Kelime Kökeni: Arapça-cilve+Farsça-gâh
– Görünen yer
– Cilve yeri
– Cilve-geh
Cümle içinde kullanımı: “Cilve-gâh olarak saklandıkları yeri nihayetinde bulduk, aşk yuvaları çatı katıymış.”
Kelime Kökeni: Arapça-cilve+Farsça-gâh
– Görünen yer
– Cilve yeri
– Cilve-geh
Cümle içinde kullanımı: “Cilve-gâh olarak saklandıkları yeri nihayetinde bulduk, aşk yuvaları çatı katıymış.”
– Nazlanmak
– Kırıtmak
– Dolaşmak
– Ortaya çıkmak
– Görünmek
– Eda etmek
– İsteksiz görünmek
Cümle içinde kullanımı: “Ey güzel bunca cilve etmek olur mu yâre, hiç mi acıman yoktur!”
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Tanrının görünmesi
– Tanrının tecellisi
– Allah’ın tecellisi
Cümle içinde kullanımı: “Cilve-i İlâhiyye söz konusu olduğunda tüm ağızlar mühürlenir.”
Kelime Kökeni: Arapça-ad
– Görünme
– Tecellî
– Eda
– Naz
– Arifin gönlünde parlayan ilahi nur
– Kırıtma
– Şımarıklık
– Münteşir olmak
Cümle içinde kullanımı: “Nazı öldürür cilvesiyle süründürür cinste bir kadındı.”
Kelime Kökeni: Arapça-ad
– Depo
– Havuz
– Derbeder
– Sefil
– Kavanoz
– Küp
– Boş küp
– Ardiye
Cümle içinde kullanımı: “Tohumları barındırdıkları cilf yangın sonrası kullanılamayacak hale gelmiş.”
Kelime Kökeni: Arapça-zarf
– Soy olarak
– Irk olarak
– Sülale olarak
Cümle içinde kullanımı: “Cîlen kötülük bulaşıcı bir şey değildir lakin sevgisizlik nesiler boyu aktarılır.”
Kelime Kökeni: Arapça-sıfat
– Dermatolojisi
– Cilt hastalıkları bölümü
– Deri hastalıkları
– Cildiye
Cümle içinde kullanımı: “Cildiyye doktorunun söylediğine göre sinir harbi yaşadığından bu hastalık nüksediyormuş.”
Kelime Kökeni: Arapça-sıfat
– Ciltle ilgili
– Deri ile ilgili
– Tenle ilgili
Cümle içinde kullanımı: “Cildî problemleriyle boğuştuğunu daha önce duymuştuk lakin bu denli ciddiyet taşıdığını bilemedik.”
Kelime Kökeni: Arapça-cild+Farsça-ger
– Ciltçi
– Cilt yapan usta
– Deri yapan usta
– Derici
– Mücellit
Cümle içinde kullanımı: “Hayatını cild-ger olarak tüketmiş biri olarak söylüyorum ki beden boş bir kabuktur ve diğer canlılar bundan yararlanır sadece ruh kişiye özeldir.
Kelime Kökeni: Arapça-çoğul biçimi cülûd, eclâd
– Kitap kabı
– Deri
– Meşin
– Kitabın dikilip kap geçirilmesi
– Deriden yapılmış
– İşlenmiş koyun derisi
Cümle içinde kullanımı: “Kitabın eski püskü cildi neredeyse paramparça olacak vaziyetteydi.”