Kelime Kökeni: Arapça-Farsça sıfat
– Dirayet sahibi
– Dirayetli
– Becerikli
– Kavrayışlı
Cümle içinde kullanımı: “Dirâyet-kâr olan mükafatı elbet alacaktır endişe etmeyiniz.”
Kelime Kökeni: Arapça-Farsça sıfat
– Dirayet sahibi
– Dirayetli
– Becerikli
– Kavrayışlı
Cümle içinde kullanımı: “Dirâyet-kâr olan mükafatı elbet alacaktır endişe etmeyiniz.”
Kelime Kökeni: Arapça-ad
– Anlama
– Zeki
– Algılama
– Kavrayış
– Bilginin verdiği beceriklilik
– Kavrama yeteneği
Cümle içinde kullanımı: “Tanrı öyle bir dirâyet vermiş ki her sorunun altından kalkabiliyor.”
Kelime Kökeni: Arapça-ad
– Haneler
– Evler
– Konutlar
– Ocaklar
Cümle içinde kullanımı: “Şu dünyada beni dîrânsız bırakan sen, evvel zamanda kapıma muhtaç. kalacaksın.”
Kelime Kökeni: Arapça-dîn+Farsça-şiken
– İnançsız
– Dine karşı olan
– Din inancı olmayan
– İtikatsız
– İmansız
Cümle içinde kullanımı: “Gönlünü dîn-şiken, zevke sefaya düşkün bir adama düşürmüş.”
Kelime Kökeni: Arapça-dîn+Farsça-perver
– Dine hizmet ve yardım eden kimse
– Dinin yükselmesine destek veren
– Sağlam dindar
Cümle içinde kullanımı: “Duyduklarımıza göre epey dîn-perver biri olduğu, namazını hiç aksatmadığı söyleniyor.”
Kelime Kökeni: Arapça-sıfat
– Dinen hizmet eden
– Onu koruyan
– Dine destek olan kimse
Cümle içinde kullanımı: “Dîn-penâh olanların sonu cennete yakındır, gönül gözü açıktır.”
Kelime Kökeni: Arapça-Farsça ad
– Dindarlık
– Dine bağlılık
– Dindar olma durumu
Cümle içinde kullanımı: “İnsanların dîn-dârî yönelimi ve inancı sizi hiç ilgilendirmez saygı duymak zorundasınız.”
Kelime Kökeni: Arapça-Farsça sıfat
– Allah’a inanmış ve bağlanmış olan kimseye yakışır şekilde
– Dindar birine özgü
Cümle içinde kullanımı: “Dîn-dârâne konuşmalarınızı dinliyor büyük bir ferahlama hissediyoruz.”
Kelime Kökeni: Arapça-dîn+Farsça-dâr
– İtikadı sağlam olan kimse
– Dinin hükümlerini eksiksiz yerine getirmeye çalışan kimse
– Mütedeyyin
– Allah’a inanmış ibadet etmiş kimse
– Dinine bağlı
Cümle içinde kullanımı: “Dindâr bir kesimden geldiğini biliyoruz lakin bu sözlerinin yanlış olmadığını göstermez.”
Kelime Kökeni: Arapça-çoğul biçimi edyân
– Allah’a inanma ve ibadet etme konusunda herkesin veya her milletin tuttuğu yol
– Diyanet
– Tanrı’ya ve doğa üstü güçlere inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal kurum
– Tanrı düşüncesine dayalı, ibadetleri de içeren toplumsal kurum
Cümle içinde kullanımı: “Hangi dîni incelersek inceleyelim kendi isteğinle yaşamını sonlandırmak yasaklanmış ve lanetlenmiştir.”