Cemal Süreya’dan Eşi Zuhal’e Yazdığı ’13 Günün Mektupları’ndan Alıntılar

Şiirlerin duayeni Cemal Süreya’nın en sevdiği, oğlu Memo’dan önce tuttuğu biricik sevgilisi ve eşi Zuhal hanıma yazdığı mektuplardan sizler için altınlar paylaşacağız.

Cemal Süreya karısını özel bir aşkla sevmiş olmasına rağmen çapkınlığıyla da ün salmıştı.  ‘İpekböceği sesli sevgilim’ dediği eşi Zuhal hastalanıp hastanede yattığında, ayrı geçirdikleri her gün için birer mektup kaleme aldı.  Bu mektuplar aşkının, sevginin, özlemin, sadakatinin bir göstergesiydi ona göre, mektupların içine şiirlerini de sığdırmıştı Süreya!

Bakın Cemal Süreya, eşine 13 gün boyunca neler yazmış, neler söylemek istemişte satırlara kazımış…

12 Temmuz 1972

Zuhal’im, hayat! Hayatımsın. Bunu bilmeni isterim. En önce bunu bilmeni. Bir de şeyi bilmeni isterim: benden yanlış yere, yok yere kuşkulanıyorsun. Sana hiçbir zaman hayınlık etmedim ben. Edemem. Kaç yıldır evliyiz, yan yanayız. Hala başım dönüyor senlen, esrikim senlen, seviyorum seni. Her geçen gün daha büyük bir aşkla. N’olur, akkavakkızı, anla beni. Bu sevgimi hor görme. Kendininkine uydur, yakıştır. Bu satırları ilk evimizin altındaki kahvede yazıyorum. Ve ben seni o ilk günlerdekinden daha büyük bir tutkuyla seviyorum. Biz iki ayrı ırmak gibi ayrı yerlerden kopup geldik, kavuştuk bir noktada, yanı başımızdan küçük bir kol da alarak büyük bir nehir meydana getirdik; birlikte akıyoruz şimdi. Nicedir bu böyle. Hep de böyle olacak. Denize dökülene, ölene dek. Bizim için tek koşul mutluluk olabilir. Hiçbir şey bozamaz birliğimizi. “Üçüz, gözüz biz”. Sen de öyle düşünmüyor musun? 

13 Temmuz 1972

Anlamalısın beni, birtakım büyük şeylerin peşindeyim. Bazı iddialarım var, onları gerçekleştirmek istiyorum. Bunun dışında çok şeye niyetim de, vaktim de olmuyor. Bu konuda işte, asıl bu konuda anlamalısın beni. Hiçbir yönden kuşkulanmamalısın benden. Ben ki sana senin şahdamarından daha yakınım, nasıl kuşkulanırsın benden? Destekle beni (zaten hep desteklemişsindir) bak neler yapıyoruz. Nerelerden ne sular akıtıyoruz.

14 Temmuz 1972

Düşünüyorum da aşk sözcüğünü de biraz eksik buluyorum şu senlen ben aramızdaki ilişkiye. Daha büyük, daha sağlam bu bizimki. Aşk onun içinde sadece bir kısım galiba. Ötesinde aşkla birlikte, ama yer yer, zaman zaman onu aşan başka duygular, başka esriklikler, başka baş dönmeleri de var bizde. Seni seviyorum, ve senin için her şeyim. Beni seviyorsun, ve benim için her şeysin. Bir insan için şu kısa hayatta bundan daha büyük ne olabilir ki. Acaba Mecnun Leyla’yı elde edip onunla evlenseydi, Ferhat Şirin’e kavuşsaydı, aradan bu kadar yıl geçtikten sonra bizim birbirimize olduğumuz gibi tutkun olabilir miydi? Yangın olabilir miydi? Sen ne dersin buna? 

15 Temmuz 1972

Beni nasıl savunursun sonra. Birisi bana çok şişmanladığımı söylemişti de, hemen saldırıya geçmiş, şişman olmadığımı ileri sürmüştün. Oysa pekala fazla okkalanmıştım o günler. Sen busun işte. Sevdiğini her durumda savunursun, onun kusurlarını görmezsin. Ne sevgilisin sen.
* Ama Aragon’un şu dizesi de bir gerçek: “Göğsüne bastırırken kırar sevdiği şeyi”
* O da var. Kişi kimi zaman çok sevmenin getirdiği yanlışlıklara da düşüyor. Sevdiği şeyi göğsüne fazlaca bastırırken örseliyor onu. Hoyratlaşıyor bir yerde aşk. Acaba bu gerçekten aşkın kaçınılmaz bir gereği mi? Kimi zaman öyle belki. Ama, ben, öyle olmamalı diyorum. İnsani çizgiden sapmamalı. Aşkı insani çizgide bütünlemeli. Mutluluk da, sanırsam, o zaman bütünleniyor. Güven, mutluluğun temelidir. Güven aşkın ve her türlü aşkın, yani cesaretin, yani kavganın temelidir.

“Sen birinci hamura basılmış dokuz punto karaktersin. Alın yazımsın, daha doğrusu alın yazımın en okunaklı yerisin.”

 

“Hayat uzun değil sevgilim. Güzel geçirmeliyiz hayatımızı. Sen yanımda ol, gam kasavet çeker gider. Türkülenirim. Mutluluk gelir ılım ılım. Sevda sözlerinin bini bir para.
“Biz koşuyu kaybettikten sonra da koşan atlarız
Seni seviyorum.”

“Sana rastlamak mutluluktu; sana sahip olmak başka bir şey, başka bir ad bulmak gerek; İçine taşınması gibi bir şey insanın..”

-CEMAL SÜREYA 

27 Defa Bıçaklanarak Can Çekişen Gence Yardım Edilmesini Engellediler!

Batman Otobüs terminalinde Kan davası nedeniyle defalarca bıçaklanarak öldürülen 20 yaşındaki Suat Yüksekbağ, kanlar içinde dakikalarca can çekişti.  Elindeki bıçaklar ve sopalarla polis ve çevredekilerin yardım etmesini engelleyen zanlılar R.K ve A.K adlı kardeşler bir çok insanın önünde 20 yaşındaki genci vahşice öldürdüler!

Şehirlerarası otobüs terminalinde meydana gelen olayda canını kaybeden Suat Yüksekbağ, Siirt’ten babasının mevsimlik işçi olarak çalıştığı Batman’a ziyarete gelmişti. Henüz askerden yeni terhis olan genç Siirt Baykan’a dönmek için otobüs terminaline geldiğinde R.K ve A.K kardeşlerin bıçaklı sopalı saldırısına uğradı.  Aldığı bıçak darbeleriyle yere yığıldığında, bıçaklı ve sobalı olan saldırgan kardeşler gencin başında bekleyerek kimseyi yanaştırmadı.

Yaralıya yardım etmek isteyen çevredeki insanlar ve polisler saldırganların direnişleri yüzünden kan kaybeden gence yaklaşamadı.

Polislerden biri saldırgan katillerden birine silah doğrulturken, diğer polis ekipleri olay yerinde toplanan kalabalığı dağıtmaya çalıştı.  Olay anları kamera görüntüleriyle an be an kayıt altına alınırken yaralının başından çekilen kardeşler hemen tutuklanarak gözaltına alındı.

Çok sayıda bıçak darbesi olan genç olay yerine gelen sağlık ekipleri tarafından Batman Bölge Devlet Hastanesine kaldırıldı. Hastanede hayatını kaybeden genç otopsi yapılmasının ardından toprağa verilmek üzere Siir’in Baykan ilçesine götürüldü.

Güvenlik kamerasının kaydettiği görüntülerde genç yerde kanlar içerisinde yatarken, bir polisin katillerden birine silah doğrultu görülüyor. Başka bir polis ise elinde biber gazı tutarak kalabalığı dağıtmaya çalışıyor.

Video rahatsız edici görüntüler içermektedir !

30 Ağustos 1922’de gerçekleşen Büyük Taarruzun Zafer Bayramı ilan edilişi !

Tüm yurdu bayrağımızla donatan, coşkuyla ve sevinçle kutladığımız 30 Ağustos Zafer Bayramı bu gün itibariyle 97. yıl dönümünü kutluyor.  Yurdumuzda ve KKTC’de ve dış temsilciliklerde törenler düzenlenerek kutlanan 30 Ağustos Zafer Bayramı ve Türk Silahlı Kuvvetleri Günü, ülkemizin kuruluş başarısını bir kez daha bizlere hatırlatıyor.

97 yıl boyunca minnetle, coşkuyla ve mutlulukla kutladığımız bu özel gün milletimizin yeniden ayağa kalktığı başarı öyküsünün bir parçası.  1926 yılında yayınlanan genelge ile tüm yurtta ve cihanda 30 Ağustos’un hatırlanması güvence altına alınmıştı.

5 gün 5 gece süren Büyük Taarruzun 30 Ağustos 1922’de Türk Ordusunun kesin zaferi ile sonuçlanmıştı.  Bir milletin küllerinden yeniden doğuşunu simgeleyen Taarruz, büyük bir gizlilik titizlikle yürütüldü.  Büyük Taarruzun tarihini ve planını sadece Gazi Mustafa Kemal Paşa ve yanındaki iki yakın asker arkadaşı dışında kimse detaylara sahip değildi.

Ankara’da yer alan Türkiye Büyük Millet Meclisi dördüncü kez Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya olağanüstü yetkilerle Başkomutanlık unvanı verildi.  Büyük Taarruz’un kesin tarihini gizleyen ve sürekli erteleyen Gazi Mustafa Kemal Paşa şöyle diyordu,

Yarım hazırlıkla, yarım tedbirle yapılacak saldırı, hiç saldırı yapmamaktan daha kötüdür!

200 bin Türk Ordusu nihayet toplandığında, dışarıdan yabancı birisinin söylediğine göre “Türk ordusu çıplak denilecek derece de kötü giydirilmişti”.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa 16 Haziran 1922’de Büyük Taarruza karar verdiğinde bunu sadece İsmet İnönü, Fevzi Çakmak ve Kazım Özalp’e bilgi verdi.  Savaşın planına göre Taarruz tam bir baskın şeklinde gerçekleşecek, Yunan ordularının İzmir’le olan ilişkisi kesilecekti.

15 Ağustosa kadar hazırlıkların tamamlanmasını isteyen Başkomutan Mustafa Kemal, Akşehir’de ordu takımları arasında yapılan futbol maçını seyretme bahanesini öne sürerek diğer komutanları bir araya getirdi.  Taarruz planını ve ayrıntılarını anlattığında Nurettin Paşa hariç diğerleri uygun bulmamış ve kötü sonuçlanacağını açıklamışlardı.

Başkomutan Mustafa Kemal kararından vazgeçmeyerek;

“Tarihe karşı bütün sorumluluğu ben kendi üzerime alıyorum” diyerek toplantıyı bitirdi.

Hazırlıkların tamamlanmasına rağmen Başkomutan Mustafa Kemal son bir kez barış teşebbüsünde bulundu.  Fethi Okyar’ı Avrupa da bağlantı kurması için yolladı.  Paris ve Londra’da soğuk bir biçimde karşılanan ve iyi niyetlerinini geri çevrildiğini Ağustos’un ortalarında hükümete verdiği raporda bizzat belirtti.

Milli amaçlarımıza ulaşılması ancak askeri faaliyetlerle gerçekleşecektir, başka incelemeye ve yoruma gerek yoktur!

Taarruz için düğmeye basıldığında Mustafa Kemal Paşa 17/18’e bağlayan gece Ankara’dan otobüse binerek gizlice ayrıldı. Gidişini sadece bir kaç kişi biliyordu, hatta aldanmayı sürdürebilmek için 21 Ağustosta paşanın Çankaya’da çay partisi verdiği gazetelerde haber olarak çıktı.

20 Ağustos’da Akşehir’de olan Paşa, diğer komutanları toplarak 26 Ağustos sabahı taarruzun başlayacağını harita üzerinden göstererek bildirdi.   21 ve 22 Ağustos boyunca çadırında Çalıkuşu’nu okuyan Başkomutan Mustafa Kemal Paşa bir nevi savaş öncesi inzivaya çekilmişti.

Tarih 25 Ağustos’u gösterdiğinde Anadolu’nun üzerine bir ölüm sessizliği indi ve bütün dış bağlantılardan koptu.  Türk birlikleri o gece düşmana 400 metreye kadar yakınlaşmış pusuya yatmıştı.  Saat 4.30’u gösterdiğinde Mustafa Kemalpaşa, Kocatepe’nin zirvesine gün doğmadan çıkmıştı.  Türk topçusu ateşe başladığında Yunan orduları uykularından yeni uyanıyorlardı.

Mustafa Kemal Paşa 27 Ağustos Pazar günü sabah erken saatlerinde 57. Tümen Komutanı Albay Reşat beyi arayarak “Niçin hedefinize varamadınız?” diye sordu.  Albay Reşat bey yarım saat içinde Çiğlitepe’yi alarak hedefine varacağını söyledi.

Mustafa Kemal Paşa yarım saat sonra tekrar aradığında telefona başka bir asker karşılık verdi.  Albayın bıraktığı notu sesli şekilde okudu.

Yarım saatte size o mevzileri almak için söz verdiğim halde sözümü tutamamış olduğumdan dolayı yaşayamam

Albay Reşat Bey sözünü tutamamanın mahcubiyeti ile kendi silahıyla intihar etti.  Akşam saatlerinde ise Çiğiltepe çoktan Türk Ordularına aitti.  Yunan orduları geri çekilerek İzmir’e doğru kaçarken Başkomutan Mustafa Kemal Paşa Türk ordularına tarihi emrini verdi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları… Afyonkarahisar-Dumlupınar Büyük Meydan Muhaberesi’nde zalim ve mağrur bir ordunun esas unsurlarını inanılmayacak kadar az bir zamanda imha ederek büyük ve necip milletimizin fedakarlıklarına layık olduğunuzu ispat ediyorsunuz…

Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!…

Öyle büyük, öyle muazzam bir zaferdi ki, Türk ordusu Akdeniz’e girerek Yunan ordularını yalın ayak denizden döktü.  Kuvayi Milliye Destanı yazılırken yurdumuz düşman işgalinden temizlenmişti!

Neslihan Doğrusöz Değişim Sonrası Yeni İsmini Duyurdu!

Televizyonda düzenlenen moda yarışmasıyla adını duyuran güzel yarışmacı Neslihan Doğrusöz, İnsatagram hesabından yeni kimliğini açıkladı!

Yeni imajını ve seçimini fotoğrafını afişe ederek yayınlayan Doğrusöz, paylaşımın açıklamasına “Merhaba benim adım Doruk” yazarak adını değiştirdiğini açıkladı.

 

İşte Benim Stilim yarışmasıyla üne kavuşan Neslihan Doğrusöz, bayan sevgilisiyle objektiflere yansıdığında , “Sakal ektirdim.  Yakın zamanda yeni halimle ortaya çıkacağım” diyerek bütün ipuçlarını vermişti. Son halini ve yeni ismi Doruk’u fotoğrafıyla birlikte takipçileriyle paylaşan Doğrusöz’ün bu değişimi Rüzgar Erkoçlar’ı anımsattı.

Fotoğrafında sakallı, dövmeli ve oldukça yakışıklı görünen Doğrusöz, bundan sonr Neslihan ismini değil Doruk adını kullanacak.  Paylaştığı fotoğraf binlerce beğeni ve yorum alırken, cinsiyet değişikliği için kötü yorumlarda bulunanlarda çıktı…

İşte Doruk Doğrusöz !

Kadının Düşmanı Çoktur!

Gördüğüm kadarıyla bu dünya ehlinde bir kadına düşman olan çok şey var.  Esen rüzgar, bir parça kumaş, kırmızı renk ve mevsimler.

Evet yanlış okumadığınız mevsimler bile bir kadının düşmanı.  Gün erkenden karanlığa dönüştüğünde sokak aralarında büyüyen gölgeler peyda oluyor.   Bu karanlık gölgelerin aklı yok, zikri başka yerlerde ama elinde güç denene bir syilahı var.  Kadının üstüne çullandığında nefes aldırmıyor, bıçağını şah damarına bastırıp soluğunu kesiyor.

Sadece de buda değil, bir çok renk içinde kırmızı bile düşmandır kadına.  Dudağına sürdüğü kırmızı ruj çevresindeki erkeklerin onu farklı şekilde etiketlemesine neden olur. Beyaz gelinliğini beline bağlanan kırmızı kuşaktır namusu, alnında leke olmadığını gösterir cümle millete.

Kumaş mevzusu daha çok bilinir memlekette, bu kumaş yeri gelir uzun etek olur yeri gelir kısa bir şort olur.  Neden mi şort olur, kadında kadının düşmanı olur çünkü.  Biri çıkar der ki burası plaj değil, biri çıkarda der ki o kadar kısa giyersen tecavüze çanak tutarsın.

Dayanışma yoktur bu kadınlarda, hemcinsine olan sevgiyi geçtim kendisine olan sevgisi de şaibelidir.  Neden mi şaibeli, yine örnek vereceğim müsaadenizle.  Kadın ve erkek ilişkilerini, toplumdaki cinsiyet kuramlarını yanlış yorumlayan bir kadınımız çıkar ortaya. Ve derki, erkeklerin nefsini doyurmak için çok eşliliğin gelmesi gerekmektedir, bir erkek en fazla 4 eş sahibi olsun der.

Bunu diyen hemcinsin matematik kurallarından haberi yoktur, çarpma bölmeyi geçtim toplama işlemini bile beceremez ama çok güzel fetva verir.

Bu sebepten derim, dünyada kadının düşmanı çoktur.

 

-SEMRA ŞENOL

Ücretli Poşetten Sonra Zorunlu Depozito Uygulaması Geliyor!

1 Ocak 2019 itibariyle uygulamaya giren ücretli poşetlerin ardından şimdi de peş şişe için yeni bir uygulama düzenleniyor.  Plastik poşetlerin dünya üzerinden ancak 400 yılda yok olduğu ve kullanımı azaltarak doğayı korumak istenmesiyle başlayan projede, poşetler tüketiciye ücretle satılmaya başlandı.

Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Mehmet Emin  Birpınar, 2021 yılında zorunlu depozito uygulamasının geleceğini açıkladı.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü ile NOVA Teknoloji Transfer Ofisinin işbirliğiyle bir toplantı düzenlendi.

‘Türkiye Depozito İade Sistemi Projesi’ (TÜDİŞ)  açılış toplantısı yapıldı.  Mehmet Emin Birpınar projenin başlangıç tarihi için 2021’yi gösterirken,

Bu sayede birçok çevre problemini çözmüş olacağız. Hedefimiz yıllık ortalama 40-50 milyar içecek ambalajını, piyasaya sürülen ambalajın yüzde 50’sini geri toplayabilmek. diye belirtti. 

Birpınar açıklamasının devamında Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan tarafından yürütülen Sıfır Atık Projesi gereğince ülkemizde plastik poşet kullanımın azaldığını belirtti.

Manav  tezgahlarında hala plastik poşet kullanıldığını söyleyen Bakan yardımcısı, eskiye dönüş yaşanarak kese kağıdının yeniden hayatımıza girmesini hedeflediklerini söyledi. Geçtiğimiz 20 yıl içinde ülkemizdeki atık oranının 32 milyon tona ulaştığını söylerken, 2000  yılında atıkların geri dönüşüm oranının yüzde 1’den günümzde yüzde 13’e yükseldiğini açıkladı.

Yeni bir proje olan TÜDİŞ’in ülkemizde fark yaratacağını tahmin ettiklerini söyleyen Birpınar;

 “Sonuçları iyi olacak. Belki pilot bölge ve şehir uygulamasıyla bunu yapacağız çünkü biz bunu başarabiliriz. Türkiye’de eğer pet şişeye 10 kuruş depozito koyarsanız, vatandaş onu öder, sonra da alır makineye atar ve parasını geri alır. Onu mobiliteye döndürmek lazım. Onun karşılığında ulaşım imkanı verilebilir.” dedi.

Depozito uygulamasıyla ekonomiye de fayda sağlayacaklarını, aynı zamanda vatandaşların çevre konusunda daha çok bilinçleneceklerini belirtti.

“Çevre Kanunu değişikliği üç şey getirdi. Geri kazanım katılım payını getirdi. O kanun geldi, yönetmeliği de önümüzdeki günlerde çıkar. 2020 itibarıyla onu uygulayacağız. Plastik poşetlerin ücretlendirilmesi usul ve esaslarıyla yürürlükte. Zorunlu depozito uygulaması da 2021’de bu projeden sonra başlayacak. Bu sayede birçok çevre problemini çözmüş olacağız. Bizim hedefimiz atık miktarını mümkün olduğu kadar azaltmak ve geri dönüşüm oranlarını yüzde 10 ila yüzde 50 arasına çıkarmak, 2023 hedefimiz bu. Hedefimiz yıllık ortalama 40-50 milyar içecek ambalajını, piyasa sürülen ambalajın yüzde 50’sini geri toplayabilmek. Şu anda her 10 cam şişeden biri, her 10 pet şişeden 3’ü ve 10 alüminyum içecek kutusundan ancak 5’i geri dönüşebiliyor. Gerisi de maalesef gelişi güzel doğaya atılıyor.”

 

 

 

Yedi Meşaleciler Kimdir?

Fecr-i Âti edebi topluluğunun hemen ardından 1928 yılında ortaya çıkan bu topluluk yedi kişiden oluşmaktadır. Biri hikayeci diğerleri şair olan bu topluluk şiir ve hikayelerini ‘Yedi Meşale’ adlı kitapta toparlayarak Türk edebiyatımıza farklı bir yoldan katılmışlardır.

Yedi Meşaleciler hareketini başlatan yedi genç; Yaşar Nabi Nayır, Muhammer Lütfi Bahşi, Sabri Esat Siyavuşgil, Ziya Osman Saba, Cevdet Kudret Solok, Kenan Hulusi Koray ve Vasfi Mahir Kocatürk’tür.  Hepsi de oldukça genç olan şair ve yazarlar lise yada üniversite öğrencisidir.

Cumhuriyet döneminde edebiyatta başlayan ‘Sanat sanat içindir’ diyerek öz şiir anlayışını ilk kez benimseyen Yedi Meşaleciler Servet-i Fünun dergisinin 22 Mart 1928 tarihli sayısında yeni bir kitap çıkaracaklarını ilan ettiler.  Yedi kişinin şiirlerinin ve hikayelerinin bulunduğu kitabın ‘Yedi Meşale’ isminde olacağını belirtmişlerdi.

Önsözünde edebi alanla neler yapacaklarını anlatan Yedi Meşaleciler, kitabı Nisan ayında çıkartarak okurun önüne sunarlar.  Büyük bir ilgiyle karşılanan kitap için Yedi Meşaleciler arzularını şu sözle dile getirmişlerdir.

“Memleketimizde son edebî cereyanları gösterecek toplu bir eser vücuda getirmek”

Yedi Meşalecilere göre Türk edebiyatı önceleri Doğu edebiyatına iştirak ederken, Tanzimat döneminden sonrasında Batı edebiyatını taklit ederek özünü kaybetmiştir.  Türk edebiyatının artık kendi benliğine sönmesini gerektiğini savununa grup ‘Meşale’ adında yayınladıkları dergiyle Türk edebiyatının eksikliğini çektiği canlılığı, yeniliği ve samimiyeti kazandırmak istemişlerdir.

Milli edebiyat şairlerine ve Beş Hececilere tepki olarak ortaya çıkan Yedi Meşaleciler, şiirin hiç bir fikir ve ideoloji için kullanılamayacağını öne sürmüşlerdir.  Çıkardıkları Meşale dergisini destekleyen Ahmet Haşim, yazılarını da göndererek arka çıktığını gösteriyordu.

Yedi Meşalecilerin Özellikleri;

  • Eski terennümler terk edilerek soluk hislerden uzaklaşılacaktır.
  • Şiirdeki konu ve tema sıkıntısı genişletilerek giderilecektir.
  • Yıllardır tekrar edilen fikir ve konular terk edilecektir.
  • Şiirin özellikleri canlılık, samimiyet, yenilikçi gibi ögeler içerecektir.
  • Sanat eseri oluşturmak için incelik ve sanat şiire eklenecektir.
  • Yedi Meşaleciler üslup konusunda Servet-i Fünun ve Fecr-i Âti şairlerinin etkisinde kaldıklarını açık etmişlerdir.

Yedi Meşalecilerin Edebiyat Anlayışı;

  • Sanat sanat içindir.
  • Türk edebiyatı Doğu ve Batı edebiyatlarını taklit etmeyi bırakmalıdır. Bunun yerine yenilikçi, kendine has samimi bir öze dönüş gerçekleştirmelidir.
  •  Fransız sembolistlerin etkisinde kalmışlardır.
  • Hece ölçüsünü kullanmaya devam etmişlerdir.
  • Şiirde zenginlik sağlamak için hayal gücünü kullanmışlardır.
  • İmge ve benzetmelerle renklendirdikleri şiirler sanatsal tablo değerine ulaşmıştır.
  • Türk edebiyatında kısa süreli bir akım yaratmışlardır.

 

Devlet Hastanesinde Büyük Sorumsuzluk!

Bartın Devlet Hastanesinde bir görevli hastalar bekletip internette alışveriş siteleri gezdi.  Hastalar sırada kuyruk oluştururken, sorumsuz personelin hastaları bekletmesi hoş karşılanmadı.

Tepkileri toplayan görüntüleri hastaneye tedavi olmak için bir hasta tarafından çekilirken, kayıt-işlem departmanında çalışan kadın alışveriş sitelerini gezmeye devam etti.  Masasının önünde hastalar kayıt açılmasını beklerken kayıt-işlem görevlisi görev başında iş için kullanması gereken bilgisayarı kişisel işleri için kullanmaya devam etti.

Alışveriş sayfalarında dakikalarca gezen personel, özel amaçları için arama yapılırken başka bir hasta tarafından videoya çekilerek sosyal medyada paylaşıldı.

 

Cinsel İlişki İçin Anlaştığı Kişi Transseksüel Çıkınca Bıçakladı!

75 yaşındaki Rıfat Ö. Bursa’da fuhuş için anlatığı kişinin transeksüel olduğunu fark ettiğinde ikili arasında tartışma çıktı. Kavga esnasında taraflar şiddet uygulamaya başlayınca Rıfat Ö. sopa darbeleriyle yaralanırken, Sima Ç. bıçaklanarak yaralandı.

Bursa’nın Osmangazi ilçesi Tahtakale mahallesinde dün akşam saatlerinde gerçekleşen olay kanlı bitti. Rıfat Ö.’nün iddiasına göre sokakta bulduğu hayat kadının kartvizitindeki numarayı aradı.  Telefona çıkan kişi kendisini Okşan ismiyle tanıtırken, cinsel ilişki için para karşılığında anlaştı.

Anlaştıkları yere fuhuş amacıyla giden Rıfat Ö. kendisini Okşan olarak tanıtan kişinin  transseksüel olduğunu fark ettiğinde vazgeçerek gitmek istedi.  Yaşlı adamın telefonunu gasp eden transseksüel bireyle Rıfat Ö. ile aralarında arbede çıktı.

Adının Sima Ç. olduğu öğrenilen kişiyi yanında taşıdığı bıçakla kolundan yaralayan Rıfat Ö. spor darbeleriyle başından yara aldı.  Çıkan kavga sonucunda iki tarafta yaralanırken çevredekilerin polise aramaları sebebiyle olay yerine sağlık ekipleriyle polisler sevk edildi.

İlk tedavileri yapılan Rıfat Ö. ile Sima Ç.’yü polis ekipleri tarafından gözaltına alındı.  Tarafların birbirinden şikayetçi olup olmadığı bilinmezken, polis soruşturma başlattı…

 

2019’un Dünya Erkek Güzeli IQ’su İle Dahi Çıktı!

Geçtiğimiz günlerde Filipinler de düzenlenen Mister World Yarışmasının birincisi seçildi.  Yarışmanın birincisi olarak seçilen İngiliz Jack Heslewood olurken, yakışıklı yüzünün yanı sıra IQ’suyla da göz doldurdu.

21 yaşındaki Jack Heslewood 2019 Mister Worls yarışmasının 1.si olarak seçildi.  Günlük hayatında Uzay mühendisi olan Heslewood’un zeka seviyesi (IQ) 181 olduğu öğrenildi.

IQ sayısı 140’ın üzerinde olanlar dahi olarak kabul ediliyor.  Yarışmanın sonunda Heslewood’un 1.cilik kuşağını Mister World 2016 birincisi Rohit Kandelwahl teslim etti.

Mr World yarışmasının 2.liğini ise Güney Afrikalı doktor Fezile Mkhize kazandı.

Yarışmadan kameralara yansıyan görüntüleri sizin için yayınlıyoruz.