Kelime Kökeni: Özel ad (Farsça-der+Arapça-Arapça-sa’âdet)
– Payitaht
– İstanbul
– Saadet kapısı
– Tahtın bulunduğu yer
Cümle içinde kullanımı: “Der-sa’âdet olan İstanbul, Osmanlı imparatorluğunun başkentidir.”
Kelime Kökeni: Özel ad (Farsça-der+Arapça-Arapça-sa’âdet)
– Payitaht
– İstanbul
– Saadet kapısı
– Tahtın bulunduğu yer
Cümle içinde kullanımı: “Der-sa’âdet olan İstanbul, Osmanlı imparatorluğunun başkentidir.”
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Deney
– Ders alınacak olay
– İbret dersi
– Göz açacak hadise
– Uyarıcı sonuç
Cümle içinde kullanımı: “Hayatındaki ders-i ibretleri göz ardı etme, onlar seni uyaran felaketlerdir.”
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Müderrislerin cami ve benzeri yerlerde verdikleri ders
– Vaaz
– Halka ders veren müderris
– Medrese talebelerine ders veren kişi
Cümle içinde kullanımı: “Der-i âmm talebelerine iyiliği ve vicdanı öğretmeyecekse verdiği dersin bir anlamı olamaz.”
Kelime Kökeni: Arapça-ad
– Bir bilimin veya bilginin öğrenilmesi için verilen eğitim
– Öğretmenlerin öğrencilere verdiği bilgi
– İbret
– Öğüt
– Tenbih
– Talimat
– Uyarım
Cümle içinde kullanımı: “Ders başına aldığı ücret hepimizin dudaklarını uçuklattı.”
Kelime Kökeni: Arapça-sıfat
– Kavrayışlı
– Anlayışlı
– Çabuk anlayan
– Müdrik
– Dikkatli olan
Cümle içinde kullanımı: “Yavrumun derrâ bir zihni vardır bir gördüğünü bir daha unutmaz.”
Kelime Kökeni: Arapça-ad
– Savaş sırasında temel kazmaya yarayan bir tür alet
Cümle içinde kullanımı: “Zırhını indiren her asker eline derrâc alıp toprağı kazmaya başladı.”
Kelime Kökeni: Farsça-zarf
– En önce
– Göz önünde bulunan
– Öngörme
– Göz önünde tutma
– Aklından geçirme
– Tasarlamak
Cümle içinde kullanımı: “Der-pîş ettiğiniz üzere bu kişinin kötü biri olduğu doğru çıktı.”
Kelime Kökeni: Farsça-zarf
– Ardı sıra
– Hemen
– Peşinden
– Arkasından
Cümle içinde kullanımı: “Yarına kalmadan gelen der-bey acıların kavruk tadında yarı aç yarı tok kaldım.”
Kelime Kökeni: Ad
– Uşak
– Hizmetçi
– Ücretle çalışan kimse
– Erkek hizmetçi
Cümle içinde kullanımı: “Konağa der oğlanı olarak getirildiğinde taş çatlasın on yaşındaydı.”
Kelime Kökeni: Farsça-sıfat
– Kılıflanmış
– Kına sokulmuş
– Kılıfla
– Kınında
Cümle içinde kullanımı: “Der-niyâm kılıcını şah damarıma sapla, beni anca böyle öldürebilirsin.”