanlığı’ınca yapılan 20 bin sözleşmeli öğretmenin ataması yapıldı.  Bakanlık Başöğretmen Salonunda gerçekleşen “20 Bin Öğretmen Atama Programı”na Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’ta katıldı.

Düzenlenen atam sonuçlarına öğretmenler direkt olarak Bakanlığın Web sitesinden ulaşabilecekler.

Sonuçları Öğrenmek İçin Tıklayın !

Silik Kırmızı Ruj

Silik Kırmızı Ruj

Gözlerinin feri sönmüş bir kadına rastladınız mı hiç?

Saçları omuz hizasında kesilmiş, parmak uçları titrek mütevazı bir kadın. Yaşlı gözlerinde telaşını yitirmiş, kırgın, tuza basılmış ruhunu saklayan bir kadın.

Mazisine küssün, yediği darbeleri hüzünlü bakışlarında ele veren kadın; dikenli tellere asmıştır gözyaşlarını. Kolları kıymıklarla, ayaklarının altı kanlı çiziklerle doludur.

Tökezleyerek yürür çoğu zaman, ha düştü ha düşecek hayallerini geçmiş güzel günlerin kalabalıklaştırdığı çantasında tutuyordur.

Dudağındaki aşınmış kırmızı ruju, sevdiklerine tükettiği güvenin arta kalan yıpranmış tablosudur.

Parfüm niyetine sürdüğü yasemin esansı, kaybettiği annesinden kalan son hatırasıdır. O sebeptendir ki bağrına yakın, tenine nüfuz eden acı ve kederleri koltuğunun altına istifler.

Tekinsiz sokak aralarına girmekten çekinmez, saflığının bekâretini bir hain uğruna çoktan hibe etmiştir çünkü. Mahcup yüreği, kimsenin kolay kolay algılayamayacağı ölçüde dargındır hayata ve kendini insan vasfına layık gören canavarlara.

İlkbahara söz verip yeşereceğine olan inancını kaybeden kadını, düşmekten olduğu intihar uçurumundan kurtaracak tek şey, ömrü bir güne bedel kelebektir.

O kelebek ki; o güzelim kanatlarını açtığı her seferinde, içi kuru otlarla dolu kadını daldığı gaflet uykundan arındırır.

Kelebek uçtuğu sürece, yaşama dair tüm umutları tazelenip bahara selam durur…

 

-SEMRA ŞENOL

 

6 Yaşında Oxford Üniversitesine Seçilen Otizmli Dahi; Joshua Beckford !

6 Yaşında Oxford Üniversitesine Seçilen Otizmli Dahi; Joshua Beckford !

Dünyanın en zeki çocuklarından biri olan Joshua Beckford ile tanışmaya hazır olun.  Kendisi henüz 6 yaşında iken İngiltere’nin en prestijli ve köklü kurumlarından biri olan Oxford Üniversitesine kabul edildi!

Bilim ve sanat dünyanın önemli isimlerine eğitim veren bu kuruma ancak seçkin adaylar zorlu bir elemeyi geçerek girebilirken, Oxford Üniversitende bir ilk gerçekleşerek 6 yaşında olan Joshua Beckford elemeleri geçti.

Gelin dünyanın en zeki çocuğunu biraz yakından tanıyalım; Joshua Beckford yüksek işlevsel otizm teşhisi konan Afro-amerikalı bir çocuk.  Babası Beckford’un henüz 10 aylıkken bilgisayar klavyesindeki harfleri ezberlediğini fark etti.

Bunun devamında alfabeyi yazan, bazı grafiklerdeki değişik renkleri göstermeye başlayan Joshua Beckford babasını oldukça şaşırtıyordu.  10 aylık bebekler ancak anne-baba demeye çalışırken o alfabeyi yazarak kullanabiliyordu.

Ailesini gerçekten şoka uğratan ise oğullarının 3 yaşında iken başka bir dil öğrenip ana dili gibi konuşması oldu.  Akıcı bir şekilde Japonca konuşan Joshua, gelecekte beyin cerrahı olmak istiyor.

“Dört yaşından beri babamın dizüstü bilgisayarını kullanıyorum ve o yaşlarda organları öğrendiğim bir vücut simülatörüne sahiptim”

Oxford Üniversitesinin 8-13 yaş arası çocuklara özel bir programı olduğunu duyan babası, 2011 yılında başvuru yaptı.  Oğlunun başarısına inanan baba, henüz 6 yaşında olmasına rağmen Joshua’nın zekasına güveniyordu.  Ön görülen yaşta olmamasına rağmen başarısından ötürü Joshua Beckford, üniversiteye kayıt olma şansı kazandı. Bir çok öğrencinin hayali olan Oxford’a kabul edilen en genç öğrenci ünvanında sahibi oldu. Üniversite de Felsefe ve Tarih dersleri alarak ikisini de başarıyla bitirdi.

Otizmli genç dahiye gelecek hakkındaki planları sorulduğunda ise, yaşıtlarının ötesinde bir cevap vererek ne kadar ileri seviye de olduğunu kanıtlıyor.

“Ben dünyayı kurtarmak istiyorum. Dünyayı ve insanların fikirlerini değiştirmek istiyorum. Dünya ile ilgili doğru şeyleri yapmak için bazı şeyleri değiştirmek istiyorum.”

Şimdilerde 12 yaşında olan Joshua, akranları gibi 3. sınıfa gitmiyor, akademik çalışmalarına devam ediyor.  2 yaşında iken yaşıtlarının eğitimi almıştı. Evde eğitimine devam eden dahi çocuk, gelecekte Beyin cerrahı olmayı ve dünyayı değiştirecek şeyler yapmayı planlıyor.

Önümüzdeki iki yıl boyunca doktor olma hedefini gerçekleştirmek üzere yoğunlaşan Joshua, ayrıca Mısır tarihi konusunda çokça meraklı ve bir çocuk kitabı üstünde çalışıyor.

Başarısı ve zekasıyla adından sıkça söz ettiren Joshua Beckford 2017 yılında Ulusal Çeşitlilik Ödüllerinde Yaş İçin Olumlu Rol Modeli Ödülünü aldı.

Ulusal Otizmli Toplumunun Siiyahi ve Azınlık kampanyasının yüzü olan dahi çocuk, azınlık grupların otizm desteği ve hizmeti girişimlerinde karşılaştıkları zorlukları hatırlatarak görev alıyor.

Yaşının ötesinde olgun olan bu çocuk başarı öyküsüyle herkese umut aşılamaya devam ediyor…

20. Yüzyılın Efsane Casusu Güzel Mata Hari’nin Hayat Hikayesi

20. Yüzyılın Efsane Casusu Güzel Mata Hari’nin Hayat Hikayesi

20. yüzyılın kadın casuslarından olan Mata Hari ilginç hayat hikayesi ve güzelliğiyle tekrar ilgi odağı haline geldi.  Kadın casuslar arasında adı en çok duyulan Hari, bir zamanlar egzotik dansları ve güzelliğiyle erkeklerin aklını başından almıştı. Güzelliğini ve figürlerini büyük isimlerle yakınlık kurmak için kullanmıştı.

Dansçı ve casus olan Mata Hari, sevenleri tarafından 7 Ağustos’da 143. doğum yılında tekrar anıldı.

Paris’in diline düşen cüretkar dansçı Hari’nin asıl adı Margaretha Geetruide Zelle idi.  Hollandalı bir iş adamının kızı olarak 1876’da dünyaya geldi.  Henüz 18 yaşındayken Hollanda ordusunda görev alan İskoç asıllı bir subayla evlendi.  Eşinin görevi nedeniyle Amsterdam ve Endonezya’da kısa bir süreliğine yaşadı.

Hollanda’ya geri dönüşünde eşinden ayrılarak Paris’e yerleşti.  Para sıkıntısı çekmeye başladığında, Endonezya Java adasında yaşadığı dönemde öğrendiği Java tapınak dansını erotik dansıyla uyarlayarak Paris salonlarında gösteri yaptı.

Paris halkını adeta büyüleyen dansı, vücudunu sergilediği açık kıyafetleriyle dönemin en çok kazanan dansçılarından biri haline geldi.  Öyle ki şöhreti Paris’ sığmıyor Viyana, Roma, Berlin ve Avrupa’nın önemli eyaletlerine kadar taştı.

Bu ülkelerin devlet rejimlerinde görev alan önemli şahsiyetlerle yakın ilişki kurdu, seçkin davetlere katıldı.  Tarih 13 Mart 1905’de Paris Guimet Müzesinde düzenlenen davette Hintlilerin mukaddes saydıkları danslarını icra etti.  Sadece güzelliği ve dansıyla değil aklıyla da bir çok insanı çekiminin altına alıyor, üstlerinde kalıcı izlenimler bırakıyordu.

Berlin’de olduğu sırada 1. Dünya savaşının patlak vermesiyle işleri durgunlaştı.  Bunun bir nedeni ise aşırı savurganlığı, fırtınalı aşkları ve hayat tarzındaki uçarılığı adının kötü bir şöhret kazanmasıydı.  Mali durumunun kötüye gitmesiyle casusluğa başlayarak, önemli kimselerle kurduğu yakın ilişkiyi bilgi toplamak amacıyla kullandı.

Rus, İngiliz, Fransız subay ve devlet adamlarından elde ettiği gizli bilgileri toplayarak kızına yazdığı mektuplarmış gibi özel diplomatik kurye ile Almanlara ulaştırıyordu.

Madrid’de Alman devlet adamları ve denizcilik istihbarat başkanlarıyla yapılan toplantıya katıldıktan sonra Paris’e dönen Mata Hari, casus olduğunun ortaya çıkmasıyla tutuklandı.  13 Şubat 1917’de tutuklanmasının sebebi ise Madrid seyahati sırasında Madrid elçiliğinden Alman askerî merkezine kendi koduyla yolladı telgraftı.  Mata Hari hakkında toplanan belgeler ve bu son telgraf casusluk yaptığını kati şekilde ispatlıyordu.

24 Temmuz 1917’de hakim karşısına çıkarıldığında kendisine yöneltilen suçlamalar şu şekildeydi, cinsel kimliğini ve önemli kişilerle kurduğu yakınlığı kullanarak elde ettiği askeri bilgileri Almanlara sızdırmak, binlerce müttefik askerin hayatını kaybetmesine yol açmaktı.

İddiaları ve suçlamaları reddeten Mata Hari, kesin delillerin bulunmamasına rağmen idama mahkum edilerek ceza aldı.

İdam tarihi 15 Ekim 1917 olarak belirlendiğinde yakınlarına söylediği şu cümlelerle hafızalara kazındı;

“Bu Fransızlar beni öldürmekle ne kazanacaklar, savaşı mı kazanacaklar?” 

Kurşuna dizilerek idam edilmesi cezasına çarptırılan Mata Hari, ölümden korkmadığını kurşuna dizilirken gözlerini bağlatmayarak ispatladı. Askerlerin bir kaç Hari’nin gözlerine bakarak ateş edemezken, cesaretini kaybetmeyen cüretkar dansçı kurşunların üstüne boşalmasıyla hayatını kaybetti.

İdama mahkum edilen Mata Hari’nin cenazesine kimse sahip çıkmadığında Paris Üniversitesi Tıp Fakültesinde teşrih odasına koyuldu.  Kimliği tespit edilemeyen kişilerce 2000 yılında Mata Hari’nin mumyalaştırılmış başı çalınarak kayboldu.

2016 yılında Brezilyalı yazar Paulo Coelho tarafından Mata Hari’nin avukatıyla yaptığı yazışmalardan yola çıkarak kurguladığı ‘Casus’ romanı dünya genelinde 41 dile çevrildi.

Yanlış devirde doğmuş bir kadınım ben, hiçbir şey düzeltemez bunu. Gelecekte hatırlanacak mıyım, bilmiyorum ama şayet hatırlanırsam mağdur bir kadın olarak değil, cesur adımlar atmış ve ödemesi gereken bedeli korkmadan ödemiş biri olarak görülmek istiyorum.

Mata Hari’nin tek suçu özgür bir kadın olmaktı: Sınırlar ve sınırlamalarla dolu bir dünyada kaderine boyun eğmeyen bir kadın…

 

Oscar Wilde’nin Hapishanede Yazdığı Aşk Mektubu; De Profundis

Oscar Wilde’nin Hapishanede Yazdığı Aşk Mektubu; De Profundis

Döşeksiz bir tahta yatakta 2 yıl boyunca mahkumiyet olan Oscar Wilde, parmaklıklar ardında geçirdiği o zor süreçte sevgilisine yazdığı mektupla hayata tutunabildi.  Skandallara adı karışan yazarın fırtınalı, zorlu bir hayatı olmuştu. Özellikle de eşcinsel olarak yargılanıp iki yıl boyunca cezaevinde tutuklu kalması, yaşadığı dönemde sansasyon olmasına sebebiyet verdi.

 

İrandalı yazar Oscar Wilde Reading Hapishanesinde kaldığı süre boyunca yazdığı ‘De Profundis’ uzun soluklu bir aşk mektubudur. Lord Alfred Douglas ile olan yakın ilişkisi bir çok kişi tarafından yadırganıp, dışlansa da aşkına ve acısına sahip çıkmayı tercih etmiştir.

 

Eşcinsellikle suçlanan ve yakın dostlarının Fransa’ya kaçması hakkındaki uyarıları dinlemeyen yazar, yargılanıp 2 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.  Mahkum olduğu yıllarda cezaevlerindeki tutukluların kitap, oyun ve yazı yazmalarına izin verilmiyordu.  Tek izin verilen şey mektuplardı ve gün içinde yazımı bitmeyen mektuplar gece toplanıyor sabah geri mahkuma veriliyordu.

 

Her gün verilen mürekkep ve kalemle uzun süren mektubunu yazmaya başlayan Wilde, mektubunu Alfred Douglas’ hitaben yazdı.  Ona olan aşkını, olağan dışı bağlılığını anlattığı mektupta sevgilisini ‘Bosie’ adıyla gizledi.

Bosie savurganlığı, rahat hayata olan düşkünlüğü, onu ahlaksızlaştırdığı, sanatına engel olduğu gibi serzenişlerde bulunsa da, bir taraftan da acılı aşkını anlatıyordu.

 

Alfred Douglas’a yazdığı ama sevgilisinin eline hiç geçmeyen mektup Robbie Ross tarafından derlenerek ölümünün  beşinci yılında “De Profundis” adıyla yayımlandı.  Aşkın derinlerine inildiğinde tutsaklık kavramıyla yer değiştirebileceğini anlatan eserde, yaşam ve sevgiyi paradoks halinde iç içe geçmiş vaziyette bulacaksınız.

‘De Profundis’den Alıntılar

“Ben sana hayatımı verdim, sense insanın en aşağılık, en alçak tutkularını, “nefret”, “gurur” ve “hırs”ı doyurmak için benim hayatımı harcadın.”

 

“Seninle ilişkide insan ya her şeyi sana feda etmek ya da seni feda etmek zorundaydı. Başka seçenek yoktu.”

 

“Sevgiyi yalnızca güzel şeyler, incelikli düşünceler besler. Ama nefreti herhangi bir şey besleyebilir.”

 

“Sen çiçekler arasında özgürce dolaştın. Bense rengin ve hareketin güzel dünyasından koparıldım.”

 

“Gurur pencerelere parmaklıklar takmıştı, gardiyanın adı “nefret”ti.”

 

“Yalnızca gülünç derecede iyi yürekli ya da hiçbir tanıma sığmayacak çılgınlıkta birinin başına gelirdi bunlar.
Ve ne yazık ki, ben bunların ikisinin tam karışımıydım..”

 

“Biz kederin maskaralarıyız. Kalbi kırık palyaçolarız.”

 

“Tanrı tuhaftır. Bizi cezalandırmak için yalnızca kötü huylarımızı kullanmaz. İyi, yumuşak, insancıl, şefkatli yanlarımızla da mahveder bizi..”

 

“Dostlarımdan biri güzel bir şölen düzenleyip beni davet etmese hiç aldırmam.
Ama bir dertleri olup da beni kendileriyle ağlamaya layık görmezlerse, bunu büyük bir utanç ve küçük düşürmenin en korkunç biçimi kabul ederim..”

 

Yanlışa Düşüyorsun…

Yanlışa Düşüyorsun…

Yanlışa düşüyorsun, küçüğüm.

Ben, senin sandığın kadar masum ve idealist değilim aşka karşı.

Görüşlerim, hayat tarzım seni aldatmasın. Sığ kişiliğimde inceliklerle örülü pembe bulutlara yer yok, düşünüyorum da hiçbir zaman aşka yakışacak biri olmadım.

Kendinden önce başka birini sahiplenmek, iyiliği ve rahatı için sahip olduklarından feragat etmek kimyama uygun değil.

Hayaller Âlemine aldanıp, beni diğerleriyle karıştırma küçüğüm.

Benim nasırlaşmış sol cenahımda, son sürat aradığın tutkulu alevleri bulamayabilirsin.

Standart aşk oyunları istenildiği etkiyi bırakmıyor, savurganlığı baş tacı etmiş bünyemde.

Dört duvar arasına sığdırılmış kandırmacalar, kitapların öngördüğü gibi mutluluklarla ve doğru yönlendirme sevgi kurallarıyla örtüşmüyor.

Beni sevmekten, zihninde dahi olsa beni istediğin kalıba yerleştirmekten vazgeç küçüğüm.

En büyük hatadır, birini olmadığı biri gibi kabullenip, üstüne tam oturmayan kıyafetleri giydirmek, istek ve görüşlerine saygı göstermeden değiştirmeye kalkışmak.

Sokak köşelerindeki çöpü eşeleyen kedileri bile, bilmedikleri bir ev ortamına sokarsan huzursuzlaşıp vahşileşir. Beni de onlar gibi düşün, aşırı tevazu ve göstermelik aşk serenatlarına tahammülüm yok.

Rakıyı balığa tercih edenlerdenim ben.

Keyfe keder gülüşleri niteliksiz kahkahalara buyur eden, zamanı kum saati gibi görüp ömrü boşa harcamayanlardanım. Gün batımını severim mesela, rüzgârın serin esintisini alnımda duymaya aşığım.

Beni sevme küçüğüm; ben en çok kendini sevenlerdenim…

-SEMRA ŞENOL