Kelime Kökeni: Arapça-sıfat
– Yeşil, yemyeşil, sarı ile mavi renginin karışımı
– Bitkilerin çoğunluğunun rengi
Cümle içinde kullanımı: ” Günahlarımı sayma ahdar’ım, kurtlar sofrasından kalkıp temizlenerek geleceğim yanına. “
Kelime Kökeni: Arapça-sıfat
– Yeşil, yemyeşil, sarı ile mavi renginin karışımı
– Bitkilerin çoğunluğunun rengi
Cümle içinde kullanımı: ” Günahlarımı sayma ahdar’ım, kurtlar sofrasından kalkıp temizlenerek geleceğim yanına. “
Kelime Kökeni: Arapça-hıdn, hadîn çoğul biçimi
– Dostlar, arkadaşlar, yoldaşlar, refikler
Cümle içinde kullanımı: ” Yoluma ışık saçan ahdân; siz ki beni düştüğüm yerden kaldırıp ayaklarımın üstüne çektiniz ayaklarınıza taş değmesin.”
Kelime Kökeni: Arapça-hadeka çoğul biçimi
– Göz bebekleri
– İrisin ortasında bulunan ve ışığın azlığı veya çokluğuna göre küçülüp büyüyen yuvarlak delikler
Cümle içinde kullanımı: “Yabani hayvanların avcıyı gördüklerinde nasıl ahdakları büyüyüp tedirginleşir ise bende aynı hisleri yaşıyorum. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Pislik, murdar, en habis, berbad, çok kirli
Cümle içinde kullanımı: “İnsan yüreği hem pirüpak hem de ahbestir, iyi ve çirkini içinde barındırır.”
Kelime Kökeni: Arapça-habs çoğul biçimi
– Su bentleri, su havuzları, bügetler, setler
Cümle içinde kullanımı: “Akan ırmağın önüne gerdikleri ahbâs çok dayanmayacak gibi görünüyor. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Rivayet eden
– Haber veren kimse
Cümle içinde kullanımı: ” Ahbarî’ye göre şeyhin sözleri ve düsturusu bizi ancak doğru yola sevk edecektir. “
Kelime Kökeni: Ermenice-ağbayra
– Erkek Kardeş
– Ermeni erkeklerine seslenme sözü
Kelime Kökeni: Arapça-haber çoğul biçimi, ahabîr, ahberenâ
– Haberler
Kelime Kökeni: Arapça-hibr çoğul biçimi
– Yahudi bilginleri
Cümle içinde kullanımı: ” Almanya’nın Yahudi soykırımı yüzünden yaşadıkları toprakları terk eden ahbârlar Türkiye dahil birçok ülkeye kaçmak zorunda kalmıştır. “
Kelime Kökeni: Ad
– Dostluk, ahbab olma durumu, ünsiyet, arkadaşlık
Cümle içinde kullanımı: “Çocuklarımızın birbiriyle ahbablık etmesini isterim tıpkı bizler gibi.”
Kelime Kökeni: Zarf
– Ahbaba yakışır biçimde, dostça, dost gibi
– Düşmanca karşıtı
Cümle içinde kullanımı: “Sonunda ahbabca sohbet edebilecek kadar birbirimizi tanır olduk, bana kalırsa bu bile büyük gelişmedir. “
İslam’ın kabulünden önce aşıkların hece vezniyle yazdıkları şiirleri saz çalarak yurdun dört bir yanını söylemeleri Aşık Edebiyatını oluşturmuştur. Sade bir kullanan aşıklar, Anadolu, Rumeli ve Azerbaycan’a kadar yayılmış manzum eserlerini 500 yıldan fazla icra etmişlerdir. 15. yüzyılda ortaya çıkarak günümüze kadar gelen Aşık edebiyatı, geniş halk tabakalarının kültürünü, sıcaklığını ve duygularını içerir.
İslam’ın kabulünden önce sazıyla şiirlerini icra eden şairlere ozan, baksı, kam adı verilirken, İslam’dan sonra saz şairi ve aşık denilmiştir. Din dışı ögeleri maneviyatında barındıran Aşık Edebiyatı şiirden oluşur ve uzun bir süre Halk edebiyatı olarak incelenmiştir. Bir çeşit zümre edebiyatı olarak görülen aşık edebiyatı II. Meşrutiyet’ten sonra daha fazla ilgi görmeye başlamıştır.
Sözlü-besteli edebiyat türü olan Aşık Edebiyatında aşıklar usta-çırak ilişkisiyle yetiştirilirdi. Aşık denilen şairler sazın yanında kopuz,cura, tambur ve bağlama gibi enstrümanlardan en az birini çalardı. Saz çalmada şiir yazmada ehli olan aşıklar, çıraklı dönemlerinde ustalarından sözlü edebiyatın tüm inceliklerini öğrenirlerdi.
Saz şairliğini gönülden gelen istekle icra eden aşıklar, Aşık edebiyatını insanların en çok vakit geçirdiği kahvehane, kervansaraylarda, asker ocaklarında, tekke ve konaklarda dinleyicilerine sunmuşlardır. Usta bir saz şairi bilgeliğinizi, söz söylemedeki maharetlerini karşılıklı atışmalarda kanıtlayarak becerilerini halka sunarlardı.

Günümüzde Anadolu’da devam aşıklık geleneği, köklü bir geçmişe ve milli geleneğe dayanmaktadır. Aşık edebiyatını icra eden en önemli temsilcileri;