Kelime Kökeni: Arapça-sıfat
– Sayısız, hesapsız, hesaba gelmez, pek çok, bir hayli
Cümle içinde kullanımı: “Bir bahar akşamında maziye dalarak lâ-yuhsâ anıların pençesinde güneşin doğmasını bekliyorum. “
Kelime Kökeni: Arapça-sıfat
– Sayısız, hesapsız, hesaba gelmez, pek çok, bir hayli
Cümle içinde kullanımı: “Bir bahar akşamında maziye dalarak lâ-yuhsâ anıların pençesinde güneşin doğmasını bekliyorum. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Uygunsuz, yersiz, kanunsuz, kötü davranışları olan
Cümle içinde kullanımı: ” Lâ-yuhal tavırları yüzünden bir gün kodese kapatılacak diye korkuyorum. “
Kelime Kökeni: Arapça-lâ-yu’ad
– Sayısız, hesapsız, pek çok, hesaba gelmez, sayılamayacak kadar çok
Cümle içinde kullanımı: “Vali beyimiz lâyuad velâ yuhsâ yetimi doyurmuş eğitimleri için bilhassa ilgilenmiştir. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Sayılamaz, saymakla bitmez, sayısız, sayısı belli olmayan, adedi belli olmayan, pek çok
Cümle içinde kullanımı: “Kovanların içerisinde uğuldayan arılar lâyuad olmakla birlikte kilolarca bal üretiyorlar. “
Kelime Kökeni: Arapça-liyâkât
– Yakışan, yaraşan, yakışır, münasip, uygun düşen, uygun, muvafık
– Hareketleri, davranışları, nitelikleriyle bir şeyi elde etmeye hak kazanmış kişi
– Kendisine denk olanı yakışanı bulma
Cümle içinde kullanımı: “Acele etme kızım elbet sende kendine lâyık olan bir adamı bulacak onu çok seveceksin. “
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Millet meclisine yasalaşmak üzere sunulan kanun tasarısı
– Tasdik edilmemiş yasa tasarısı
Cümle içinde kullanımı: ” TBMM kurulduğunda lâyıha-i kânûniyye hazırlanarak meclise sunularak ilk yasa tasarısı hazırlanmıştır. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Parlak, aydınlık, ışıldayan
– Meydanda, ortada, aşikar, apaçık
– Akla gelen, düşünülen, hatıra gelen, hatırlanan
Cümle içinde kullanımı: ” Karımı toprağa verdim lakin ondan kalanlar her zaman lâyıh bir anı gibi içimi ısıtmaya devam ediyor. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Şarap düşkünü, şarap tutkunu, tortu içen
Cümle içinde kullanımı: ” Efsaneye göre lây-hâr külhanbeylerinin piri olarak anılmıştır. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Yol olmayan, sonu olmayana özgü, ebediliğe ilişkin
Cümle içinde kullanımı:” Vahdaniyet ile lâ-yezâlî insanın doğasının ötesinde kavramlardır. “
Kelime Köken: Arapça
– Sonsuz, sonu olmayan, zevalsiz, zeval bulmaz, yok olmaz, bitimsiz, namütenahi
Cümle içinde kullanımı: “Lâ-yezâl göklerde uçan duaların kabulü Tanrıdadır. “