Kelime Kökeni: Arapça
– Yanak
– Sonradan ortaya çıkan
– Bulaşmış, musallat olan, tasallut eden
– Yapışan, sataşan
Cümle içinde kullanımı: ” Ergen erkek çocuklarına arız edilen toy tavırlar, ani öfke patlamaları normaldir. “
Kelime Kökeni: Arapça
– Yanak
– Sonradan ortaya çıkan
– Bulaşmış, musallat olan, tasallut eden
– Yapışan, sataşan
Cümle içinde kullanımı: ” Ergen erkek çocuklarına arız edilen toy tavırlar, ani öfke patlamaları normaldir. “
Kelime Kökeni: Ad
– Temizleme
– Arıtma işi
– Ayrıştırma
Cümle içinde kullanımı: “Kirli su arıtma cihazı iki gündür hata veriyor arızanın nereden kaynaklandığını bir türlü çözemedik. “
– Yarışmak, iddiaya girişmek
– Rekabete girişmek
Cümle içinde kullanımı: ” Kendi aralarında sürekli arışan, ağız dalaşıyla günlerini geçiren iki hergele bunlar.”
Kelime Kökeni: Ermenice
– Dokuma tezgagındaki ip, argaç, çözgü, atkı
– Kolun dirsekten aşağı kısmı
– Öküz arabasının oku
– Arşın
– Uzunluk ölüçüsü birimi
Cümle içinde kullanımı: ” Yüz arış uzaklığındaki minareyi göremiyor musun işte orada toplanacak cemaat.”
Kelime Kökeni: Ad
– Temizlenme, paklaşma
– Zayıflama, güşsüzleşme, cılıklık, kaşeksi
Cümle içinde kullanımı:” Son günlerde yediğim hiçbir şeyden tat alamaz oldum bedenimdeki arımanın nedeni de bu.”
Kelime Kökeni: Ad
– Temizlik
– Namusluluk, iffetlilik
– Kadınların aybaşı dışındaki hali
– Sadelik
Cümle içinde kullanımı: ” İffet ve arılık sadece kadına özgü değildir, kadın erkek ayrımı yapılmamalı. “
Kelime Kökeni: Ad
– Temizlik
– Saflık
– Zayıflık, cılızlık
Cümle içinde kullanımı: ” Tüberküloza yakalandığından beri bir deri kemik, arılık içinde kayboldu kız.”
– Zayıflamak
– Güçsüzleşmek
– Bakımsız duruma düşmek
Cümle içinde kullanımı:“Bakma sen gençliğinde de böyle arıklanmış değildi elbette, afilli bir caka satan bir adamdı.”
Kelime Kökeni: Ad
– Ark
– Fide veya fidan dikilen yer
– Bakımsız, zayıf, çelimsiz, cılız, sıska
– Kanal, oluk
Cümle içinde kullanımı:” Arıklara fideleri diktikten sonra can suyu verip toprak ananın güvenli kollarına emanet edeceğiz mahsulleri.”
Kelime Kökeni: Sıfat
– Namuslu, iffetli, afife, sili, afif
Cümle içinde kullanımı: ” Eş alarak alacağın hanım arı etekli olsun evladım, laf söz getirmesin sana.”