Dünya’nın büyük bölümü artık uydular tarafından görüntülenebiliyor. Bu nedenle günümüzde, kıtalar veya büyük adalar gibi devasa kara parçalarının tamamen bilinmemesi neredeyse mümkün değil. Ancak bu, gezegenimizde keşfedilecek hiçbir yer kalmadığı anlamına gelmiyor. Dünyada hâlâ ayrıntılı olarak haritalanmamış ve tam anlamıyla keşfedilmemiş birçok bölge bulunuyor. Özellikle okyanusların derinlikleri, dünyanın en büyük bilinmeyenlerinden biri. Okyanus tabanının önemli bir kısmı yüksek çözünürlükte henüz ayrıntılı biçimde haritalanmış değil. Bu bölgelerde yeni deniz dağları, derin kanyonlar ve daha önce bilinmeyen jeolojik oluşumlar keşfedilebiliyor. Bir diğer gizemli bölge ise Antarktika’nın buz tabakasının altı. Kilometrelerce kalınlığa ulaşabilen buzların altında dağlar, vadiler ve büyük su sistemleri bulunuyor. Bilim insanları radar ve diğer teknolojiler sayesinde bu gizli coğrafyayı yavaş yavaş ortaya çıkarıyor. Bunun yanında Amazon ve Kongo gibi yoğun ormanların içlerinde insanların çok az ulaştığı bölgeler bulunuyor. Bu alanlar uydular tarafından görülebilse de içlerinde yaşayan canlıların tamamı ve ekosistemleri henüz tam olarak incelenmiş değil. Bilim insanları hâlâ yeni bitki, böcek, mantar ve hayvan türleri keşfediyor. Yeraltındaki mağara sistemleri de dünyanın bilinmeyen bölgeleri arasında. Bazı mağaraların kilometrelerce uzanan bölümleri henüz keşfedilmiş değil. Yerin altında bulunan bu yapılar, uydular tarafından doğrudan görülemediği için haritalandırılması oldukça zor. Dolayısıyla bugün dünyada “haritada hiç bulunmayan devasa bir kıta veya gizli bir ülke” olması neredeyse mümkün değil. Ancak okyanusların derinlikleri, buzulların altı, mağaralar ve ulaşılması zor doğal alanlar bize hâlâ keşfedilecek çok şey olduğunu gösteriyor. Belki de dünyanın en büyük gizemleri artık haritanın dışında değil, haritanın altında ve derinliklerinde saklı.