Kelime Kökeni: Arapça
– Allah’ın adlarından birisi
– Çok yüksek, çok yüce
– Namdar, meşhur, soylu, necip
Cümle içinde kullanımı: ” Esmâ-i Hüsna dan Aliyy adını seçip hattata yazdırmış, dükkanın baş köşesine asmış.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Allah’ın adlarından birisi
– Çok yüksek, çok yüce
– Namdar, meşhur, soylu, necip
Cümle içinde kullanımı: ” Esmâ-i Hüsna dan Aliyy adını seçip hattata yazdırmış, dükkanın baş köşesine asmış.”
Kelime Kökeni: Arapça-âli+Farsça-tebâr
– Soylu, şerefli, nesip
– Sülalesi temiz
– Yüce soylu
Cümle içinde kullanımı: ” Halkı galeyana getiren Sarıklı lakaplı soysuz sözde Âli-tebâr sülalesinden geliyorum diye kandırıyor insanları.”
Kelime Kökeni: Arapça-âlim+Farsça-şân
– Şanlı, namlı, şöhretli
– Oldukça meşhur bir lale türü
– Değerli, şerefli
Cümle içinde kullanımı: ” Türkün Âli-şanı ay yıldızı içinde barındıran kan kırmızısı bayrağıdır, o bizim onurumuz saygımızdır.”
Kelime Kökeni: Arapça-âlim+Farsça-ane
– Bilim adamına yakışır biçimde, bilgince
– Alime yakışır tarzda, alimce
Cümle içinde kullanımı: “Verdiği öğütlerin ve nasihatlerin hepsi alimanedir, dinleyen kişi doğru yolu muhakkak bulur.”
Kelime Kökeni: Arapça-ünlem
– Allah bilir
– Vallahi, billahi
– Söylenen sözün doğruluğuna karşıdaki kişiyi inandırmak maksadıyla söylenen Allah bilir manasındaki söz
Cümle içinde kullanımı: ” Şayet yalanım olsaydı alimallah ağzımı açmaz bir köşe olup bitene seyirci olurdum.”
Kelime Kökeni: Arapça-ilm
– Bilgin, bilgiç, bilgili kimse, ilim sahibi
– Bilen, bilici, bilgili
– Öğreten, öğretici, hoca
– Kur’an’ı Kerim başta olmak üzere Peygamberin tüm hadislerini ve sünnetlerini ezbere bilen, tasavvufun en yüksek derecesine ulaşmış müctehid.
Cümle içinde kullanımı: “Peygamberlerin varisleri işinin ehli Âlimlerdir. “
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Hastalığa yakın, hastalıklı huy, hastalıklı bünye
Cümle içinde kullanımı:” Çocukluğundan bu yana alilü’l-mizac bir tabiata sahipti bu oğlan, rüzgarlı havalarda yaprak gibi titrerdi.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Hasta, mariz, sayru, hastalıklı
– Sakat, bedeninin bir uzvu kusurlu veya noksan
– Kör, gözleri görmeten, a’ma
Cümle içinde kullanımı: ” Gözlerinden alil olan bir misafirimiz vardı eskiden, gönül gözüyle görürdü.”
Kelime Kökeni: Arapça-âlî+Farsça-himmet
– Değeri yüce, himmeti kutlu, cömert, gayreti çok
Cümle içinde kullanımı: ” Âli-himmet sevaplar mutlaka Allah katında değerlendirilir.”
Kelime Kökeni: Arapça
– İlahlar, Tanrıçalar, Kadın Tanrı
– Batıl ilahlar
Cümle içinde kullanımı: ” Çok tanrıcalığın görüldüğü dini inançlarda âlihelerde bulunmaktadır, hatta kadın tanrılara inanç daha fazla görülmektedir.”