Kelime Kökeni: Ad
– Geveze
– Ukala
– Merdane
– İnce ses çıkaran şey
– İnce sesle akan su
– Pamuğu çekirdeğinden ayıran makine
– Pınar
Cümle içinde kullanımı: “Çukurova’da çırçır fabrikasında çalışırken yaralandığını söylediler.”
Kelime Kökeni: Ad
– Geveze
– Ukala
– Merdane
– İnce ses çıkaran şey
– İnce sesle akan su
– Pamuğu çekirdeğinden ayıran makine
– Pınar
Cümle içinde kullanımı: “Çukurova’da çırçır fabrikasında çalışırken yaralandığını söylediler.”
– Yakmak
– Bozmak
– Çıra koymak
– İfsat etmek
– Alevlendirmek
– Düzeni bozmak
– Karışıklık çıkarmak
Cümle içinde kullanımı: ” İçindeki nefrete hakim olamazsan korkarım onların mutluluğunu çıralamak isteyeceksin.”
Kelime Kökeni: Ad
– Üzerinde meşale yakılan kule veya demir direk
– Balıkçıların su kenarında kurdukları file
– Çırakma
– Balıkçıların gece yaktıkları ateş
Cümle içinde kullanımı: “Yıldızların altında yanan çırakman gibi ışıldıyor, bana yönümü kaybettiriyorsun.”
Kelime Kökeni: Farsça-çerâg
– Tilmiz
– Sanat öğrenmek için bir ustanın yanında çalışan hizmet veren genç
– Hizmetten affolunarak emekli olan kimse
– Zanaat öğrenmeye çalışan kimse
Cümle içinde kullanımı: “Dünyanın en iyi zanaatkarı olsan da illa bir dönem çıraklık mektebinden geçeceksin.”
Kelime Kökeni: Farsça-çırâg çoğul biçimi
– Işıklı ve aydınlık yerler
– Kandil ve mumların çok olduğu mekanlar
– Aydınlatılmış donanma
– Şenlik
– Yanan fitillerle yapılan işkence türü
Cümle içinde kullanımı: “Geceden korkusu sebep her yeri mumlarla donatıp çırağana çevirmiş.”
Kelime Kökeni: Ad
– Çam ağacının sakızlı ve ateş yakmaya yarayan yağlı kısmı
– Lamba
– Reçineli ağaçların kolay yanan kısmı
Cümle içinde kullanımı: “Çıra gibi yandığımı görmüyor acı çığlıklarımı duymaktan sakınıyorsun.”
Kelime Kökeni: Ad
– Giyinmemiş
– Tüyü dökülmüş
– Uryan
– Soyunmuş
– Süssüz
– Sade
– Yeniçeri sınıfında hizmete yeni girerken nöbetle soyunan asker
– Nü
– Saçsız
– Cıbıl
– Geçim darlığı çeken
Cümle içinde kullanımı: “Baldırı çıplak geziyor baksana karnını doyuracak on parası yoktur.”
Kelime Kökeni: Ad-zarf
– Sabahın en erken saati
– Güneşin doğduğu ilk saatler
Cümle içinde kullanımı: “Çın seher vakti kalkıp buraya kadar yalın ayak gelmiş.”
– Çın çın ötlemek
– Çın sesi çıkarmak
– Yankı yapmak
Cümle içinde kullanımı: “Yerden kalktığında çınlayan kulaklarını elleriyle kapatıp ağlamaya başladı.”
– Çan sesi gibi keskin sesle ötmek
– Çıngırak sesi çıkarmak
Cümle içinde kullanımı: “Çıngırdatmadan koyunları bir araya toplamada zorluk yaşarsın.”