Kelime Kökeni: Farsça
– Öveni, övücü, aferin diyen, metheden
Cümle içinde kullanımı: ” Talebelerine âferîn-han hoca onları yücelterek daha fazlası için kamçılar. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Öveni, övücü, aferin diyen, metheden
Cümle içinde kullanımı: ” Talebelerine âferîn-han hoca onları yücelterek daha fazlası için kamçılar. “
Kelime Kökeni: Farsça
– Taktir ve övgü sözü, beğenmek
– Öğrencilere verilen takdir belgesi
– Tanrı, Yaratan
– Bravo, yaşa, var ol,
– Azar, kızmak karşıtı
Cümle içinde kullanımı: “Aferîn çocuğum edebinle ahlakınla nezih bir ailede yetiştiğini kanıtladın.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Yaratık, mahluk, mahlukat, yaratılmış, yaratılmış canlı varlık
Cümle içinde kullanımı: ” Âferîde Yaratanın ol demesiyle evrenin kucağında meydana gelir. “
Kelime Kökeni: Arapça
– İltihaplı, yangılı
Cümle içinde kullanımı: ” Yanıklar afenî bir hal aldığında ifrazatın boşaltılması gerekir. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Kokuşmuş, bozulmuş, pörsüme, çürüme, pütrefaksiyon, yemeğin kokması
Cümle içinde kullanımı: ” Afen aş yenmez zehirler sakın ola koku salan aşı kaşıklamayın. “
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Gökten gelen felaketler, semavi musibetler
– Yıldırım, dolu, fırtına gibi felaketler
Cümle içinde kullanımı: “Tanrının afat-ı semâviyye ile bizleri ne zaman cezalandırıp ikaz edeceğini tahmin edemezsiniz.”
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Deprem, yangın, sel gibi felaketler, büyük musibetler, gökten ve yerden gelen belalar
Cümle içinde kullanımı: ” Âfât-ı arziyye toplumları ve hakları güç duruma sokan durumların başında gelir. “
Kelime Kökeni: Arapça-âfet çoğul biçimi
– Afetler, büyük felaketler, sıkıntıya sokan hadiseler, musibetler, belalar, uğursuzluklar
Cümle içinde kullanımı: ” Doğal âfâtlar kasaba halkının belini çoktan bükmüş durumda, insanlar mal kaybı yüzünden iyice fakirleşti.”
Kelime Kökeni: Sıfat
– Abdal, şaşkın, sersem, aptal, ne yapacağını bilemeyen, ahmak
Cümle içinde kullanımı: ” Öyle tuhaf öyle afal bir ifadesi vardı ki sanırım daha önce hiç sevilmemiş gibiydi. ”
Kelime Kökeni: Arapça-ufk çoğul biçimi
– Ufuklar, her bir taraf, sınır
– Enfüs karşıtı
– Dünyanın bir köşesi, göğün yerle birleştiği gibi görünen yerler
Cümle içinde kullanımı: “Gözlerini iyice açta bak âfâka, dünyanın bittiği yeri görebilirsin ancak yaşamı göremezsin. ”