Biliyorum Bu Yara Hiç Kapanmayacak – Cezmi Ersöz

1959 İstanbul doğumlu Türk yazarı ve şairi Cezmi Ersöz, İstanbul Siyasi Bilimler Fakültesinden Kamu Yönetimi bölümü mezunudur.  İlk defa edebiyat dünyasına şiirleri ve yaptığı eleştirilerle dahil olan Cezmi Ersöz, reklam yazarlığı ve gazetecilik de yapmıştır.

Eserlerinde günlük zorundalıkları ve hayatı sorgulayan Ersöz mekankoli ve karamsarlığın baskın olduğu bir üsluba sahiptir. Leman ve Deli dergisinde yazdığı öykü ve şiirleriyle tanınmıştır, ayrıca bir roman tarzında verdiği eserlerde bulunmaktadır…

Telefonlarıma cevap vermeyeceksin…Cevap versen bile, öyle yorgun öyle
isteksiz çıkacak ki sesin, bir küfür gibi…

Sevmeyeceksin beni…Biliyorum bu şehri bana dar edeceksin…
Çünkü anladın; sevgimden tanıdın beni.O yanık, o hasta bakışımdan…Uçuruma
atlar gibi sevdalanışımdan…
Sevmek deyince, hemen ardından, ölüm, dememden anladın…
Anladın ve kardeşini bir kabustan uyandırır gibi çırılçıplak gerçeğe
uyandırdın beni; uyandırdın ve kaçtın…
Çünkü sen de benim gibiydin; sen de benim gibi seni sevmeyeni sevdin hep.Sana
acı çektireni…Seni aramayanı, telefonlarına çıkmayanı, çıkınca seninle bir küfür
gibi konuşanı sevdin…Sen de benim gibi seni incitip üzeni sevdin hep.
Bakışından hissettim bunu, kokundan, dokunuşundan…
Beni sevmeyecektin biliyorum ama…Ama, öyle susamıştımki kendim gibi birini
sevmeye…Öylesine muhtaçtımki gercekten incitilmeye, gercekten acı
çekmeye, kendim gibi birini özlemeye öylesine muhtaçtım ki, seni tanır tanımaz
çözüldüm…
Sana da olmuştur…Öylesine susamışsındır ki sevilmeye, kendin gibi birini
bulunca tutamaz kendini, herşeyi, belkide söylenmiycek her şeyi o an, garip bir
telaşla söylersin…
Hatta söylerken anlarsın, söylememen gereken şeyleri söylediğini
hissedersin, battığını, giderek çıkmaza girdiğini…Ama yine de engelleyemezsin
kendini tutamazsın.
Aleyhinde olabilecek herşeyi söylersin…Üstelik bunu anladıkca daha da
batırmak istersin kendini…Biraz daha zor duruma düşürmek…
Daha da kaybetmek, daha da dibe batmak istersin…Sanki bile isteye kendi
mutlulugunu kendi elinle bozmak istersin…Kendinden gizli bir öç alır gibi.
Sanki hiç mutlu olmak istemiyormuş gibi…Sanki hiç sevilmek istemiyormuş
gibi…
Bir tür gurur muydu bu?
Birgün nasılsa ve hiç olmadık bir anda alınıp kopartılmadan, kendi
ellerimizle onu yok etmek, bizim gibilerin mutluluğuna tahammül edemeyen bu
hayatta, bu hayatın zorba kurallarına bir tür başkaldırmak mıydı?
Bir şizofren çocuk tanımıştım bir gün.Tam karşımda
oturuyordu.gencecik, yakışıklı bir çocuktu.Şizofren olduğunu
biliyordu.Biliyordu iyileşemiyeceğini…İki de bir, önce kolunu uzatıp, sonra
avucunu açıyor; Mutluluk avuçlarımdaydı, yakalamıştım ama kaçtı
diyor, kaçtı, derken avuçlarını boşluğa kapatıyordu…
Hiç unutmuyorum, bu hareketi defalarca yapmıştı…
Yine hiç unutmuyorum; burjuvalara özenen bir ailede büyüdüm ben.Görgü kitabı
masanın üstünde dururdu hep.
Annem o kitabı defalarca ezberletirdi bize.Yemeğe nasıl oturulacak..çorba
nasıl içilir? Kaşık nerede, çatal nerede durmalı…Balık nasıl yenir? Peçete nasıl
katlanır…Sinemada nasıl oturulur…
Ben de eskiden senin gibi saftım.İnanırdım bu dünyada bile şölenler
olacağına…Bu dünyada anne, baba, kardeşler, bir sofrada lekesiz bir mutluluk
yaşayabilirler diye inanırdım…O kasvetli görgü kuralları kitabına rağmen
inanırdım…
Önce dilediğim gibi başlardı herşey.Herkes bir arada, sonsuz mutlu gibi…Sonra
birden hiç beklenmedik bişey olur, biri ağlayarak odaya kaçardı…İçerden, arka
odadan, ağlamaklı, sonsuz küskün sesler gelirdi; bıktım artık, bıktım, usandım
hepinizden, gideceğim buralardan, yetti artık! …
Ben de senin gibi saftım o zamanlar…Gidilecek neresi var dı ki derdim…İşte
hep birlikteyiz…Alemi var mı bu mutluluğu bozmanın? …
Sonraları çok sonraları anladım.Meğer biz, bizim aile, herkes, tesadüfen bir
araya gelmişiz tesadüften de öte…Biz…bizim aile, herkes, aslında hiç
istemeden, nedeni bilinmeyen bir zorunluluk sonucu bir araya gelmişiz…
Aslında biz bir araya gelmemek için yaratılmışız.
Hayatın en büyük yanlışıymış bizim bir arada olmamız! …
Evet cok geç anladım…
Bıraktım lekesiz mutlulukları; ben kavgasız, üzüntüsüz bir pazar sofrası
özlerken, aslında herkes…annem, babam, kardeşim o evden uzaklara, hiç dönmemek
üzere çok uzaklara gitmek istiyormuş…
Dünyanın en mutsuz otogarı…Dünyanın en imkansız istasyonuydu bizim
evimiz…Yıllarca uzaklara, cok uzaklara gitmek isteyip, bir türlü gidemeyenlerin
sonsuz bekleme durağıydı bizim evimiz…
İşte bu yüzden sevmek benim için bir tutsaklıktı, tuzaktı böylesi sevip
bağlanmak.Uzaklara cok uzaklara gitmek isteyenleri engellemekti.
Sevgi yüzünden bizim ailedeki hiç kimse istediği yere
gidemiyordu…Birbirimize duyduğumuz sevgi, aynı zamanda bizi birbirimize düşman
ediyordu…
Hem biz, bizim aile…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak yağmurlar
gibiydik…
Bu yüzden hep hırçın, hüzünlü, kırgındık…
Bu yüzdendi, her şeyi, çok iyi gidiyor sanırken, içimizde yükselmesine bir türlü
engel olamadığımız o felaket duygusu…
Anlamıştım senin ailen de böyleydi…
Üstelik öyle severlerdi ki sizi, birgün hiç olmadık bir anda, aslında
istenmeyen çocuklar olduğunuzu söylerlerdi size! …
Sana ya da kardeşine…Tesadüfen dünyaya geldiğinizi…Beklenmedik bir misafir
olduğunuzu! …Aksi gibi, istikbaliniz için hiçbir şeyi esirgemediklerini
söyledikten sonra söylerlerdi böyle sıradan şeyleri! …
Sizin için…Senin için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadıklarını söyledikten
sonra…
Senin de ailen benimki gibiydi…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak
yağmurlar gibiydi…Bu yüzden sen de benim gibi böyle hırçın, hüzünlü, kırgınsın
her şeye…
Yıllar önce tanıdığım o şizofren çocuk gibi; tam mutluluğu yakalamışken
kaybetmiş gibisin hep…
Ben beni istediğim gibi sevmemiş olan annemin hayaletini arıyorum imkansız
kadınlarda…
Sen, seni istediğin gibi sevmemiş olan babanın hayaletini arıyorsun imkansız
erkeklerde…
Biliyorum ne ben o kadını bulacağım ne de sen o erkeği bulacaksın…
Ve ne acı ki, hep bizi sevmemiş olanları seveceğiz ikimizde…Ne acıki, hep bizi
incitip üzenlere bağlanacağız…Telefonlarımıza çıkmayanlara… Çıksa bile küfür
gibi konuşanlara sevdalanacağız…
Bizden bir çift güzel laf esirgeyenleri özleyecegiz…
Ölesiye, amansız seveceğiz onları…
Biliyorum, bu yüzden odan böyle…Güncelerin ortalık yerde…Kitapların
orada, burada…Anıların saçılmış ortalık yere…Her şeyin darmadağın…
Biliyorum bu yüzden düzenden, adı düzen olan her şeyden nefret ediyorsun…Sen
de benim gibi; toparlayıp da ne yapacağım, düzenli olunca ne olacak; sonunda bir
gün biri gelip her şeyi, biriktirdiğim, düzenlediğim, üzerine özenle titrediğim
her şeyi daha önce hep olduğu gibi hiç beklemediğim bir anda savurup, bozup
gitmeyecek mi, diye düşünüyorsun…
Biliyorum, sen benim için hiç bir zaman ulaşamayacağım annemin
hayaletisin…Ailemdeki insanlar gibisin çok duygusal çok güçlü, çok yaralı…
Onlar da senin gibi seninkiler gibiydi…Aklı başında, mazbut insan rolünü
oynamaktan ve ertelenmiş düşleri yüzünden yorgun düşmüş, yarı çılgınlardı…Hepsi
yanlış evde ve yanlış bir yerde yaşadıklarını söylerlerdi…Düşleri çok
garipti…En kısa yolculuk bile onları yorduğu halde; okyanusları aşmayı ve başka
kıtalara gitmeyi düşlerlerdi…
Yine aradım seni, yoksun…bulsam, benimle küfür gibi konuşacaksın…
Bir kere çözüldüm sana…Bir kere sana senin gibi olduğumu hissettirdim…
Oysa baştan beri biliyordum; sen.seni sevmeyenleri seversin.Tıpkı benim
gibi…
Ama öyle özledim ki benim gibi birini sevmeyi…Öyle özledimki kendim gibi
biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi…
Yine aradım seni yoksun…Beni de birileri arıyor…Beni de kendi gibi birini
sevmeyi özleyenler arıyor…Kendi gibi biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi
özleyen birileri arıyor.
Hiç cevap vermiyorum…BEN SENİ İSTİYORUM, SENİ ARIYORUM…
Kayıtsızlığınla beni yok ediyorsun, geride sen kalıyorsun.Ama seni de biri
yok ediyor…
Aslında bu oyunda herkes birbirini yok ediyor…
Ben birilerini, o birileri başkalarını.Sen beni…Seni bir başkası…
Hem çok iyi biliyorum; beni sevsen bile hiç kapanmayacak bu yaram…Seni biri
sevse de hiç kapanmayacak bu yaran…
Hiç kapanmayacak! …Avuçların hep boşluğa kapanacak.Tıpkı o şizofren genç
gibi…

Cezmi Ersöz

ABD’li genç kız tanımadığı insanlarla öpüşerek dünyayı geziyor!

Üniversiteden yeni mezun olan Kosova kökenli genç kız, sosyal medya da paylaştığı olay fotoğraflarla gündeme oturdu.  ABD’li genç kız fotoğraflarda dudak dudağa poz verdiği erkeklerin hiç birini tanımıyor.  Birbirinden farklı kişilerle öpüşerek poz veren genç kız sosyal medya da epey ses getirdi.

Kosoval asıllı Kristiana Kugi, üniversiteden mezun olmasının hemen ardından dünya turuna başladı.  Parist’ten Roma’ya, Barcelona, Londra, Los Angeles’a dünyanın en güzel şehirlerini gezdi. Gittiği şehirlerin sembolleri haline gelen yapıları önünde bir çok fotoğraf çektirdi.

Fotoğrafların sosyal medya da bu kadar ilgi çekmesinin tek nedeni ise bir çok kare de farklı erkeklerle öpüşmesiydi.

Eyfel kulesinin önünde öpüştüğü erkekle birlikte diğer fotoğraflarda öpüştüğü erkeklerin tek ortak noktası yabancı olmalarıydı.  Genç kızın fotoğrafları twitter’da retweetlendi ve yorum yağmuruna tutuldu.

Karacaoğlan Kimdir, Hayatı ve Kısa Biyografisi

Türk halk şiirinin önemli isimlerinden biri olan Karacaoğlan’ın 1606’da doğduğu 1679-1689  yılları arasında vefat ettiği düşünülmektedir. Gerçek adı kesin olarak bilinmemekle kendi şiirlerinde Halil ve Hasan olduğu geçer.  17. yüzyılda yaşayan Karacaoğlan, şiirlerinde kullandığı etkileyici dil ve duygu bütünlüğüyle halk şiirinde unutulmayacak bir yer edinmiştir.

Divan edebiyatının ağır üslubundan uzak durarak daha anlaşılır bir dille şiirler yazarak duygularını eserlerinde yer vermiştir.  Yapılan araştırma ve incelemelerde hayatıyla ilgili çok fazla bilgi sahibi olmadığımız şairlerden birisidir.  Göçebe bir hayat sürdüğü tahmin edilen Karacaoğlan’ın şiirleri incelendiğinde bir çok şehri gezdiği ve uzun yaşadığı anlaşılmaktadır.

Şiirlerinde duygularını açıkça ifade eden şairin eserlerinde en çok kullandığı tema doğa ve aşktır.  Yan tema olarak şiirlerine eşlik eden özlem, gurbet, ayrılık, sıla, ölümü mecazi ögeler kullanarak bütünselliğini ekler.

Şiirlerinde halkın deyiş, söyleyiş özellikleri bulunur.  Şiirlerinde Arapça ve Farsça kelimeler nadir görülmektedir daha çok yöresel sözcükler ve Güneydoğu Anadolu insanlarına özgü sözcükler kullanmıştır. Koşma, semailer, varsağı ve türkülerinde maniye yakın şiirlerdir.

Karacaoğlan Aşık edebiyatının önemli bir şairi olarak bir çok şaire örnek olmuştur.  Şiirlerinde hece ölçüsü kullanan gezgin bir şairdir.  Günümüze kadar ulaşan şiirlerinin çok türkü olarak söylenmeye devam eder.

Ağlama Hey Kömür Gözlüm

Ağlama hey kömür gözlüm ağlama
Ağlamanın gülmeleri yakındır
Br imdat olursa gani Hüda’mdan
Gözüm yaşın silmeleri yakındır

Avlatması çetin olur şahanın
Havalanıp gökyüzüne ağanın
Yüzü çifte benli dilber sevenin
Şen olup da gülmeleri yakındır

Siyah zülfün mah yüzünde tel gibi
Acap biz de güler miyik el gibi
Bir yeğit yar sevse o da gül gibi
Ayrılınca solmaları yakındır

Erisin dağların karı erisin
Seli aksın düz ovayı bürüsün
Ulus kalksın ak mayalar yürüsün
Gözle yarin gelmeleri yakındır

Karacaoğlan’ım gezer Konya’da
Dervişleri sema eder Türbe’de
Ne demin var ise sür bu dünyada
Felek bizi almaları yakındır

Bir kadın nasıl sevilir asla bilemeyeceksin!

Bir kadın nasıl sevilir asla bilemeyeceksin!

Geçsin artık tüm dertlerin.  Boğazına dayanan dirsekten kurtuluyorsun, haydi gülümse. Nasıl olsa hasretle beklediğin günün şafağındasın. Sağ yanından vuran gururunu çiğneyemediğin gibi korkak yüreğini tebrik et.  Kör olasıca fedakârlığıma daha fazla direnmeyeceğim.

Gece gerdanıma astığım sevgimi avutmaktan yorgun düştüğümden, gözlerime asılan yaşları helal etmem.  Münferit aldanışımı, mermi gibi alnıma vurduğuna göre çokta üzülmeyeceksin.  Sevinebilirsin.

Bir kadını tamda can evinden vurmayı başarabildin.  Yıkılmaz sandığı duvarları yerle yeksan edip, sarsılmaz güvenini havaya uçurdun. Omuzlarına takılan apoleti kim sen kadar hak edebilir? Göğsünü kabarta kabarta gez.  Bu şafak vaktinde muzaffer başarını kutla.

İçerler miyim sanıyorsun?

Yüzümdeki hüzün seni yanıltmasın, üzüntüm haysiyetimden gelir. Önünde ağlamayışımın sebebi de budur, yoksa yatağıma aldığın ihanetin başka tecellisi de olurdu. Şükret ki; ne kendimi ne de kadınlık gururumu ayaklar altında ezemeyecek kadar değerliyim.

Fakat sen bir insanın en düşük mertebesinde, yozlaşmış erdemlerinde yalpalaya yalpalaya yürüyeceksin.  Bir kadın nasıl sevilir asla bilemeyeceksin!

Aldatılan kadın değildir, erkeğin ruhunu satmasıdır bunu da çok sonra fark edeceksin. İşte ben o vakit üzüleceğim.  Bir zamanlar sevdiğim adamın ruhu ortalıkta pespaye şekilde dolaşırken, utancımdan yerin dibine gireceğim.

Bir kadını sevmeyi bilmeden ölme!

Ancak, ihanetin hep karşında dursun.  Elinin kiri yıkamayla çıkmasın ki o kadına dokunama.  Tek temennim bu, ağır mı senin için? Yoksa bu kadarıyla kahrolmayacak kadar düzleşti mi sırtın, onu da kadere bırakalım.  Yaşattığını yaşamadan ehli dünyayı terk edeme….

 

-Semra Şenol

 

 

Johannes Gutenberg Kimdir, Hayatı ve Kısa Biyografisi

Modern matbaanın kurucusu olarak sayılan Johannes Gutenberg 1398 yılında Almanya Mainz şehrinde dünyaya gelmiştir.  Varlıklı bir ailenin çocuğu olan Gutenberg’in tam adı Johannes Gensfleisch zur Laden’dır. Değerli taşlar ve metal üzerine çalışmalar yapan Gutenberg gençlik yıllarında Fransa’ya taşınarak burada kuyumculuk yapmıştır.

Daha sonrasında matbaaya ilgi duymasıyla matbaa makinelerini araştırmış üstünde çalışmalar yaparak geliştirmeye çalışmıştır. 1437 yılında başladığı matbaa geliştirme çalışmalarının sonucunda 1438 yılında Tipo Baskı Yöntemini Avrupa’ya taşıyarak modern matbaanın yayılmasını sağlamıştır.

Çin ve Kore de uygulanan Tipo Baskı Yöntemini Avrupa yayan Gutenberg, iletişim tarihinin en önemli isimlerinden biri olmuştur.  Johann Fust ile kurduğu ortaklıkla 1455 yılında Latince ilk kitap basımını gerçekleştirmiştir.  Yaşadığı maddi sıkıntılar nedeniyle Fust ile olan ortaklığı sonlanan Gutenberg çalışmalarına devam etmiştir.  Mainz Başpiskoposu II. Adolf von Nassau yardımıyla 1465 yılında yeni bir baskı makinası kurmayı başardı.  Kurduğu basım makinası sayesinde Avrupa da matbaa giderek yaygınlaştı.

Baskı yönteminin kullanılmasıyla Özgür düşüncenin yayılmasına hız kazandıran Johannes Gutenberg 70 yaşında hayatını yitirmiştir. Buluşu ve çalışmaları neticesinde ölümünün ardından 1901 yılında adına bir müze inşa edilmiştir.

Engizisyon Mahkemeleri Nedir, Neden Ortaya Çıkmıştır?

Engizisyon kelimesinin Türkçe karşılığı soruşturmadır.  Orta çağ Bati ülkelerinde kurulan Engizisyon mahkemeleri Katolik kilisesi tarafından kurulmuştur.  Katolik ve Protestanlık mezhebine sahip Hristiyanlık, bu iki mezhep arasında çatışmanın çıkmasına neden olmaktadır.  Katolik mezhebi, Protestanlık mezhebine kıyasla daha katı ve sert kurallara tabidir.

Avrupalılar için bir kara leke olan Engizisyon mahkemeleri ilk defa 1231 yılında Papa IX.Gregorius tarafından kuruldu. Mahkemenin kurulmasının amacı Hristiyanlık ilkelerine karşı gelenlerin cezalandırılması, Katolik mezhebine karşı gelenleri ise sapkın olarak suçlamaktı.  Çünkü dine isyan etmek devlete isyan etmekle eş değer görülüyordu.

İspanya’da 1483 yılında yeni bir engizisyon mahkemesi kurularak Yahudiler, Müslümanlar, Ortodokslar dinleri yüzünden suçlanarak vahşice idam edildi.  Hristiyan dinine mensupmuş gibi davranan Yahudileri ihbar yoluyla bularak cezalandıran mahkeme, o dönemde totaliter bir yapıya sahipti.

Mahkeme tarafından halka Katolik mezhebine sahip olmayanları ihbar etmeleri şu sözlerle salık verilmişti.

“Eğer Musa’nın şeriatına göre Şabat tutan herhangi bir kimseyi tanıdınız veya duyduysanız; Cumartesi günleri Yahudilere mahsus şekilde temiz kıyafetler giyinip Yahudi bayram günlerinde masalarına temiz örtüler, yataklarına temiz çarşaflar seren, Cuma akşamından itibaren ışıklarını söndüren, yiyecekleri eti suda iyice temizleyip kanını akıtan ya da yedikleri sığır veya kuşun boğazını keserek öldüren; bu esnada bazı sözler söyleyerek kanı toprakla örten, et yenilmesi yasaklanan Paskalya perhizinde veya başka kutsal günlerde et yiyen, ölüm döşeğinde duvara doğru dönen ve öldüğünde kişiyi yıkayıp vücudundaki tüm kılları kesen birilerini tanıyorsanız mutlaka ihbar edin.”

Engizisyon mahkemelerinde avukat bulunmuyordu, sorgulayıcı kurul, noter ve yetkisi yüksek yargıçlar mahkemeleri yürütüyordu.  Engizisyon mahkemelerinde sorgulanan kişilere suçları itiraf edilene kadar vahşice işkence ediliyor, zulüm had safhalara ulaşıyordu.  Diri diri yakmaktan, yırtıcı hayvanların önüne atmaktan, Böğüren Boğa metoduyla metal bir boğanın içine atılıp alttan ateş yakarak acıyı en yükseğe çıkarmaya kadar çeşitli işkenceler bulunuyordu.

İşkenceden sağ kurtulanlar halkın gözü önünde infaz edilerek, halkın mahkemeden korkması sağlanıyordu.  Müebbet cezası alanların ise mallarına el koyularak ailesi ve yakınları yoksulluğa terdi ediliyordu.

Avrupa’nın kara lekesi olarak tasvir edilen Engizisyon mahkemeleri bir çok katliam düzenleyerek, canice Katolik olmayanları cezalandırmıştır.  Orta çağdaki Avrupa’nın kara günlerini temsil eden Engizisyon mahkemeleri matbaanın yaygınlaşması, halkın din konusunda bilinçlenmesiyle mahkeme ve Papa’ya olan bağlılık sorgulanmaya başlanmıştır.

Mahkemelerin kaldırılması ise 1807 yılından başlayarak 1820 yılına kadar sürmüştür.  Kapatılan en son engizisyon mahkemesi Portekiz’dedir.

Çinli Doktor Yuan Herong fiziğiyle görenleri şaşırtıyor!

30 yaşındaki Yuan Herong Çin’de yaşayan bir doktor.  Ancak sosyal medyada bir anda ünlü olmasını sağlayan şey mesleği değil fiziği.  Kaslı vücuduyla dikkatleri üstüne çeken Yuan Herong, ikonik Street Fighter karakteri Chun-Li’ye benzetiliyor.

2 yıl önce güçlü görünmek için spora başlayan ve zaman içinde kadın herküle benzeyen doktorun görüntüsü görenleri şoka uğratıyor.  Haftafa 5 gün spor yapan Street Fighter, iki yıl önceki hedefine ulaşarak güçlü bir bedene ve fiziğe kavuşmuş durumda.

Çin’e özgü savunma sporlarını da yapan doktor, sosyal medya da kaslı fotoğraflarını paylaşarak binlerce beğeni toplamaya devam ediyor.

Shandong eyaletinde yaşayan Herong, tıp eğitimini tamamlamasının ardından spora başlayarak, ilk olarak pilates yapmaya başladığını ancak kas gelişimine bir katkı sağlamadığını ifade ediyor.  Daha sonrasında spor eğitmeniyle vücut geliştirmeye başlayan Herong, boş vakitlerini spor salonlarında geçirmeye başladı.

 

 

Çin’de düzenlenen vücut geliştirme yarışmasında 2. olarak seçilen doktor, tıp alanında da kendini geliştirmeye devam ediyor…

Harezmi Kimdir, Hayatı ve Kısa Biyografisi

Abbasi döneminde yaşamış dünyanın ilk matematikçilerinden olan Harezmi, büyük İslam bilginlerinden biridir.  Özbekistan’ın Harezm şehrinde 780 yılında dünyaya gelmiştir.  Çocukluk dönemi hakkında fazla bilgiye sahip olmadığımız Harezmi’nin Bağdat’da eğitim aldığı bilinmektedir.  Asıl adı Ebu Ca’fer Muhammed Bin Musa El-Harizmi’dir.

Bağdat’da eğitim gördüğü yıllar boyunca matematik, astronomi ve coğrafya üzerine çalışmalar yapmıştır.  Abbasi devleti tarafından desteklenen Harezmi, dönemin en seçkin alimlerinin bulunduğu Beyt’ül- Hikme’de yer almıştır.  Matematik dahil olmak üzere bir çok bilim dalıyla ilgilenmiştir.  Matematik alanında bulduğu kavramlar ve getirdiği açıklamalarla ismini duyurmuş bir bilgindir.

İnsanlık tarihinde ilk defa cebir ve algoritmayı keşfeden matematikçi El Harezmi’dir.  Abbasi halifesi Mem’un  Harezmi’nin bilimsel çalışmalarını destekleyerek ona Bağdat Saray Kütüphanesinin sorumluluğunu vererek, önemli çalışmalarını gerçekleştirmesi için önünü açtı.

Harezmi’nin Matematiğe katkıları ve çalışmaları

Harezmi’nin matematiğe katkıları içerisinde en büyük keşfi, 0 rakamını açıklaması ve ondalık sayı sistemini geliştirmesidir.  Algoritma kavramlarını oluşturan Harezmi, Hint numara sistemini tanıtarak kesirler ve işlemler gibi bir çok aritmetik methot geliştirmiştir.

Birinci ve ikinci denklemler üzerinde çalışma yaparak çözümlemelerini yazdığı Hesab-ül Cebir vel-Mukabele eserinde açıklamıştır. Tarihte denklemler hakkında yazılan ilk kitap olarak kabul görülürken, Harezmi’ye bu eser sayesinde cebirin babası lakabı takılmıştır.

0 bir sayı olarak kabul eden Harezmi, birinci denklemlerde X kavramını kullanan ilk matematikçidir.  Harezmi’nin Algoritmi de numero  eseri tüm matematikçiler tarafından kabul görmüş 12. yüzyıldan itibaren başka dillere çevrilerek ders kitabı olarak öğrencilere verilmiştir.

Harezmi’nin Astronomi ve Coğrafya bilimine katkıları ve çalışmaları

Daha çok matematik alanına yönelen Harezmi’nin çok az sayıda olsa da astronomi ve coğrafya alanında çalışmalar yapmıştı.  Batlamyus’un çalışmalarını örnek alarak, çizdiği dünya haritasının üzerindeki hataları düzeltmiştir.  Güneş saatleri ve saatler hakkında kitaplar yazmasının yanı sıra 830 yılında 70 bilim insanıyla birlikte dünya haritası çizmeyi başarmıştır.  Nil nehrinin başlangıç boylamını ve kaynağını bularak belirlemiştir.

Yıldızlar ve gezegenlerin hareketlerini inceleyerek, güneş ve ay tutulması hakkında elde ettiği bilgilerle tablo ve çizelgeler oluşturmuştur.

Harezmi Eserleri

  • Kitab-ul Ruhname
  • Kitab-ül  Tarih
  • Hesab-ül Cebir vel-Mukabele
  • Algoritmi de numero

Çocuklar Gibi – Sabahattin Ali

Türk edebiyatımızın güçlü kalemlerinden biri olan Sabahattin Ali, daha çok romanları ve öyküleriyle tanınmıştır.  Usta yazarlığının yanı sıra usta bir şair olan Sabahattin Ali’nin,Çocuklar gibi şiiri daha sonrasında şarkı yapılmıştır.  Sezen Aksu tarafından seslendirilen şarkının sözleri Sabahattin Ali’nin aynı isimli şiirine aittir.

Sabahattin Ali’nin önde gelen eserleri; Kuyucaklı Yusuf, Kürk Mantolu Madonna, İçimizdeki Şeytan, Sırça Köşk’tür.

Bende hiç tükenmez bir hayat vardı

Kırlara yayılan ilkbahar gibi

Kalbim hiç durmadan hızla çarpardı

Göğsümün içinde ateş var gibi

Bazı nur içinde, bazı sisteyim

Bazı beni seven bir göğüsteyim

Kah el üstündeydim, kah hapisteydim

Her yere sokulan bir rüzgar gibi

Aşkım iki günlük iptilalardı

Hayatım tükenmez maceralardı

İçimde binlerce istekler vardı

Bir şair, yahut bir hükümdar gibi

Hissedince sana vurulduğumu

Anladım ne kadar yorulduğumu

Sakinleştiğimi, durulduğumu

Denize dökülen bir pınar gibi

Şimdi şiir bence senin yüzündür

Şimdi benim tahtım senin dizindir

Sevgilim, saadet ikimizindir

Göklerden gelen bir yadigar gibi

Sözün şiirlerin mükemmelidir

Senden başkasını seven delidir

Yüzün çiçeklerin en güzelidir

Gözlerin bilinmez bir diyar gibi

Başını göğsüme sakla sevgilim

Güzel saçlarında dolaşsın elim

Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim

Sevişen yaramaz çocuklar gibi

Fuzûlî Kimdir, Hayatı Ve Eserleri

Asıl adı Mehmet bin Süleyman olan Fuzûlî, Türk Divan edebiyatının önemli şahsiyetlerinden biridir.  Türk edebiyatının bu günkü halini almasında büyük rol oynayan Fuzûlî,Türk şiir yapısını ve geleneğini belirleyen kişilerden biridir.

Fuzûlî 1483 yılında Irak’da, Hilla’da ve Kerbela da doğduğu düşünülse de kesin bir bilgiye sahip değiliz. Şairin kullandığı mahlasın iki manası bulunmaktadır, ilki “kendini ilgilendirmeyen işlere karışıp lüzumsuz sözler söyleyen kimse” diğeri ise “yüce, erdemli, üstün” anlamlarına gelmektedir.

Fuzûl’ı mahlasını nasıl seçtiğini divanının ön sözünde; Şiire başlarken günlerce bir mahlas almak yolunda düşündüm. Seçtiğim mahlasa bir müddet sonra bir ortak çıktığı için bir başka mahlas alıyordum. Nihayet benden önce gelen şairlerin ibareleri değil mahlasları kapıştıklarını anladım. Karışıklığı ortadan kaldırmak üzere Fuzûlî mahlasını seçtim. Bu adı kimsenin sevmeyeceğini ve bu sebeple almayacağını tahmin ettiğim için adaşlık endişesinden kurtuldum. Ayrıca ben, Allah’ın inayetiyle bütün ilim ve fenleri nefsinde toplamış bir insan olarak geçiniyordum. Mahlasım bu amacı da içine alır.”

Bilgi ve ilim sahibi olan Fuzûlî’nin ilk eğitimini müftü olan babası verirken, Rahmetullah adındaki bir öğretmenden de ders almıştır.  Eserlerinde dini yönünü çok fazla ortaya koymayan şair, daha çok felsefe ve astronomi hakkında bilgilerini ve düşüncelerini ortaya koymuştur.

Divan şairleri gibi ağdalı ve süslü bir dil yerine daha çok sade ve yalın bir dil tercih eden Fuzûlî, halk deyimlerini kullanarak halktan biri olduğunu göstermiştir. Fuzûlî Arapça, Farsça ve Azerice divan şiirleri yazmıştır.  Şiirlerinde bedensel zevklerden ziyade tasavvufi aşk, Ehl-i Beyt’e özlem ve ayrılık acısını tema olarak kullanmıştır.

Kendisinden sonra gelen bir çok ünlü şairi etkileyen Fuzûlî’nin Kerbela’da 1556 yılında yakalandığı yaygın bir hastalıktan öldüğü tahmin edilmektedir.

Fuzûlî’nin Eserleri

Türkçe Manzum Eserleri

  • Divan
  • Beng-ü Bade
  • Leyla ile Mecnun
  • Risale-i Muammeyat
  • Kırk Hadis
  • Su Kasidesi
  • Ali Divanı
  • Şikâyetnâme

Türkçe Mensur Eserleri

  • Hadikatü’s – Süeda
  • Mektubat

Farsça Manzum Eserleri

  • Divan
  • Enis’ül – Kalb
  • Heft Cam
  • Resale-e Muammeyat
  • Sehhat o Mar’uz

Farsça Mensur Eserleri

  • Rind ü Zahid
  • Risale-i Muamma

Arapça Eserleri

  • Divan
  • Matlau’l-İtikad