Denizli’de Son Dakika Depremi!

09:34 sularında merkez üssü olarak Acıpayam/Denizli’de 5,5 büyüklüğünde bir deprem gerçekleşti.  Peş peşe gelen artçılarla kendisini  belli eden deprem Antalya ve Yunanistan’a kadar hissedildiği yetkililer tarafından belirtildi.

Ege bölgesi ve Marmara bölgesinin kentlerinde hissedilen depremin artçıları bölgedeki insanların korkmasına neden oldu.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Acıpayam’da yaşayıp depremde hafif yaralanan vatandaşlar olduğunu belirtti.

4.5, 4.8 artçı sarsıntılarıyla devam eden deprem yüzünden Gedikli, Uçarı, Karahöyük mahallerinde 50’ye yakın konutun hasar aldığı söyleniyor.

Denizli’nin Acıpayam ilçesinde meydana gelen deprem İzmir, Muğla, Aydın, Isparta, Antalya, Burdur gibi Marmara bölgesi kentlerinde belirgin şekilde hissedildi.

Depremin üssü olarak görülen Acıpayam ilçesindeki okullar Acıpayam Kaymakamı Ali Şanlıer tarafından tatil edildi. İlçede yer alan Devlet hastanesinde yatan hastalar, hastanenin hasar alması nedeniyle yatakları ile dışarı çıkarıldı.

Deprem bölgesine konuşlanan Kızılay Denizli Şube görevlileri ilk incelemelerini yaparak ihtiyaç halindeki gereksinimleri karşılamak üzere sıcak yemek ve barınma ünitelerini hazır bulunduruyor…

Cesedi Kadavra Yapılan Ünlü Yazar Kimdir?

Sahipsiz ve yalnız bir şekilde son nefesini vererek, cesedi kadavra olarak kullanılan ünlü yazarımızı tanıyor musunuz? Cevabınız hayır mı ?

Peki ilk okulda okuduğunuz Kaşağı hikayesini yazarını hatırlıyor musunuz, ya da Türkçülük akımının kurucusu olan yazar desek tanır mısınız?

Türk edebiyatının tarihe geçmiş yazarlarından biri olan Ömer Seyfettin’den bahsettiğimizi anlamışsınızdır.  Kısa ömrüne 10 kitap 125 hikaye sığdıran yazarımız, o devirde şeker hastalığı ve insülin bilinmiyordu.

Rahatsızlığı giderek artan Ömer Seyfettin doktorlarının bol bol portakal, üzüm hoşafı içmesi tembihlerini dinlediğinde giderek kötüleşmiş.

Romatizma teşhisiyle hastaneye düşen yazar, 6 Mart’ta Haydarpaşa Hastanesinde gözlerini hayata kapamıştır.  Hastanede onu tanıyan kimsenin olmayışı ve ailesinden hiç kimsenin bulunmaması nedeniyle cesedi kadavra olarak kullanılmıştır.

Eksi kayıtlardan çıkan fotoğrafta Ömer  Seyfettin’in karnını yaran Sivaslı hademe otopsiden önce oradaki bir çok kişiyle birlikte fotoğraf çekilmiş.  Önlerinde yatan kadavranın ünlü yazar Ömer Seyfettin olduğunu bilmeden otopsisini yapmışlardır.

Türk edebiyatının ölümsüz yazarı şeker hastalığından dönemin tıbbı şartlarından kaynaklı olarak  6 Mart 1920 de hastanede kimsesizler gibi vefat etmiştir.

 

Aphantasia Nedir?

Zihinlerindeki görüntüyü hayallerinde canlandırmaya zihin gözü denmektedir.  Ayriyeten beyin gözü de denilen bu durumu bir çok kişi çaba sarf etmeden kolaylıkla hayal edebilir.

Gözlerinizi kapatıp, ruhunuzu ve bedeninizi sakinleştiren bir  yerde olmayı hayal edin. Eğer zihninizde hiç bir görüntü belirmiyor ise sizde Aphantasia olabilirsiniz.

Aphantasia olarak adlandırılan sağlık durumuna sahip olan kişiler zihinlerinde hayal ettiklerini bir türlü canlandıramaz.  Zihin gözü kapalı olan kişilerin sayısı oldukça fazla, her 100 kişiden 2-3 kişinin bu durumla karşı karşıya olduğunu belirten uzmanlar, Aphantasia’nın bir hastalık olmadığını ayrıca belirtiyor.

Uzmanlar henüz araştırmalarını tamamlayamamış olsalar da Aphantasia olan kişilerde hafıza sorunlarının yaşanabileceği üstünde duruyorlar. İnsan hafızasının çoğunu görsel hafıza kaplarken, bu durumdaki insanlar uzun zaman görmedikleri kişileri hatırlamakta zorluk çekiyorlar.

 

Çanakkale Zaferinin Unutulmaz Kadın Kahramanları; Kimdir?

Kurtuluş savaşının kazanılmasında önemli bir yeri olan Çanahakkale zaferi dünya tarihini değiştirerek, Türk ulusunun gücünü temsil etmiştir. Üzerinden 104 yıl geçmesine rağmen asla unutulmayan bu destansı zafer hafızalardan silinmediği gibi bir çok yabancı yapıta ve romanlara konu oldu.

Şanlı Türk ordusu, askeri becerisini savaş meydanlarında kanıtlamış olan Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Anzak ordusuyla çarpışarak dünyaca bilinen başarıya kanlarıyla imza atmışlardır.

Gerek siperde gerekse cephenin arkasında askerlerin yarasını sararken, kimisi elinde silahıyla düşman ordusunun karşısında korkusuzca yürüdü.

Evet; Kahraman Türk Kadınından bahsediyoruz.

Bir ulusun küllerinden doğuşunu simgeleyen Çanakkale’de canları pahasına savaşan gizli kahramanlarımızı tekrar hatırlayalım istiyoruz.

Nezahat Onbaşı (Baysel) 

Çocukluğu cephelerde geçen, babası Albay Hafız Halit Bey olan Nezahat Onbaşı kahramanlığı ve cesaretiyle Atatürk’ün dahi ilgisini çekmiştir. Askerler tarafından alay kızlı alay anılan Nezahat Onbaşı Gediz cephesinde işlerin istenildiği gibi gitmediği, askerlerin çekilmek istemeleri karşısında önlerini keserek buna mani olmuşturç

70. alayda yer alan 600 askerin önünü atıyla kesen Nezahat Onbaşı; “Ben babamın yanına ölmeye gidiyorum, siz nereye gisiyorsunuz? ” diyerek askerleri yeniden yüreklendirerek savaşmalarını sağlayarak tarihe geçmiştir.

 

Mücahide Hatice Hanım

Anafartalar Cephesinde 56. fıkrayla omuz omuza çarpışarak, tüm gücüyle düşmana karşı koymayan çalışan Mücahide Hatice Hanım  bir çok cephede çarpışarak kurtuluş savaşına hizmet etmiştir.  İzmir işgalinde Yunanlılara esir düşen Hatice Hanım aynen şunları söylemiştir;

İzmir’in Kemalpaşa (Nif) kazasının Ahmetli köyünden Hacı Halilzâdeler’denim. Babam merhum Mehmet Efendi’dir. Çanakkale Anafartalar’da 56. fırkada silahımla muharebelere iştirak ettim. Adım Ahmet idi. Benim kadın olduğumu kimse bilmiyordu. Şarapnel ve kurşunlarla dokuz yerimden yaralandım. Milli muharebelerimize de gönüllü iştirak ettim…”

Halide Onbaşı (Halide Edip Adıvar)

Sivil olmasına rağmen bizzat Mustafa Kemal’in yanında omuz omuza cephede görev alan Halide Onbaşı, rütbe alarak savaş kahramanı olarak tarih kitaplarına geçmiştir.  Türk halkına birlik olmalarını, işgale karşı çıkmaları ve savaşmaları gerektiğini konuşmalarıyla yaymaya çalışarak cesaretlendirmiştir.

 

Fatma Seher Erden (Erzurumlu Kara Fatma)

 

Subay bir dervişle evlenerek savaş meydanlarına katılan Fatma Seher, asker eşiyle aynı cephelerde savaşarak hayatını geçirdi. Sarıkamış’ta eşinin şehit olması üzerine Atatürk ile görüşebilmek adına Sivas’a gitti.

Yunanlıların İzmir’i işgal etmeleri üzerine kurtuluş savaşı için İzmir’e gitti.  Geneli kadınlardan oluşan birliğin onbaşısı olarak düşmanın geri cephesine saldırılar düzenledi. Bu saldırılardan ele geçirdiği 25 esirden biri de Yunan Subayıydı.

 

Şerife Bacı 

İnebolu’da bulunan cephaneleri  Ankara’ya götürmek için yaşlı kadın ve erkeklere yola çıkan Şerife bacının donarak öldüğü söylenmektedir. Kış şartlarında yağan kar altında kağnısında cephane, kucağında da bebeğine sarılarak 1921’in Aralığında vefat etti.  Son battaniyesini bebeği yerine cephane ıslanmasın diye ona örttüğü söylenir. Ağır kış şartlarında donarak öldüğünde Şerife Bacı henüz 21 yaşındaydı.

 

 

Atatürk’ün Anzak Askerlerine Hitafen Annelerine Yazdığı Mektubu

18 Mart 1915 – 9 Ocak 1916 da tam tamına 104. yıl önce Çanakkale’de gerçekleşen destansı bir zaferin öyküsüdür.  Tarihin gidişatını değiştiren, Türk halkı içinse en anlamlı direnişlerinden biridir Çanakkale. Ulu önder Mustafa Kemal  Atatürk’ün önderliğindeki Türk ordunun unutulmaz bir destan yazdığı cephedir Çanakkale.

Avustralya ve Zelandalı askerlerden oluşan Anzak ordusuna karşı göğüs göğüse çarpışan şanlı Türk ordusunun komutanı olan Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Komutası altındaki askerlere “Ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum” diyerek muharebenin önemini vurgulamıştır.

Sonradan ise verdiği emri şu şekilde açıklamaktadır. “Kumandanlara verdiğim sözlü emirlere şunu eklemişimdir. Ben size taarruz emretmiyorum ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar gelebilir.”

Dünyanın saygıyla andığı Atamız, Çanakkale cephesini kazanılmasından sonra savaştığı düşman ülkelerin asker ailelerine 1934’de mektup yazarak, evlatları için teselli de bulunmuştur.

Atatürk’ün Anzak askerleri ve annelerine yazdığı mektupta şunlar yazmaktadır;

“Bu memleketin toprakları üstünde

Kanlarını döken kahramanlar!

Burada dost bir vatanın toprağındasınız

Huzur ve sükun içinde uyuyunuz

Sizler Mehmetçiklerle yan yana

Koyun koyunasınız

Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar!

Gözyaşlarınızı dindiriniz, evlatlarınız

Bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler

Ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır

Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra

Artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.

Mustafa Kemal Atatürk, 1934″

5 Saniye Kuralı Nedir, Nasıl İşler?

5 saniye ile hayatını değiştirmeye karar veren Mel Robbin’s, aynı zamanda bu kuralı icat eden kişidir. Hayata olan bakış açısında bir yanlışlık olduğunu düşünen Robbin’s, girişmci olmakla birlikte aynı zamanda ödüllü bir spiker. 2008 de yaşadığı bir çöküşle hem işsiz hem de parasız kaldı, bu durumu ilk başlarda kabullenemeyen Robbin’s yataktan bile çıkamadığını verdiği bir röportajda belirtmiş.

Gerald Zaltman öne sürdüğü gibi kararlarımızın %95’ini mantık ve rasyonel düşünce ile değil duygusal olarak verdiğimizi veriyoruz.  Nasıl hissediyorsak buna göre kararlar veriyorduk.  Robbin’s de bunu düşünmeye başladı, televizyondaki reklamı gördüğünde.

Roket fırlatma reklamına denk geldiğinde geri sayımın sürekli işlediğini fark etti.  Bu yöntemi hayatına uyarlayarak yapmak istemediği işlerde dahi 5 saniye geriye sayarak kendisini işi yapmaya zorladı.

Basit ve etkili bu yöntemle hayatının kontrolünü tekrar eline alan Mel Robbin’s, kendi sözleriyle bulduğu yöntemi şöyle açıklıyor;

Geriye doğru saymak, beyni durmaya, odaklanmaya ve başka bir şeyle ilgilenmeye zorluyor. Bu şekilde beyniniz artık korku, şüphe, öfke ya da herhangi bir güçlü duygunun esiri olarak kötü kararlar almaktan kurtuluyor.

Robbin’s bu teorisini kanıtlamaya çalışan bir soru yöneltilerek, yere düşen yiyeceklerin 5 saniye içinde bakteri kapmadığı ve yenilebileceği düşünülmüştür.  İngiltere’deki Aston Üniversitesi’nden Prof. Anthony Hilton, yere düşen yiyeceklerin bakteri kapma olasılığının düşük olduğunu belirterek, 5 saniye teorisine olumlu destek vermiştir…

 

Dünya Genelinde Satış Rekoruna Ulaşan Kitaplar

Satış rakamları bir kitabın ticari yönden kazandırdıklarını belirtse de, buradaki asıl amaç dünya çapında en çok okunan kitapları belirlemek.

Yüzlerce milyon insanın severek okuduğu kitaplar listemize bir göz atın, muhakkak daha önce okuduğunuz bir kitaba rastlayacaksınız.

Listemizin birinciliğini 200 Milyon satışa ulaşan, 1859 basımlı “İki Şehrin Hikayesi ” yer alıyor.

İkinci sırada 150 Milyon satışı, beyaz perdeye uyarlanan kurgusu ile kitap okumayanların bile ilgisini çeken 1955 basımlı “Yüzüklerin Efendisi” listeye giriyor.

1943 yılında basım hayatına girip 140 Milyon satış elde edilen, çocuk romanı olarak tasarlansa da yetişkinlerinde oldukça severek okuduğu “Küçük Prens” listemizde üçüncü sırada.

140,6 satış rakamlarına ulaşan sıradaki kitabımız, 1937 ‘de Yüzüklerin Efendisi yazarı tarafından yazılarak yine kendi adıyla “Hobbit” film olarak epey ses getiren bir kitap.

Kitabını daha önce görmeseniz dahi mutlaka seri olarak çekilen filmlerinden birini izlediğiniz “Harry Potter ve Felsefe Taşı” 7 kitaplık seride 107 Milyon satılarak dünya çapında hem okunup hem de izlenmiştir.

İlk 1759-1791 yılları basım tarihine sahip olan “Kızıl Köşkün Rüyası” 100 Milyon satış rakamlarına ulaşarak, birçok ülkeden okunarak kütüphanelere girmiştir.

Ve listemizin de son olarak 100 Milyonluk satışıyla yer alan “On Küçük Zenci” polisiye türünde en çok satan kitaplardan biri olma özelliğini de taşımaktadır.

ÇALIKUŞU – Reşat Nuri Güntekin

Cumhuriyet dönemi edebiyatı yazarları içerisinde Anadolu’nun güzelliklerini, aşkı en güzel anlatan yazarlardan birisidir Reşat Nuri Güntekin.

25 Kasım 1889 doğumlu olan Reşan Nuri Güntekin, çağdaş Türk edebiyatın önde gelen Çalıkuşu, Anadolu Notları, Yaprak Dökümü gibi bir çok esere imzasını atmıştır.

Yazdığı romanlar hakkında yapılan bir söyleşide “Konu, pek ilkel şekilde aklıma gelir. Hiçbir zaman, hemen derhal bu konunun planını yapıp da yazmaya başladığım vaki değildir. Bulduğum konuyu, zihnimde bir kenara atarım. Onu francala hamuru gibi kendi kendine kabarması için uzun müddet bırakırım. Çok defa aradan birçok senenin geçtiği de olur. Bu müddet zarfında konuda bazı ilaveler yaparım. Bazı kısımlarını atarım, çıkarırım1” demiştir.

Uzun yıllar edebiyat öğretmenliği yaparak Anadolu’yu dolaşan yazar, bu süreçte kazandığı izlenimleri Çalıkuşu adlı romanında bahsederek edebiyatımıza unutulmaz bir eser armağan etmiştir.

1922′ de yazdığı Çalıkuşu romanı, farklı uyarlamalarıyla bir çok kez beyaz perdeye ve televizyona aktarıldı.  Eşsiz bir yapıt olarak edebiyatımızın kült eserlerinden biri olarak kitabı kadar uyarlamaları da oldukça beğenilerek izlenip takip edilmiştir.

Aşkı olduğu gibi en körpe ve taze haliyle bizlere sunan Feride ile Kamran’ın paylaştıkları hayata ortak olmanızı tavsiye ederiz.

Çalıkuşu’nu okumayan, bu muhteşem kitabın etkisinden çıkmayanlar için alıntılar paylaşıyoruz….

 

“Sen kurşunla vurulanları hiç işitmedin mi hemşireciğim? Bazıları vurulduklarının farkında bile olamazlar, üç beş adım koşarlar, kaçıp kurtuluyoruz sanırlar. Yara sıcakken acımaz hemşireciğim.”

Bazen nasihatlerine biraz somurtsam, arzularına karşı kafa tutsam bile neticede daima yelkenleri 
suya indirmek lazım gelir. Niçin? Ne bileyim! İnsan birini sevmek felaketine uğradı mı esir gibi bir şey oluyor.”

“Ne arsız gönlüm var benim? Etrafımdaki insanları ne kadar çabuk seviyorum.”

“O vakit, sadece gözlerim ağlamıştı.Bu gece gönlüm ağlıyor.”

“Hayatın, bir felaketten sonra daima bir saadet verdiğini, o güzel darbımselin söylediği gibi, ayın on beşi karanlıksa, on beşinin mutlaka aydınlık olacağını bilmiyor değilim.”

“İnsan,yaşadığı yerlerde beraber bulunduğu insanlara görünmez ince tellerle bağlanmış;ayrılık vaktinde bu bağlar gerilmeye,kopan keman telleri gibi acı sesler çıkarmaya başlar,her birinin gönlümüzden kopup ayrılmasıyla,bir ayrı sızı uyandırılırmış. Bunu yazan şair ne kadar haklıymış!”

“Ben başkaları gibi değilim. Çok sevindiğim, mesut olduğum vakit duygularımı sözlerle anlatamam. Mutlaka karşımdakinin boynuna sarılmak, onu öpmek ve hırpalamak isterim.”

“Kamran,ben seni sevmesini senden ayrıldıktan sonra öğrendim.Hatta yaptığım tecrübelerle,başkalarını sevmekle sanma sakın.Gönlümün içindeki derin,hazin,ümitsiz hayalini sevmekle.”

“Hangi ümide sarılsam elimde kalıyor, neyi seversem ölüyor. İşte üç sene evvel bir sonbahar akşamıyla beraber ölen genç kızlık rüyalarım, kendi küçüklerim, sonra Munise, onun arkasından belki kalbimin öksüzlüğünü avuturlar diye ümit ettiğim talebelerim. Yavrularını tehlikede gören bir ana kuş hırçınlığıyla üstlerine titrediğim bu şeyler, sonbahar yaprakları gibi birer birer sararıyor, dökülüyor. Daha yirmi üç yaşıma girmedim; yüzümden, vücudumdan çocukluğun izleri silinmedi; halbuki gönlüm, baştan başa bütün sevdiklerimin ölüleriyle dolu.”

“Ekmeği bölüşür gibi bölüşeceğiz kalbimizi, kederimizi, sevincimizi, umudumuzu… Dememiş miydin?”

“Gitseydin dünya ahiret acım olurdun. Kapanmayan yaram, bitmeyen hikayem olurdun. İyi ki gitmedin.”

8 Mart Kadınlar Günü Nedir, Neden Kutlanır?

Dünya Kadınlar Günü daha doğrusu Dünya Emekçi Kadınlar Günü her yıl 8 Martta bütün ülkeler tarafından coşkuyla kutlanıyor. Bütün dünyanın hem fikir olarak aynı günde kadınlar günü olarak ilan ettikleri 8 Martın neden kutlandığına dair bir fikriniz var mı?

Bu yazımızda Kadınlar gününün ortaya çıkış nedenini ve tarihini irdeleyerek, tarihçesinin anlam ve önemini bir kez daha pekiştireceğiz.

İlk soru olarak; Dünya Kadınlar Günü hangi tarihte ortaya çıktı?

Takvim 1857’yi gösterdiğinde ABD’nin New York kentinde faaliyetini sürdüren bir dokuma fabrikasında yaşanan trajik olay 8 Martın Kadınlar Günü olarak kutlanmasına neden olmuştur.

Bahsi geçen dokuma fabrikası Triangle, ağır çalışma koşulları ile kadın işlerin emeğini sömürerek üretim hayatına devam etmektedir. İnsan haklarına aykırı ağır çalışma koşulları yüzünden büyük sıkıntı çeken 40,000 bin işçi, tek bir yürek olarak greve başlar.

Daha iyi şartlarda, on saatlik iş günü ve hak ettikleri ücretleri talep eden binlerce işçi fabrikanın önünde birleşerek greve girer. Greve polisin karışması ve çıkan arbede de işçilerin fabrikaya kitlenmesi dünya tarafından duyulan bir trajediye konuk olacaktır.

Fabrika da şüpheli nedenleri bir türlü ortaya çıkmayan yangın başladığında, içeriye kilitlenen işçiler barikatlar yüzünden dışarıya çıkamayarak canice hayatları kaybetti. İçinde çocuklarında bulunduğu çoğunluğu kadın 129 kişi hayatını kaybederken tarih 8 Mart 1857’yi gösteriyordu. 129 kişinin can vermesi sonucunda düzenlenen cenaze törenine 10.000 kişi katılırken, dünya bu trajediyi unutmadı.

8 Mart Kadınlar Günü Ne Zaman Kutlanmaya Başlandı?

1857 yılındaki trajik acı olaydan tam 53 yıl sonra 1910 da Danimarka’da düzenlenen 2. Sosyalist Enternasyonal toplantısında Almanya Sosyal Demokrat partisi önderliğinde ki Clara Zetkin’in önerisi ile 8 Mart Kadınlar günü olarak kutlanma önerisi kabul edilmiştir.

Kadının toplumsal statüdeki yerinin iyileştirilmesi, bilinçlendirilmesi, emeğinin mücadelesinin desteklenmesi amacını güden Emekçi Kadınlar günü, 1975 yılından itibaren Birleşik Milletler tarafından kutlanmaya başladı.

Dünya Kadınlar Günü Türkiye’de Ne Zaman Kutlanmaya Başladı?

Kadın haklarının koruma altına alınması, kadınlara eşit hak tanınması ve kadınların gelişimi teşvik etmek amacıyla bir çok kadının mücadelesini yansıtan 8 Mart Kadınlar günü Türkiye’de ilk kez 1921 yılında kutlandı.

1984 yılından itibaren ise bir çok kadın örgütü tarafından genel bir kitleye oluşarak Emekçi Kadınlar Günü olarak günümüzde her yıl düzenli olarak 8 Martta kutlanmaya devam edilmektedir…

Kurumuş Papatya

Bu sabah bir demet kurumuş papatya bıraktım sokağın köşesine.
Geceden bir kaç damla göz yaşı akıttım üzerlerine, canlanır sandım yaprakları.
Kupkuruydu, çoktan ölmüştü.


Anılar taze olmasına rağmen, buketi alan da, veren kişide kırgındı. 
Sıfat ile özlemin yanlış tamlamasından ileri gelen bir hataydı. 
Ömür vakti kısaydı, bir rüya kadar uzun sürdü.

Sonsuza dek sürmeyeceğini bilmeme rağmen, isteyerek kandım kokusuna. Beyaz taç yaprakları o kadar narindi ki, burnumun direğinizi sızlatacak kadar ayrılık kokuyordu. İçi rutubet almış ruhuma iyi geleceğini sanarak sevmiştim. Çaresizlikti, çoktan düşmüştüm.

Yemyeşil tarlalardan baharı getiren bir buket papatya kadar temiz değildim. Gonca yüklü dallarım yoktu, buketi verende alanda yanlıştı. Hoş bir hayale ortak olmuştuk kısa süreliğine. Öncesi yoktu, sonrası yoktu …

Semra Şenol