Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Güneş, şems
Cümle içinde kullanımı: ” Ârûs-ı felek her gecenin sonunda tan yerinde doğar, karanlıkların içinden dirilir.”
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Güneş, şems
Cümle içinde kullanımı: ” Ârûs-ı felek her gecenin sonunda tan yerinde doğar, karanlıkların içinden dirilir.”
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Dünya, yeryüzü, acun
Cümle içinde kullanımı: ” Ârûs-ı cihân yıkılda yine de kavlimiz ahirette dahi bozulamaz.”
Kelime Kökeni: Arapça-arûsan çoğul biçimi
– Gelin
– Yeni evlenmiş kadın
– Evlenmek üzere süslenmiş kız
Cümle içinde kullanımı: ” Köyümüze gelen olan göçmen arûs, boynuna doladığı çiçekleri ve parlak elbiseleriyle çocukların baya ilgisini çekti.”
– Zayıflatmak
– Güçsüz duruma getirmek
Cümle içinde kullanımı: ” Düşmanını aruk ederek sana zarar verme ihtimalini ortadan kaldırmalısın.”
Kelime Kökeni: Sıfat
– Zayıf, bakımsız, cılız, sıska, çelimsiz
– Arık, su kanalı
Cümle içinde kullanımı: ” Yağmur mevsiminin boş geçmesi hayvanlarımızın cansız, aruk bir hale soktu.”
Kelime Kökeni: Ad
– Üstünlük, erdemlik, rüçhan, faikiyet
Cümle içinde kullanımı: ” Fücceten bana ve diğer çalışanlara artukluk taslamaya başladı.”
Kelime Kökeni: Zarf
– Oldukça fazla, çokça
– Artukçı
– Artıklarla beslenen kimse, artık toplayan
Cümle içinde kullanımı: “Müzeyyen hanım bizleri her ne kadar artıkçı yaftasıyla hor görse de kimsenin malında gözümüz yok.”
Kelime Kökeni: Ad
– Artmak işi veya durumu
– Yükselme
– Niteliğin çoğalması
Cümle içinde kullanımı: ” Maaşların yılbaşından sonra artması bekleniyordu ama biz zam falan almadık.”
Kelime Kökeni: Zarf
– Olduğu kadarıyla, eksiği noksanı
– Yerli yersiz
Cümle içinde kullanımı: ” Artık eksik ne varsa tüm hesaplarımı bir bir kapatıp bu insanlardan biran evvel uzaklaşacağım.”
Kelime Kökeni: Ad
– Fazla, efzun, ziyade, arta kalan
– Eksik karşıtı
– Bundan böyle, gayrı
– Şimdi, öyle ise
– Elverir, kâfi
– Başka, özge
– Artan
Cümle içinde kullanımı: ” Beni unutma, artık hayatının bir köşesinde olamasam da seni sevdiğimi bil yeter.”