Kelime Kökeni: Farsça-sıfat
– Çelik çomak oynayan kimse
– Çelik çomak oynayan çocuklar
Cümle içinde kullanımı: “Çâlîk-bâz oynayan çocukları eve çağırıp biraz şekerleme verelim.”
Kelime Kökeni: Farsça-sıfat
– Çelik çomak oynayan kimse
– Çelik çomak oynayan çocuklar
Cümle içinde kullanımı: “Çâlîk-bâz oynayan çocukları eve çağırıp biraz şekerleme verelim.”
Kelime Kökeni: Farsça-ad
– Çelik çomak oyunu
– Çomakla çeliğe vurularak oynanan bir çocuk oyunu
Cümle içinde kullanımı: “Biz çocukken arkadaşlarımızın arasında çâlîk oynardık şimdikiler hep telefonla oynuyor.”
Kelime Kökeni: Farsça-ad
– Dalkavuk
– Yaltakçı
– El etek öpen
– Şaklaban
– Yağcı
– Mütebasbıs
Cümle içinde kullanımı: “Her ülkede mutlaka baştakilere çâlbûs eden birileri vardır.”
Kelime Kökeni: Farça-çâlâk+Arapça-î
– Tezcanlılık
– Çabukluk
– Süratli
– Hızlılık
Cümle içinde kullanımı: “Çâlâkî yürüyüşüne bakılırsa mutlaka bir yere yetişmeye çalışıyordur.”
Kelime Kökeni: Farsça-sıfat
– Tez canlı olan
– Atik
– Çevik
– Hızlı
– Hırsız
– Makam sahibi
– Yol kesici
– Canlı
– Tetik
– Hızlı hareket eden
Cümle içinde kullanımı: “Benzerlerinden çâlâk, süratli bir hayvandır koşmaya başladı mı diğer atlara açık ara farkla yener.”
Kelime Kökeni: Farsça-ad
– Çekiç
– Çivi çakmak için kullanılan alet
– Dövme işleri kullanılan saplı aygıt
Cümle içinde kullanımı: “Çâkûç kullanırken parmaklarına vurmuş galiba morarmış ve şişmiş.”
Kelime Kökeni: Ad
– Çakmak eylemi
– Vurup çakmakla yapılmış kuyumcu işi
– Deride oluşan yara
Cümle içinde kullanımı: “Büyük bir taşla çakmadan bu çiviyi yerine oturtturamazsın.”
Kelime Kökeni: Ad-sıfat
– Mey
– Şarap
– Mavi çizgili ela renginde
– Bir gözü mavi bir gözü mavi olan
– Pençesi büyük olan bir tür doğan
– Hareli göz
– Açık mavi rengi
Cümle içinde kullanımı: “Çakır çakır gözleriyle öylesine güzel öylesine el değmemişti ki nasıl kıyardım?”
Kelime Kökeni: Ad
– Su değirmeni üst taşının üzerine dokunarak kesintisiz bir çağıltı çıkaran tahta parçası
– Değirmen şeklinde ve döndükçe gürültü eder bir çocuk oyuncağı
– Keçi ve benzeri bazı hayvanların kıç etrafındaki kıllara asılıp kalan dışkı
– Kığ
– Hayvanların tüylerine yapışan pislik
Cümle içinde kullanımı: “Koyunların hepsinde çakıldak dolu kimse bu hayvanlara bakmıyor mu?”
– Dervişin zikir sırasında kendinden geçerek üstündekileri parçalaması
– Üstünü paralamak
– Yırtmak
– Parçalamak
– Parça parça etmek
Cümle içinde kullanımı: “Kendini yerden yere atıp çâk ediyor, avazı çıktığı kadar bağırıyordu.”