Kelime Kökeni: Özel ad
– Evreni yaratan, onu kusursuz bir nizam içinde düzenleyen ve yürüten ulu varlık
– Yaratan, Tanrı, Mevla, Rab
Cümle içinde kullanımı: ” Biz istediğimiz kadar nefesimizi tüketelim Allah ne derse o olur. “
Kelime Kökeni: Özel ad
– Evreni yaratan, onu kusursuz bir nizam içinde düzenleyen ve yürüten ulu varlık
– Yaratan, Tanrı, Mevla, Rab
Cümle içinde kullanımı: ” Biz istediğimiz kadar nefesimizi tüketelim Allah ne derse o olur. “
Kelime Kökeni: Ad
– Övgü ve beddua
– Hayır dua ve ilenç
Cümle içinde kullanımı: ” Alkış Kargış insanoğlunun inancına bağlı olarak şekillenmesidir, insan iyiliği ve kötülüğü bağrında taşır.”
Kelime Kökeni: Ad
– Alkış tutan, öven, övücü
– Birini sürekli öven, şakşakçı, dalkavuk, yağcı, yalaka
– Yaranmak isteyen kimse
Cümle içinde kullanımı: ” Parayla tuttuğunuz alkışçılara güveniyorsanız bunların geçici olduğunu göreceksiniz!”
Kelime Kökeni: Ad
– Padişahı alkışlamakla görevli hizmetli
– Pohpohçu, şakşakçı
– Tiyatro da gösteriyi alkışlamak için para olan kimse
Cümle içinde kullanımı: ” Sende eğer Nizami gibi alkış ağası olsaydın hem yolunu bulur hem itibar görürdün, bu devirde dürüst olan aç kalıyor.”
Kelime Kökeni: Ad
– Dua, hayırlı dua
– Geçmişleri hayırla yad etmek
– Bir törende veya gösteride yaşasın diye el çırpmak ve bağırmak
– Övme
– Kargış karşıtı
Cümle içinde kullanımı: ” Konuşmacı sunumunu bitirdiğinde salonda kopan alkış tufanı konunun özüne ne kadar indiğini ispatladı.”
Kelime Kökeni: Ad
– Anadolu halkının inanışına göre loğusa kadınlara ve atlara musallat olan bir tür cin
– Alanası, alkızı, alkarı, albıs
Cümle içinde kullanımı: “Yeni doğum yapmış kadına ve bebeğine göz kulak olmak gerekir al karısı musallat oldu mu evden çıkmaz kadını delirtir.”
– Dua okumak, namazda dua etmek
– Bir türbede fatiha okumak
– Lanet etmek
– Kötülüğü sayıp dökmek
– Alkışlamak
Cümle içinde kullanımı: ” Ellerini iki yana açmış dizleri üstünde alkayan kadının sırtına bağladığı çocuğu ilahi bir sesle ağlamaya başladığında hepimiz suskunluğa büründük.”
Kelime Kökeni: Arapça-zarf
– Pek mükemmel, çok iyi, en üstün
– Birinci, yücelerin yücesi
Cümle içinde kullanımı: ” Aliyyüla’lâ, yücelerin yücesi Alllah-ü teala’dır ancak ona inanır ona el açarız.”
Kelime Kökeni: Arapça-aliyy
– Çok yüce ve ulu, büyük, alete mensup, necip
Cümle içinde kullanımı: ” Âliyye soyundan gelen bir kadındır Fatma hanım, İstanbul ağzıyla konuşur adabı muaşeret kurallarını iyi bilir. “
Kelime Kökeni: Arapça-âli sözünün müennes dişil biçimi
– Aziz ve şerefli olan
– En yüksek, en yukarı
– Yüce
– Kadın ismi
Cümle içinde kullanımı: ” Aliye kızım çoluk çocuğun karnını doyur gel hele tarla işine sonra devam ederiz.”