Kelime Kökeni: Farsça-ad
– Büyük cüzdan
– Evrak koymaya yarayan çanta
– Para ve kağıt taşımak için birden fazla gözü bulunan küçük çanta
Cümle içinde kullanımı: “Cilbend tutan eli birden hareketsiz kalırken, ağzı şaşkınlık içinde açıldı.
Kelime Kökeni: Farsça-ad
– Büyük cüzdan
– Evrak koymaya yarayan çanta
– Para ve kağıt taşımak için birden fazla gözü bulunan küçük çanta
Cümle içinde kullanımı: “Cilbend tutan eli birden hareketsiz kalırken, ağzı şaşkınlık içinde açıldı.
Kelime Kökeni: Ad
– Yular
– Hayvan geminin kayışı
– Hayvanın tasmasına bağlanan ip
Cümle içinde kullanımı: “Atın cilbesinden tutup yavaş yavaş tepeden iniyordu.”
Kelime Kökeni: Arapça-çoğul biçimi celâbîb
– Üst giysi
– Gömlek
– Yakalı giysi
– Ferace
– Çarşaf
– Cübbe
Cümle içinde kullanımı: “Üzeriindeki siyah cilbâb saçlarını ve yüzünün büyük bir bölümünü gizliyordu.”
Kelime Kökeni: Türkçe-cilav+Farsça-dâr
– Biniciler
– Süvariler
– Ata binen kimseler
– Atlılar
Cümle içinde kullanımı: “Orduların büyük bir kısmını oluşturan cilav-dârân atlı askerdi.”
Kelime Kökeni: Türkçe-cilav+Farsça-dâr
– Atın yularını tutan kimse
– Binici
– Süvari
– Ata binen kimse
– Atlı asker
– Atlı
Cümle içinde kullanımı: “Bize doğru koşturan cilav-dârın arkasındaki tayda onunla birlikte koşuyordu.”
Kelime Kökeni: Ad
– Atın başı
– Atın önü
– Atın yuları
– Atın dizginleri
Cümle içinde kullanımı: “Zorla koşup atın cilavını yakalarken neredeyse ezilecekti.”
Kelime Kökeni: Farsça-ad
– Çilingir
– Anahtarcı
– Anahtar yapan kimse
Cümle içinde kullanımı: “Cilânger çağırmadan bu kapıyı açmak imkansızdır zira kırılacak kadar naif değil.”
Kelime Kökeni: Arapça-cîl çoğul biçimi
– Irklar
– Halklar
– Cemaatler
Cümle içinde kullanımı: “Toplum ve cilân insanları yargılamaktan hoşlanır, yeri geldi mi öldürmeyi bile seçer.”
Kelime Kökeni: Arapça-cilâ+Farsça-dâr
– Cilalı
– Parlak
– Mücella
– Cilası olan
– Parlayan
– Işıldayan
Cümle içinde kullanımı: “Göz kamaştıran cilâ-dâr eşyaların satışları genellikle ağaçların türüne göre kıyaslanmaktadır.”
Kelime Kökeni: Arapça-cilâ+Farsça-dâde
– Cilalı
– Cila sürülmüş
– Parlatılmış
– Mücella
– Cilası olan
Cümle içinde kullanımı: “Kalpleri cilâ-dâde eden sevgi değil midir, bizleri yaşatan ve öldüren.”