Kelime Kökeni: Ad
– Sadrazam, vezir-i azam
– Padişahın lalası
– Atabey
Cümle içinde kullanımı: ” Osmanlı imparatorluğunda her padişahın ve şehzadenin mutlaka bir atabegi olurdu.”
Kelime Kökeni: Ad
– Sadrazam, vezir-i azam
– Padişahın lalası
– Atabey
Cümle içinde kullanımı: ” Osmanlı imparatorluğunda her padişahın ve şehzadenin mutlaka bir atabegi olurdu.”
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Bahşiş veren
– Gönülleyen
– Mükafat veren kimse
Cümle içinde kullanımı: “Atâ-bahş veren her beyefendiye fazladan ihtimam gösterildiği aşikardır.”
Kelime Kökeni: Ad
– Baba, peder
– Şeyh, emir, âlim, hâkîm
– Bektaşi dedesi veya şeyhi
– Ada
– Emir, nebi
– Verme, veriş
– Bağışlama, ihsan, ihsan
– Sipahi için yılda iki defa hazineden verilen mal
– Muallim, hoca
Cümle içinde kullanımı: “Atalarımız biz gençlere yol göstermek, kendi hatalarından bizlerinde feyz almasını istedikleri için konuşur.”
Kelime Kökeni: Ad
– Binek, yük ve koşu amacıyla yetiştirilen evcil hayvan
Cümle içinde kullanımı: ” At çiftliğine hafta sonu ailecek gideceğiz istersen sende gelebilirsin.”
Kelime Kökeni: Ad
– Hamile kadın ekşi yiyecekleri canı çekme
– Aşermek durumu
Cümle içinde kullanımı:” Aş yererken kadın canının istediği yemezse çocukta doğum lekesi çıkar derler. “
Kelime Kökeni: Ad
– Aş erme, aşermek
Cümle içinde kullanımı: “Taze gelinin eksi erik aş yerikliği yüzünden bu gün tarlaya gidip toplayıp geleceğiz.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Gönlü perişan kimse
– Kalbi yaralı kimse
Cümle içinde kullanımı:” Beni böyle âşüfte-dil edene ahım yoktur, aşkın bedelidir.”
Kelime Kökeni: Farsça
– İffetsiz kadın, orospu
– Çılgınca aşık olan kimse
– Düşkün kadın
– Kokot, oynak, davranışları ağır olmayan kimse
Cümle içinde kullanımı: “Dışarıdan gelen bir âşüftenin mi söylediklerine inanacaksınız yoksa bana?”
Kelime Kökeni: Arapça
– Muharrem ayının onuncu günü pişirilen ve dağıtılan buğday tatlısı
– Aşure
– Kuruyemişlerden yapılan tatlı
Cümle içinde kullanımı:” Âşûre ayına girdik evin beti bereketi artsın diye yapıp dağıtalım konu komşuya.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Serseri, avare, aylak
– Yersiz yurtsuz, barınacak yeri olmayan
– Meçhul
Cümle içinde kullanımı: ” Âşûg gibi bir aşağı bir yukarı gezinmeyi bırakırsan kendine göre bir iş bulursun.”