AYIP MI KENDİNİ KAYIRMAK ?

Anaç dağların ortasında, kanyonların ötesinde yemyeşil yaylaların üstünde olmayı dilerdim.  Kim olduğumun, neye benzeyeceğimin kaygısını gütmeden koyunların arkasından ilerlemek.  Düşünme gafletine düştüğümden bu yana, hangi sonuca vardım bile kesin değil.  Canına okuduğum dünyasında bir avuç insan silueti arasında, omuzlarım sönük halde yürüyorum.

Keşke insanı örten bit vücut olmasa diyorum!

Çıplak ruhlarımızla, görünür duygu ve hislerimizle hiç olmadığımız kadar açık olsa zihnimiz.  Hücresel boyutta düşünmeyi bırakarak soyut varlıkların içinden geçebilsek. Ancak böyle bulur insan mutluluğu.

Farkımız yok, hepimizin tutturduğu bir ışık var. Ulaştığımızda yolumuzun aydınlanacağı iddiasına bel bağlıyoruz.  Sonu gören çıkmadı henüz.  Bulduklarıyla yetineni görmedim, duydum ama inanmadım.

Çağ değiştikçe ayak uydurmayı pek güzel öğrendik.  Her ne hikmetse dilimizden düşen yalanların üstesinden salto atarak kaçmayı bile marifet saydık.  Yüzüne baktığın kişinin kaç maskesi olduğunu gördüğün halde, keklik gibi kanıverdik.

İşimize gelmezdi diğer türlüsü, bir şekilde düzene ayak uydurmanın tarifi bu olsa gerek. Millete verdik talkımı kendimize sakladık salkımı.  Ayıp mı kendini kayırmak?  Bu soruyu hep başkasına sorduk ama üstüne düşünme zahmetine girişmedik.

Burada atıp tuttuğuma bakmayın, ben şöyleyim böyleyim safsatası yapmayacağım.  En âlâsını yaptım, yapıyorum farkında olmama rağmen yine yapacağım.  Başka türlüsünü nasıl bilebilirim ki?

Hangi insan kemik ve kanla birlikte doğduğu yaşamsal dürtülerinden sıyrılabilir ki? Bizi düşünce zehriyle, algıda seçici davranmamızı sağlayan egomuzla vurmayı başaran çıkamayacak nede olsa!

-Semra Şenol

 

 

Film Gibi Ama Gerçek; Hafızasını Kaybeden Kadın, Tekrar Kocasına Aşık Oldu!

Bir insan aynı kişiye iki kere aşık olabilir mi? Bu sorunun cevabını yakın bir zamanda gerçek bir hikaye verdi.  Kayıtlara geçen bu mutlu son hikayesi başlangıçta aşka inanmayanların bile kalbine dokunacak cinsten.  Birbirine aşık olan bir çift severek evlendi, talihsiz bir olay sonucunda ikinci kez birbirlerine aşık oldular!

Hikayemizin başlangıç yeri British Columbia’da gerçekleşti.  Vancouver Adasının Saanich ilçesinde yaşayan genç kadın kötü bir kaza geçirdi.  23 yaşındaki Laura Faganello 2 yıl önce iş yerinde kafasına düşen direkle travmatik bir beyin hasarı geçirdi.

Doktorların söylediğine göre şiddetli hafıza kaybı yaşıyordu.  Laura kazadan sonra uyandığında 17 yaşında olduğunu sanıyordu.  Fiziksel olarak kazadan sağlam olarak kurtulmasına rağmen son yıllarını, 9 ay önce evlendiği hatırlamıyordu.

Hayatının önemli anlarını hatırlamayan Laura kocası Brayden’i da unutmuştu.  Yıllar önce mektup arkadaşı olarak tanışan çift bir süre beraber yaşadıktan sonra evlenerek mutluluğa imza atmışlardı.  Kaza sonrasında eşinin yanında olan Brayden, fedakarlık örneği oldu.  Bir süre karısını rahat bıraktı paylaştıkları evde iki arkadaş gibi yaşamaya başladılar.

Adını bile hatırlamayan karısına her gün aşk notları bıraktı.  Aynı evde oda arkadaşı olarak yaşadıkları süre boyunca not yazmaktan asla bıkmayan Brayden, sabrının mükafatını sonunda aldı.  Laura kocası olduğunu hatırlamasa da Brayden’e yeniden aşık oldu.  Kocasına çıkma teklif eden Laura, hatırlayamadığı kocasına ikinci kez aşık olmuştu.

Mutluluktan havalara uçan kocası ise ikinci kez evlenmeyi teklif etti.  Çift yeniden evlenirken, Laura hastane çıkışını şöyle anlattı.

Yatağımda uyanıyordum ve onun kim olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Rahatsız edici bir anıydı. Brayden için de bu durum çok zordu çünkü kendi karısı bir yabancı gibi davranıyordu.

Adını Balerinden Alan Hafif Tatlı: Pavlova Tarifi

İki rivayete göre adını zarif bir balerin olan Anna Pavlova’dan kremalı tatlı tarifimizi sizler için hazırladık.  1926’da Dünya turnesine çıkan Anna Pavlova’ya sunmak için özel olarak hazırlanan bu tatlı, tıpkı balerin kadar hafif ve zarif.  Beze bazlı olan Pavlova meyve sosları ya da karamelle yapılarak, mideyi yormayacak şekilde misafirlere sunabileceğiniz harika  bir lezzet.

Pavlova Tatlısı için Malzemeler;

  • 6 tane yumurta akı
  • 1 su bardağı toz şeker
  • 1 tatlı kaşığı mısır nişastası
  • 1 çay kaşığı vanilya özütü/pudra şekeri
  • 1 çay kaşığı sirke

Pavlova Karameli için Malzemeler;

  • 1 su bardağı toz şeker
  • 1 çay kaşığı limon suyu
  • 1 yemek kaşığı su
  • 100 ml şekersiz çiğ krema
  • 40 g tereyağı

Pavlova Kremasi için Malzemeler;

  • 1 su bardağı krema
  • 4 yemek kaşığı pudra şekeri

Pavlova üzeri için Malzemeler;

  • Böğürtlen
  • 2 adet muz
  • 100 gram ceviz içi

Pavlova yapılışı :

Yumurta aklarını köpürene kadar iyice çırpın, toz şekeri ilave ederek eriyene kadar karıştırmaya devam edin. Kıvam almaya başladığında mısır nişastası, pudra şekeri veya vanilya özütünü ve sirkeyi ekleyerek karıştırın.  Elde ettiğiniz karışımı yağlı kağıt serilmiş tepsiye yayın.

120 derecede ısıtılan fırında 30-40 derece pişirin.  Kuruduğunda fırından çıkartın ve bir süre soğuması için bekletin. Bir taraftan krema ve pudra şekerini çırpın, kuruyan bezenin üstüne sürün.  Son olarak da meyve ve ceviz içiyle süsleyerek servis edebilirsiniz…

Gençlik Nereye Gidiyor sorusuna Üniversiteli Gençten Cevap!

Gençlik Nereye Gidiyor? sorusunu köşe yazarlığı yaptığı Türkiye Gazetesinde yayınlayan Salih Uyan, hayali üniversite öğrencisi ağzından bir mektupla cevapladı.  Mektupta öyle noktalara değiniliyordu ki, gençlerin değil yetişkinlerin yaptığı yanlışlar yüzünden dünyanın geriye gittiğini anlatıyor.

Her şeyi gençlerden beklerken, yetişkinlerin kabahatlerini ve yanlışlarının sorumluluğunu almadıklarını gün yüzüne çıkartıyor.  Gençlerin dilinden kendine yazdığı mektupla bir çok önemli konuya parmak basan mektubun içeriğini olduğu gibi yayınlıyoruz!

Sayın Salih Uyan,
Ben 21 yaşında bir üniversite öğrencisiyim. Yazılarınızı fırsat buldukça okuyorum.
Yazılarınızda sık sık “Gençlik nereye gidiyor?” türünden yakınmalarınız oluyor? Gençlik derken herhâlde lise ve üniversite öğrencilerini kastediyorsunuz. Bu durumda ben de nereye gittiğini çok merak ettiğiniz o grubun bir üyesiyim.
Madem bu ülkede yaşayan insanları gençler ve yetişkinler olarak ikiye ayırdınız, ben de siz yetişkinlere bazı sorular sormak istiyorum.
Bir köşe yazarı olarak gençlerin nereye gittiğinden çok, yetişkinlerin nerede durduğuyla ilgilenmeniz gerekmiyor mu?
Ülkenin başını belaya sokan olayların başaktörleri genelde gençler mi, yoksa yetişkinler mi?
Bu ülkede yüz binlerce öğrenci tek bir soru fazla yapabilmek için dirsek çürütürken, birileri sınav sorularını ve sorularla birlikte gençlerin hayallerini çaldı ve geleceğimizi çürüttü. Bu soruları çalanlar lise öğrencileri miydi?
15 Temmuz’u planlayanlar kaçıncı sınıfa gidiyordu?
Milletin yüzüne baka baka yalan söyleyen siyasetçiler hangi üniversitede okuyor?
Sanatçı kimliğiyle her türlü ahlaksızlığı yapanlar ergen mi?
Din adamı sıfatıyla ekranlara çıkıp inancıma ve değerlerime küfredenler kaç yaşında?
Sinemada 7 yaş üstüne uygun olarak işaretlenmiş filmde bel üstüne çıkamayan yapımcılar kaç doğumlu?
Lütfen artık gençliğe laf söylemeyi bırakın da yetişkinlere bakın ve “Sizler bu ülkenin geleceğisiniz!” gibi klişe sloganlardan vazgeçin.
Çünkü sizler bu ülkenin bugünüsünüz. Siz yaşadığınız günü bile kurtaramazken, yarınları kurtarma işini niçin bize ihale ediyorsunuz?
Kimin elinin kimin cebinde belli olmadığı, çarpık ilişkilerle dolu dizilere reyting rekoru kırdıran sizlersiniz. Kan damlayan, şiddet kusan senaryoları siz yazdırıyorsunuz.
Evlilik gibi kutsal bir müesseseyi, evlilik programlarında virane bir gecekonduya dönüştüren yine sizsiniz.
Youtube fenomenlerini seyrediyoruz diye ağlaşıyorsunuz. Ama o fenomenlere film çektirip parayı götüren sizlersiniz.
Siz gece kulüplerinde kavga eden futbolcuları el üstünde tutarken, okul koridorlarında kavga eden öğrencileri disipline gönderemezsiniz.
Bir yandan her türlü rezilliği özgürlük olarak sunan, cinsiyetsiz bir toplum özlemiyle yanıp tutuşan yazarların kitaplarını okurken, bir yandan ailenin öneminden bahsedemezsiniz.
Yetişkinler para hırsıyla sürekli inşaat yaparak şehri betona boğarken, gençlerden geleceği inşa etmelerini bekleyemezsiniz.
Alttan bir sürü dersiniz var, bize üst perdeden ahlak dersi veriyorsunuz!
Size bir şey söyleyeyim mi? Yeni nesil pırıl pırıl. Hiçbir sıkıntı yok. Asıl sıkıntı, yeni nesle eski nesilleri unutturan yetişkinlerde.
Son iki yılda kaç tane Türk filmi çekilmiş ve bunlardan kaç tanesi Osmanlıyı anlatıyor, bir bakın. Kitapçıların çok satanlar rafındaki kitaplardan kaç tanesi gençlere ecdadını sevdirmek için yazılmış acaba?
Siz dedelerinizin emanetine sahip çıksaydınız, biz de yarınları emanet olarak kabul ederdik belki. Ama şu durumda hiç emanet alacak durumumuz yok! Kusura bakmayın!
Geçmişini unutturduğunuz bir nesle, gelecekten ödev veremezsiniz!
Bu yüzden aranızda, “Yeni nesil şöyle, yeni nesil böyle!” diye konuşup durmayı bırakın!
“Senin yaşında Fatih İstanbul’u fethetmişti!” diyerek demagoji de yapmayın! Evet, 21 yaşındayım. Ama Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaşta değilim.
Çünkü benim babam II. Murad değil, hocam da Akşemseddin değil.
Zaten İstanbul da artık Fatih’in fethettiği İstanbul değil.
Kalın sağlıcakla…

Netflix Türkiye’den Sevindiren Haber!

Rtük tarafından başlatılan İnternet üzerinden yayın yapan bütün platformların lisans alma zorunluluğu bu hafta içinde yürürlüğe girdi.

İnternet üzerinden yayın yapan televizyon kanalları ve medya kuruluşlarına getirilen lisans zorunluluğunun yanında, Rtük’ün uygun bulunmadığı yayınlar sınırlandırılacak.  Türkiye gündemine oturan Netflix’in lisans başvurusunda bulunmayacağı haberi, bir çok insanı endişelendirmişti.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) internet üzerinden yayın yapan televizyon ve medya platformlarına getirdiği denetim ardından, bütün gözler Netflix’in üzerine çevrilmişti.

RTÜK’ün başkanı Ebubekir Şahin’in resmi twitter hesabından yaptığı paylaşımda müjdeli haberi duyurdu.

Radyo, Televizyon ve İsteğe Bağlı Yayınların internet ortamından sunumuna ilişkin NETFLIX, BLU TV, PUHU TV, TURKCELL, VODAFONE, DIGITURK, TİVİBU gibi sektörde etkili yayıncıların da aralarında bulunduğu 600’ün üzerinde kuruluştan lisans ve izin başvurusu aldık. Hayırlı olsun.”

Hemen arkasından Netflix Türkiye resmi twitter hesabından yapılan açıklamalarda bu haberi doğruladı.

“Benim sizi bırakmaya hiç niyetim yok… Söylentilere kulak asıp kendinizi lütfen üzmeyin”

Twitter kullanıcılarından birinin “Kanka sansür olayı da yok dimi?” sorusuna cevap veren Türkiye Netflix hesabı böyle bir talep almadıklarını belirtti.

“Çocukları yaşlarına uygun olmayan içeriklerden korumak ekipçe önceliğimiz. Bunu yaparken senin istediğini özgürce izlemen de bizim için bir o kadar önemli. Ayrıca böyle bir taleple karşılaşmadık.”

Ürkütücü Oyuncak Bebek Adasındaki Tuhaf Gizem!

Korkunç görünümüyle ilgi görmeye başlayan küçük ada, ürkütücü görüntüyle adrenalin sevenlerin yeni adresi olarak görülüyor.  Arkasındaki gizemle birlikte oyuncak bebeklerin ağaçlara asılı olduğu ada, tuhaf bir görüntüye sahip.

Mexico City’nin güneyinde kanallarla çevrili kırsal alan Xocimilcho’da yer alan Oyuncak Bebek Adası hikayesini duyanların kanını dondurmaya yetiyor.

 

Su kanallarıyla etrafı çevrili olan adanın farklı ve özel olmasını sağlayansa oyuncak bebeklerle dolu olması.  Bu oyuncak bebeklerin çoğunun kolu ve bacağı yok.  Adanın hikayesi yıllar öncesine dayanıyor, küçük bir kız çocuğunun su kanallarına düşerek kaybolmasıyla başladı.

Don Julian Santana adındaki bir adam vahim olaydan sonra su kanallarının içinden kız çocuğuna ait oyuncak bebeği buluyor.  Küçük kızın ruhunu onurlandırmak isteyen ve adayı kötü ruhlardan korumak isteyen adam bulduğu bebeği ağaca asıyor.

Zaman içinde bunu bir ritüele ve saplantıya dönüştüren adam adadaki bütün ağaçlara oyuncak bebekler asıyor.  Bütün ağaçlar kafası, kolu yada bacağı eksik bebeklerle dolarken, hikayenin en tuhaf kısmı ise Julian Santana’nın da 2001 yılında su kanalında tıpkı kız çocuğu olayındaki gibi boğularak ölmesi.

İnsanlar tarafından garip ve korkutucu bir atmosferi olduğu söylenen ada, Julian Santana’nın ailesi tarafından düzenlenen turistik gezilerle doluyor.  Dünya genelinden bu sıra dışı esrarengiz adayı ziyarete bir çok turist akın ediyor…

Kadınlara Kusur Yok, Makyaj Yok, Filtre Yok !

Bir çok kadın yüzündeki sivilce ve akneleri gizlemek adına makyajın boyunduruğu altına kalmak zorunda kalıyor.  Doğallıktan yana olsalar bile yüzlerindeki kusur olarak gördükleri izleri çevresinden saklama telaşına girmiş durumda.  Yapılan araştırmalarda yüzünde sivilce, akne ve cilt hastalığı olan kadınların etraflarına karşı kendilerini utangaç hissettikleri açıklanmış.

Güzellik algısı ve kozmetik dünyası öyle bir devir yarattı ki kadınlar, ekranlarda ve dergilerde kusursuz bir bedene ve cilde sahip kadınların daha makbul olduğu dayatmasına boyun eğmek zorunda kaldı. Bu algı çalışmasını yıkmak isteyen Fotoğrafçı Sophie Harris-Taylor, kadınların kusurlarıyla da güzel olduğunu kanıtlamak için bir proje başlattı.

Cilt problemi yaşayan 20 kadınla bir dizi fotoğraf çekimi yapan Sophie Harris- Taylor, projesi hakkında şu cümleleri söyledi.

Kadınların içinde bulundukları cildi sevmelerine izin veren ve güçlendiren bir dizi çalışma yapmak istedim. Ben de gençliğim boyunca sivilce ve aknelerle mücadele ettim. Ve normal bir cildi özledim. Ancak normallik, etrafımızda gördüğümüz imgelerle tanımlanır. Tüm kadınların kusursuz ve kusursuz bir cilde sahip olduklarına inanıyoruz ancak öyle değil. Birçok kadın gül hastalığı, sivilce ve egzama gibi problemlerle baş etmeye çalışıyor. Ve kendilerini makyaj gibi bir maskenin arkasına saklanma zorunluluğunda hissediyorlar. Burada bu problemi yaşayan kadınların yalnız olmadıklarını bilmelerini istedim. Eğer bunlar bir kusur olarak görülüyorsa biz kadınlar böyle de güzeliz.

Güzellik algısını yıkan fotoğraf kareleri;

 

 

Pembe Etekli Prensesi Öldürdüm!

Gözümü bir açtım ki üstüm başım pembenin her çeşit tonuna bulanmış halde.  Hangi rengi sevdiğim sorulmamış, varlığından habersizim gök mavisinin, toprak kahvesinin, portakal turuncusunun renginden.  Tiril tiril, uçuş uçuş eteklere bezenerek fanusun içindeki balerine benzemişim.

Ağzımı açtığımda sesimin ayarını yapmam, mahalle arkadaşlarımın kullandığı jargonda konuşmamam tembihlendi.  İyi hoş, bir şekilde usturuplu oturma kalkma eğitimini aldığımda, beni uzak diyarlara götürecek olan beyaz atlı prensimi beklemem gerektiğini öğrendim.

Bu atlı prens öyle muazzam bir şeydi ki hayatımı ona göre şekillendirecek, gık dese hemen yutkunacaktım. Dünyaya geliş amacım beyaz atlı prensin yemeğini pişirip taşıran, bebeğini doğran, evini temizleyen yan karakter olmaktı.  Bu öğretiler doğrultusunda büyütüldüm.

Doğrusuna bakarsanız kitaplardan hoşlanıyordum ben, aklımı ve beynimi doyuran sayfalarda daha bir özgürdüm.  Beni şartlamıyor, yönlendirmeye ve denetlemeye çalışmıyorlardı. Daraltılan ufkumu bu sayede genişlettiler.  Yaratılış amacımın beyaz atlı prense hizmet olmadığını, ancak ve ancak sevdiğim kişiye yoldaşlık etmek olduğu kanaatine varmamı sağladılar.

Fikirler değiştiğinde, mantık evresine vardığımda yakışıksız dilimle bütün gözleri diken gibi üstüme çektim.  Entel dantel konuşmalarım öyle çok yadırgandı ki, dış kapının mandalı gibi ortada kalıverdim.  Beni atının terkisine atacak prensi çoktan ret etmiş, prenses eteğimi başımın üstünden çıkarıp atmıştım.

Ağzıma geleni söylemiyordum tabi ki, ancak düşüncelerimi kendime saklamıyor yanlışı görüyorsam susmuyordum.  Beni ikincil konuma getiren koca bulma kaygısını, ata sporlarımızdan olan trip furyasını takip etmiyordum. Özgürlüğün ilk evvela akılda başladığını fark ettim.  Çayımı kendi irademle şekersiz içip, hoşuma giden dövmeyi tamda istediğim yere yaptırdım.

Beyaz atlı prensin bulmayı beklediği pembe etekli prensesi öldürmüş, helvasını dahi kavurmadan defnetmiştim. Kurallarımı koyarak, sınırlarımı bilerek, çapımın neye yettiği bilinciyle post-modern kadına evrildim. Mantığımın yanaşmadığına yanaşmadan, eğilir gibi yapmadan yüzümü güneşe döndüm.

En sonunda bulut beyazını sevdiğimi fark ettim, beyaz atlar bana göre değildi!…

-Semra Şenol

 

Ünlü Şarkıcı Havai Fişek Yüzünden Hayatını Kaybetti!

Ünlü şarkıcı ve dansçı olan İspanyol Joana Sainz, konser verdiği sırada karnına isabet etmesiyle hayatını kaybetti. Konser anında yaşanan faciayı seyircilerden biri telefonuna kaydetti!

Las Berlanas şehrinde düzenlenen festival kapsamında sahneye çıkan Joana Sainz bir kazaya kurban gitti.  Ünlü İspanyol şarkıcı 15 kişiden oluşan Süper Hollywood Orkestrası ile birlikte sahne aldı.  Dans gösterisi başladığında hem şarkıcı hemde dansçı olan Sainz’in dans ettiği sırada havada havaiyi fişek gösterisi başladı.

Havaiyi fişekleri atan cihazın bozulmasıyla birlikte sahnede dans eden Sainz’in karnına havaiyi fişek isabet etti.  Dansçılar kazayı fark ederek hemen Sainz’in yanına koştu, seyircilerin görüntülere şahit olmaması adına perde hemen kapatıldı.

Konser verdiği binlerce kişinin karşısında kaza nedeniyle kendinden geçen şarkıcı, apar topar hastaneye kaldırılmasına rağmen kurtulamadı…

 

‘Ruhi Mücerret’den Alıntılar

Kurtuluş savaşının son gazisi Ruhi Mücerret’in içine düştüğü intikam ateşini anlatan roman, Murat Menteş’in 2013 yılında yazdığı romandır.  4 bölümden oluşan kitapta her bölüm farklı bir hikayeye pencere açarken, 100 yaşındaki kahramanın ağzından anlatılmaktadır.

Yayınlandığı tarihten itibaren yoğun bir ilgi gören roman günümüzde hala sevilerek okunmaktadır.  April yayıncılıktan çıkan enfes kitaptan harikulade alıntıları sizler için derledik.  Okumayanların bile hoşuna gidecek bu alıntılardan sonra, kitabı alıp bir çırpıda okumak isteyeceksiniz.

“Senden bekleneni, sana emredileni ya da
seni kurtaracak olan değil; kalbinin
derinliklerinde tasdikleneni yap. İyiliği
içselleştir.”

Yanlış çağda yaşamanın stresi içerisindeyim .

 

-Hayat nasıl gidiyor?
-Yaşayan birine sor.

 

“Bir insan acıdan delirdiğinde, diğerleri onun acısını değil, delirdiğini görürler.”

 

İlk aşk unutulmazmış. Peki ya son aşk? Ölürken ruhunuzun bedeninizden sökülen o son parçası? Camilerde omuz omuza duran kambur ihtiyarların kalbi büsbütün boş mu sanıyorsunuz? Peh.

Delirsen bile gerçeklerden kaçamıyorsun. Mahvolmakla, sorumluluklardan kurtulamıyorsun. Suç işleyerek yasaları değiştiremiyorsun.

 

Aşk gençlerin oynadığı fakat ihtiyarların bildiği bir oyundur.

 

“Mezar taşlarındaki ölüm tarihleri, ölülerin bizi kaç yıldır beklediğini gösterir.”

 

Felek, tesadüflerle sağ gösterir ve gerçeklerle sol vurur. Mutluluk, bu ikisi arasında geçen sürede yaşanır.

Asla yapmam” dediğimde, tam da öyle davranmama varan bir geri sayım başlıyor.