Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Resmi gazete
– Resmi ceride
Cümle içinde kullanımı: “Cerâ’id-i Resmiyye gazetesinin ilk nüshası 7 Şubat 1921’de yayımlanmıştır.”
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Resmi gazete
– Resmi ceride
Cümle içinde kullanımı: “Cerâ’id-i Resmiyye gazetesinin ilk nüshası 7 Şubat 1921’de yayımlanmıştır.”
Kelime Kökeni: Arapça-cerîde çoğul biçimi
– Süreyi yayınlar
– Gazeteler
– Dergiler
– Cerideler
– Tutanaklar
Cümle içinde kullanımı: “Cerâ’id de yazarlık yapan çoğu isim bu gün edebiyatımızın unutulmaz şahsiyetleridir.”
Kelime Kökeni: Farsça-ad
– Osmanlı ordusu hizmetinde bulunan ve gündelikçi olarak çalışan Hristiyan unsur
Cümle içinde kullanımı: “Cerâhor olarak isimlendirilen görevliler genellik başka dine mensup olup ordu ihtiyaçlarını karşıyalayan görevlilerdi.”
Kelime Kökeni: Arapça-cirâhat
– İrin
– Yara
– İltihap
– İltihap dolu yara
Cümle içinde kullanımı: “Cerâhatli yaralarımın tuzu olacaktın madem yine yüzüme bakıp gülümsedin.”
Kelime Kökeni: Arapça-ad
– Çekirge
– Uzun bacaklarıyla uzağa sıçrayabilen bir böcek türü
Cümle içinde kullanımı: “Cerâde çiftçiler tarafından sevilmeyen mahsüllere zarar veren bir böcektir.”
Kelime Kökeni: Arapça-cerâde çoğul biçimi
– Çekirgeler
– Yağmacılar
– Talan edenler
– Çapulcular
– Baskın yapanlar
Cümle içinde kullanımı: “Tarladaki mahsüle cerâd edenlerden bir de iyilik mi umdunuz?”
Kelime Kökeni: Farsça-Arapça
– Uçurum
– Çukur
– Hendek
– Cerri
– Cezb
– Kendine çekme
– Sulb
– Medrese öğrencilerinin geçimlerini sağlamak ve imamlık yapmak üzere şehir şehir dolaşması
– Sürükleyerek götürme
– Çekme
Cümle içinde kullanımı: ” Bizi zorla cere çeken düşmanlarımız bilmez ki birliğimiz öyle kolay yıkılamaz.”
Kelime Kökeni: Arapça-zarf
– Güney yönünde
– Güney tarafında
– Güney ile ilgili
Cümle içinde kullanımı: “Cenûben’den gelen misafirlerin çoğunu evimizde konuk ettik.”
Kelime Kökeni: Arapça-ad
– Güneyde bulunan
– Güney tarafında
– Güney ile ilgili
– Güneye özgü
Cümle içinde kullanımı: “Cenûbî’den gelen akrabaların çoğu yoğun bir şiveye sahip.”
Kelime Kökeni: Arapça-ad
– Güney
– Şimâl karşıtı
– Kuzey karşıtı
– Dört ana yönden biri
– Güneş alan yer
Cümle içinde kullanımı: “Rüzgarın doğduğu yeri değil güneşin yandığı cenûbu bilirim.”