AŞKIN TÜKENİŞİ

 

İçimizi öfkeyle dolduran günler ürkekçe geçerken, kaygılı bakışlarımız birbirimize değmekten korkaktı.  Tuzak kuracak dermanımız yoktu, tenlerimize dokunmadan geçen geceleri konuşmadan rafa kaldırdık.  İkimizde biliyorduk bana kalırsa, bizi bir zamanlar bulutlar üstünde dolandıran o hislerin sona erdiğini.  Alışılmış, ezberi tamamlanmış bir kitap gibiydik.  Yan yana uyuyorduk ancak aramızdan yığınla yıl geçmiş gibiydi.  Muktedirdik birbirimize, dokunuşlarımız evvel ki kadar telaşlı ve heyecanlı değildi. Anlaşılan biz heyecanımızı ilk önce kaybettik. Terennüm eden sesine olan aşinalığım ne ara bıkkınlığa, usanmış bir ruha döndü fark edemedim.  Sende merak etmez olmuştun rutin minvalimi, her akşam aynı sofrada oturduk iki çift lakırdı edemeden tabaklarımızı boşalttık.

Bir şeyleri tüketmiştik duyumsuyorduk bu hissi, hatta parmak uçlarımızla dokunabileceğimiz bir raddedeydi somut tükenişimiz. Çok hoşlandık birbirimizden, çok sevdik, güzel bir yol arkadaşlığı edindik.  Kalplerimizi kıracak sözler etmedik, küskün bir gün bile geçirmedik.  Kafanın içini görebiliyordum orada başka biri, bana tercih ettiğin biri yoktu.  Aldatmazdık birbirimizi, zira bende senden başkasına sürmedim gözlerimi.

Aslı bizdeyken nüshalara indirgedik anılarımızı, bana en çok koyanda buydu.  Şimdiyi değil dünü özlüyordum sende.  Biz bir olurken değiştik, iyileştirmeden belki de yaralarımızı kaynaştırdık.  Hata mıydı aynı evin içinde aşkın her halini özümsemek.  Kavuştuk diye meşk olduk, kavuşmasak da aşk mı olsaydı adımız?

Senin de aynı düşüncelerde olduğunu bana bakışındaki sükûnette görebiliyorum.  Ne yöne sapacağımızı şaşırdık, ayrılık bir bahane miydi biten sevgimize. Aynı duvarlar içindeyiz, çıkmak istiyoruz ancak çıkmak bize pişmanlık getirirse diye ödümüz kopuyor.  Bu anafor içinde birbirimizin etrafında dönüp duruyoruz.  Senin de en az benim kadar fedakârlık ettiğini göz ardı edemem, uğraştık her daim yan yana kalmaya sabır gösterdik.

Nihayetinde buradayız, dizlerimiz birbirine değmeden aynı koltukta farklı safları tutuyoruz.  Korkmadan söyleyelim mi; tükenişimize illa bir neden olması gerekmiyor, duygularımız ömür boyu sürecek diye kontrat imzalamadık.  Dök bana içini, beni artık sevemediğini yüzüme söyle.  Aynı dürüstlükle bende sana seni eskiden daha çok sevdiğimi söyleyeceğim.  Her zamanki gibi anlayışla karşılayacağız birbirimizi.  Biz senle çok güzel anlar paylaştık, yüce bir sevgiyi bölüştük, bedenlerimizden çok ruhumuzla seviştik.  Neden güzel başladığımız gibi güzelce bitirmeyelim ki!

 

-Semra Şenol

İran müzik platformu Melovaz sansürde boyut atladı!

Geçtiğimiz günlerde İran televizyonuna ait olduğu bilinen yüz metre yarışlarında kadın atletlerin kıyafetlerinden dolayısıyla sansürlenmesi sosyal medyada en çok tartışılan olaylardan biri haline gelmişti.

İran kıyafet yönetmeliği gereğince yayın yapan kanalların kadınlar üzerinden yaptıkları sansüre bir yenisi daha eklendi.  İran müzik platformu olan Melovaz, kadın müzisyenleri kendi albümlerine ait olan kapak resimlerinden sildi.

Dünyaca ünlü kadın sanatçıların orijinal kapaklarından bazılarından kadınları kaldırırken bazılarını sansürleyerek yayınlamaya başladı.  Sansür uygulamasında bir çığır aşan İran, yine sosyal medya tartışma yaratmayı başardı!

Yıllardır birbirini arayan kız kardeşler kapı komşusu çıktı!

ABD’nin Wisconsin eyaletinde ilginç bir aile haberi ortaya çıktı. Yıllardır birbirini arayan kız kardeşler tesadüf üzerine kapı komşusu çıktı!

Tesadüfün bu kadarı diyeceğiniz olayla birlikte mucizelerin hala olduğuna inancınızı tazeleyecek türden.  ABD’nin Wisconsin eyaletinde yaşamını sürdüren Hillary Davis ve Dawn Johnson’un hikayesi ilginç olmakla birlikte, birbirini arayan insanların elbet bir gün buluşacaklarına olan inancı tazeliyor.

2 yaşındayken başka bir aileye evlatlık olarak verilen Harris, yaşamı boyunca ablasını aramayı sürdürdü. Ablasını bulma arayışı devam ederken, ta ki bir gün yan evine yeni taşınan komşusuyla tanışınca ender rastlanan bir olayla bitti.

Davis henüz 2 yaşındayken abisiyle birlikte başka bir aile tarafından evlat edinildi.  Wisconsin’in Elm Wood kasabasında büyüdü, üniversite okumak için Eau Claire kasabasına taşındı.  Okuduğu dönemde şimdiki kocasıyla tanıştı ve 2011’de yaşadıkları evi satın aldılar.

Her zaman gerçek ailesini merak eden Davis 2012 yılında evlat edinme kurumuna giderek anne ve babasının isimlerini öğrendi. Biyolojik babası Wayne Clouse’nin 2010 yılında öldüğü bilgisine ulaştı.  Babasının ölüm ilanından iki ablasının daha olduğunu öğrenen Davis, bu sefer kardeşlerini aramaya başladı.

Sosyal medyadaki aramaları sonuçsuz kaldığında umudunu kaybetmek üzereydi, geçen sene yandaki eve yeni taşınmaya başlayan komşularının çatı kaplamaları üzerinde Dawn Johnson  yazması kocasının dikkatini çekti.

Eşinin ısrarıyla yeni komşusunun babasının adını sormak için kapısını çalan Davis, karşısına çıkan yaşlı kadını görüp konuşamadan evine geri döndü.  Aynı günün gecesinde tekrar cesaret ettiğinde yeni komşularına mesaj atarak babasının adını sordu.

Yüz binlerce evin arasından aynı ortak garajı kullanan evlerde birbirini bulan kardeşler sonunda kavuştu. Davis diğer ablasını da bularak, hayatı boyunca aradığı tüm sorulara bir yanıt bulmuş oldu…

Seni Sevdim – GÜLTEN AKIN

Seni sevdim, seni birdenbire değil usul usul sevdim

Uyandım bir sabah’ gibi değil, öyle değil

Nasıl yürür özsu dal uçlarına

Ve gün ışığı sislerden düşsel ovalara.

Susuzdu, suya değdi dudaklarım seni sevdim

Mevsim kirazlardan eriklerden geçti yaza döndü

Yitik ceren arayı arayı anasını buldu

Adın ölmezlendi bir ağız da benden geçerek

Soludum, üfledim, yaprak pırpırlandı Ağustos dindi

Seni sevdim, sevgilerim senden geçerek bütünlendi

Seni sevdim küçük yuvarlak adamlar

Ve onların yoğun boyunlu kadınları

Düz gitmeden ülkeyi bir baştan bir başa

Yalana yaslanmış bir çeşit erk kurulmadan önce

Köprüler ve yollar tahviller senetler hükmünde

Dışa açılmadan önce içe açılmadan önce kapanmadan önce

Nehirlerimiz ve dağlarımız ve başka başka nelerimiz

Senet senet satılmadan önce

Şirketler vakıflar ocaklar kutsal kılınıp

Tanrı parsellenip kapatılmadan önce

Seni sevdim. Artık tek mümkünüm sensin.

Milli Takımımızın asker selamı Fransız rejisi tarafından yayınlanmadı!

Fransa – Türkiye maçında 1-1’lik beraberlik golünün ardından milli takımımızın Barış Pınarı Harekatındaki askerlerimize verdiği selam Fransız rejisi tarafından ekranlara verilmedi!

Milli futbolcularımız Barış Pınarı harekatında görev alan Mehmetçik’e gol sonrası sevinçlerini asker selamı vererek gösterdi.  Ancak bu anlar Fransız rejisi tarafından ekranlara getirilmedi.  Skandal bir ana imza atan Fransız rejisi, ülkemiz adına duygu dolu olan bir anı kesti.

2020 Avrupa Futbol Şampiyonası elemelerindeki 8. maçına çıkan A Milli Futbol Takımımız Fransa ile oynadıkları maçta 1-1 beraberliğe kaldı.

Ay yıldızlı takımımıza 1 puan kazandıran golü Kaan Ayhan atarken, takımımız Türk izleyicilerin olduğu kısmı dönerek gol sevincini asker selamı vererek yaşadı.  Milli Futbolcularımızın Barış Pınarı Harekatındaki çatışan askerlerimize verdiği asker selamı Fransız rejisi tarafından kesilerek ekranlara yansıtılmadı!

Yoksul Kadınların Umudu olan Oprah Winfrey’in kabus gibi başlayan başarı hikayesi!

Dünyanın en güçlü kadınlarından biri olan Oprah Winfrey’in azim dolu hayat hikayesi okuyanların ilham alacağı güçlük ve başarılarla dolu.  20. yüzyılın en zengin siyahi Amerikalısı olan Oprah’ın ders alınacak hayatından sizlere kısa kesitler sunacağız.  Yaşam hikayesinde yoksulluk, taciz, acı içerirken aynı zamanda zekası, yeteneği ve azmiyle sıfırdan zirveye yükselişini merakla okuyacaksınız!

Annesi Vernita Lee bir hizmetçi, babası Vernon Winfrey bir madenciydi.  Her ikisi de gençti ve evlenmemişlerdi, 29 Ocak 1954’de ABD’nin Mississippi eyaletinin Kosciusko kasabasında Oprah dünyaya geldi.  Gözlerini dünyaya açtığında babası silahlı kuvvetlere katıldı.

Annesi ise eyaletin kuzeyine iş içi taşınırken küçük Oprah yaşamının ilk altı yılını büyük annesi Anita Mae’nin yanında geçirdi.  Katı ve sert bir kadın olan büyük annesi ev işlerini yapmadığında veya yaramazlık yaptığında Orah’ı ince bir ağaç dalıyla döverek cezalandırıyordu.  Yoksul bir yaşantısı sürmelerine rağmen büyük annesi Oprah’a henüz 3 yaşındayken okumaya yazmayı öğretti.  Hafta sonları kiliseye giden küçük Oprah bütün ilahiler ezberler, kilise halkı onu çok sever ve “küçük vaiz” adını verirler.  Büyük annesi torununun özel bir çocuk olduğunu bilir ve onu teşvik eder.  Ancak annesinin yeni bir iş bulması ve kızını kendi yetiştirmek istemesi üzerine annesinin yanına taşındı.  Uzun saatler çalışan annesi Oprah’la ilgilenmez, kötü günler de başlamış olur.  9 yaşındayken 19 yaşındaki kuzeni tarafından tecavüze uğrar.  Psikolojisi iyice bozulduğu için derslerindeki notları düşer, okuldan sık sık kaçmaya başlar.  Yaşadığı sıkıntılara rağmen yaşıtlarından önde gittiği için 2. ve 8. sınıfları okumadan sınıf atladı.  13 yaşına geldiğinde bulunduğu kentin banliyölerinde sadece beyaz öğrencilerin gittiği prestijli bir lise de okuma hakkı kazandı.  Amcası ve aile dostlarından gördüğü taciz yüzünden 14 yaşında hamile kaldı.  Doğumda gerçekleşen sorunlar yüzünden bebek fazla yaşayamadı.

Okuldaki başarısına rağmen psikolojisi iyice bozulmuştu bu da onu asileştirdi.  Annesi daha fazla dayanamarak Oprah’ı babasının yanına Nashville, Tennessee’ye yolladı.  Sert bir adam olmasına rağmen kızının potansiyelini teşvik eden babası eğitimine özen gösterdi.  Liseyi dereceyle bitiren Oprah, Tennessee Şehir Üniversitesine başlar, aynı yıl katıldığı Afrika asıllı bir güzellik yarışmasında birinci olur.  Henüz üniversiteyken yarı zamanlı olarak yerel bir radyoda çalışmaya başlar bu kariyerinin ilk önemli adımları arasındadır.  Yerel medyada çalışan en genç haber sunucusu aynı zamanda Nashville’nin ilk siyahi haber sunucusu olur.

Altı haberlerini sunmak için 1976’da Baltimore kentinin WJZ-TV’ de çalışmaya başlar.  Yine aynı kanalda yayınlanan  People Are Talking programında sunucu olarak işe alınır.  Kendi programını sunmak için Chicago’dan teklif alan Oprah Winfrey oraya taşındı.  İzlenme sayısı düşük olan sabah showu Oprah sayesinde birden Chicago’un en çok izlenen programlarından birine dönüştü.

Showun ismini değiştirerek The Oprah Winfrey Show adı altında lanse edilerek 8 Eylül 1986 da  yılında tam yayına başladı.  Başarıyı adım adım ilerleten Oprah, rakiplerini geride bırakarak ABD’de bir numaraya oturdu.  Oprah’ın kendi adıyla sunduğu pragram tam 20 yıl boyunca yayınlandı.  TIME dergisine Oprah’ın başarı hikayesi yazıldı, programı her hafta ABD’de 42 milyon kişi tarafından izlendi.  145 ülkede yayınlanan programı ona büyük ün ve bir servet kazandırdı.

3 milyar dolarlık bir servete sahip olan Oprah Winfrey yardım ve kültür sanat kuruluşlarına yaptıkları yardımlarla tanınıyor.  Kendi hayat hikayesini yazdığı ‘Artık Biliyorum’la başarısını bir çok insanın okuması için yayınladı.

Acının ve zorlukların üstesinden zekası ve yeteneğiyle gelen Oprah Winfrey  güçlü bir kadın olduğunu tüm dünyaya en güzel şekilde kanıtladı…

İlber Ortay’lıdan mutlaka izlenmesi gereken 26 film tavsiyesi!

Gençlerin akıl hocalığını yapan Prof. Dr. Ortaylı tarih severlere mutlaka izlemeleri gerektiği 26 film önerdi.

‘Bir Ömür Nasıl Yaşanır/ Hayatta Doğru Seçimler İçin Öneriler’ kitabıyla okurlarına hayat tecrübelerini paylaşan İlber Ortay’lının tarih meraklılarına önerdiği en iyi yapıtları sizler için listeledik.  26 filmin içeriğindeki kült yapıtların içinde  İtalyan Yeni Gerçekliği, Avrupa Sineması ve Sovyet sinemasının en seçkin eserleri yer alıyor.

 

1- Potemkin Zırhlısı – Sergey Eisenstein 1925

2- Aleksandr Nevsy – Sergey Eisenstein 1938

3- Bir Kuşak – Andrzej Wajda 1955

4- Wesele- Andrzej Wajda 1957

5- Küller ve Elmaslar – Andrzej Wajda 1958

6- Vaatler Ülkesi – Andrzej Wajda 1975

7- Waterloo – Sergey Bondarçuk 1970

8- Contasn – Krzysztof Zanussi 1980

9- Dünyayı Sarsan On Gün – Sergey Bondarçuk 1983

10- Macarlar – Zoltan Fabri 1978

11- Mephisto – Istvan Szabo 1981

12- Albay Redl – Istvan Szabo 1985

13- Taraf Tutmak – Istvan Szabo 2001

14- Teorema – Pier Paolo Pasolini 1968

15- Dekameron’un Aşk Öyküleri – Pier Paolo Pasolini 1971

16- Roma – Federico Fellini 1972

17- Satyrcon – Federico Fellini  1969

18- Leopar – Luchino Visconti 1963

19- Lanetliller – Luchino Visconti 1969

20- Venedik’te Ölüm – Luchino Visconti 1971

21- Roma, Açık Şehir – Roberto Rosselini 1945

22- İtalya’ya Yolculuk – Roberto Rosselini 1954

23- Bisiklet Hırsızları – Vittorio De Sica 1948

24- Umberto d. – Vittorio De Sica 1952

25- Lili Marleen – Rainer Werner Fassbinder1981

26- Jesus Of Nazareth – Franco Zeffirelli 1977 (mini dizi)

2020 Takvimi için Kamera Karşısına Geçen Avustralyalı İtfaiyeciler

26 yıldır devam eden gelenek bu sene de bozulmadı.  2020 yılı takvimi için kamera karşısına geçen Avustralyalı itfaiyeciler, yakışıklılığıyla mest ettiler!

Yardım kuruluşlarına bağış toplamak amacıyla Avustralyalı itfaiyecilerin çıkardığı takvimin 2020 yılı versiyonu tamamlandı.  Çıkardıkları takvim sayesinde bu güne kadar 5 milyon dolar yardım kuruluşlarına bağış yapıldı.

Avustralya’nın farklı itfaiye merkezlerinden bir araya gelerek takvim için poz verirken, 1993’den bu yana devam eden bir gelenek halini aldı.  Dünya tarafından oldukça beğenilen bu takvimlerde yakışıklı itfaiyeciler üstleri çıplak halde fotoğraf çektirdi.  Dövmeli ve kaslı kollarıyla görenleri kendilerine hayran bırakan itfaiyecilerin hayvanlarla verdikleri pozların yanı sıra altı çeşit konsepte takvim ortaya çıktı.

Altı çeşit takvimin konsepti; klasik takvim, vahşi yaşam takvimi, at takvimi, kedi takvimi, köpek takvimi ve çiftlik hayvanları takvimi olarak satışa sunuldu.  Takviminin satışından elde edilecek gelir Çocuk hastanesi vakfı olmak üzere birçok yardım kuruluşlarına gidiyor.  Takvim internet üzerinden satılırken, bu zamana dek toplanan 5 milyon dolarlık bağışın son beş yıl içindeki geliri 1,9 milyon dolar.

Avustralyalı yakışıklı itfaiyecilerin takvime kapak olan karelerini sizler için derledik…

“Hocam olarak girdiğiniz eve Babam olarak giremezsiniz” diyen Nazım Hikmet’in Karşı Çıktığı Destansı Aşk…

‘Kavuşursan Meşk olur, kavuşamazsan Aşk’, tarihe geçmiş bir çok aşkın ortak noktası ayrı düşmeleriyle sonuçlanmıştır.  Hüsran ve ayrılık aşkın harcını oluşturduğu söylenirken, büyük şairlerimizin sevdaları daha bir ayrı büyüktür. Onlar hüsranla sonuçlanan aşklarını dizelerine aksettirerek yılları, yolları aşmasını sağlamış ustalardır.

Tarihimizin belki de en büyük kaçışını, yakışık almayanı, örnek gösterilmeyen aşkını yaşamış Yahya Kemal Beyatlı ve Celile hanım’dı.  Onlar asla birleşmemiş, kavuşamadıkları için adı aşk olmuş bir hikayeye sahipler.

İstanbul sosyetesinin en gözde kadınlarından biri olan Celile hanım, yaptığı resimlerle sanatla iç içe geçmiş bir kadındı.  Aynı zamanda Türk şiirinin en önemli şairlerinden biri olan Nazım Hikmet’in de annesiydi. 1900 yılında Osmanlı hükûmetinin o dönemlerinde meşhur valilerinden biri olan Nazım Paşa’nın oğlu Hikmet Beyle evlenmişti.  Bu evliliğin sonucunda kollarının arasına Nazım Hikmet’i olan Celile hanım, 1916 yıllarında eşiyle arasında büyük uçurumlar açılmıştı.

Yahya Kemal ile Celile Hanım’ın yolları ilk kez yine aynı yıl 1916’da bir Bektaşi dergahında kesişti.  Her ikisi de dostlarının aracılığıyla gittikleri toplantıda ilk bakışta birbirlerine aşık olmuştu.  O sıralarda boşanmak üzere olan Celile hanım kendisinden 4 yaş küçük olan Yahya Kemal’e tutulmuştu.

Yahya Kemal aynı zamanda Heybeliada Bahriye Mektebinde okumakta olan Nazım Hikmet’in hocasıydı.  Mektepten hafta sonları annesinin yanına çıkan Nazım, Yahya Kemal’den özel ders alıyordu.  İkilinin giderek birbirlerine yaklaşmasıyla birlikte eşinden boşanan Celile hanım kendisini bu aşka tamamen kaptırmıştı.  Nişantaşı’ndaki evinden sevgilisini Ada’daki evi arasında mekik dokuyor, kimin ne diyeceğini düşünmüyordu.

Nazım Hikmet’e Türkçe ve şiir dersleri vermeyi sürdüren Yahya Kemal, ela gözlü Celile hanıma çoktan abayı yakmıştı. İki aşığın arasındaki bağ giderek güçlenirken Bahriyeli Nazım’ın gözünden kaçmaz.  Mektep de bu büyük aşk duyulmuştur, Nazım’ın arkadaşı olan Necip Fazıl hocasının karşısına çıkarak şu sözlerle hocasını alaycı bir dille uyarır.

“Hocam, kibrit suyu içerek intihara kalkıştığınızı duyduk… Sınıfın bu durumdan duyduğu derin üzüntüyü size söylemek isterim…”

Hocasına yaptığı çıkışla kodes adındaki tahta dolaba gönderilir.  Necip Fazıl’ın ceza almasından bir gün sonra Nazım, Yahya Kemal’in pardösüsüne bir not bıraktı.

“Hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz…”

Bu not yüzünden bir süre eve gelip gitmeyi bırakan Yahya Kemal, Bahriyeli Nazım’ın karşısına çıkmaya tedirgin oluyordu.  Celile hanım ise yaşadıkları aşk onu dillere düşürmesine rağmen yine de vazgeçmedi.  Oğlunun karşı çıktığı bu ilişkiyi evlilikle sonuçlandırmak isteyen Celile hanım, evlilikten her daim korkan Yahya Kemal’i bir türlü bırakamıyordu.

Yahya Kemal ise en yakın arkadaşı Yakup Kadri’ye içini şu sözlerle döktü.

 “Bu kadar dile gelmiş bir kadınla ben nasıl evlenebilirim? Sonra herkes bana ne gözle bakar?”

Bu izleyen günlerde ise Celile bir mektup göndererek 3 yıl boyunca süren bu aşkı sonlandırdı.  Terk edilmekten büyük üzüntü duyan Celile hanım Paris’e kaçarak onu unutmaya çalıştı.

Yahya Kemal ise İstanbul’da kaldı.  Hayatına giren bir çok kadına rağmen asla evlenmedi.  Öldüğünde ise evrakları arasından çıkan bir zarfın içinde kurumuş bir gül ve iki yaprak çıktı.  Yanındaki notta ise şunlar yazılıydı.

“Bu zarfın içindeki hatıra, 19 Ağustos 1930’da Sirkeci garında gece saat 10’da veda ettiğim aziz bir kadının göğsündeki çiçektendir… Koparıp verdiği bu iki yaprağı daima muhafaza edeceğim…”

Ünlü Şair Yahya Kemal’in her zaman ölümle ilişkilendirilen Sessiz Gemi şiiri, aslında Celile hanıma yazılmış dizelerdir.  Aşık olduğu kadının Ada’dan İstanbul’a geçerken bindiği geminin arkasından bakmak zorunda kalan Yahya Kemal, aşkın ölümle birleştiğini özlemiyle anlatmıştı.

Sessiz Gemi
“Artık demir almak günü gelmişse zamandan…
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan…
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol…
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol…
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli…
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli…
Biçare gönüller!.. Ne giden son gemidir bu…
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu…
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler…
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler…
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden…
Birçok seneler geçti dönen yok seferinden…”

Erkeklerinde Regl Olduğu Hayal Edilen Reklam Filmi Ses Getirdi!

2015 yılında ikiz kardeşler Miki ve Radha Agraval’ın kurduğu iç çamaşırı firması Thinx’in yeni reklamı epey ses getirdi.  Reklam filminde empatinin ortaya çıkmasını sağlayan kurgu da erkeklerinde tıpkı kadınlar gibi regl olduğu konusu işlendi!

Kadınların her ay bir döngü halinde yaşadığı regl döneminde yaşanan ağrı, ter basması, bitkinlik ve duygulardaki değişkenliğin yanı sıra sızma yaşanması ihtimaliyle kendilerinin  sürekli kontrol etmek zorunda kalıyorlar.

İç çamaşırı firması erkeklerinde aynı sorunları paylaştığı bir dünyanın olabileceğini yansıttıkları reklam filmiyle, erkeklerin bu dönemdeki kadınlara daha fazla anlayış göstermeleri için algı yaratıyor.  Reklam filminin konusu ise bir erkek çocuğunun babasına regl olduğunu söylemesi ve yaşanan sızıntılar reklamın içeriğini oluşturuyor.

Reklam filminin ilgi görmesinden memnun olan ikiz kardeşler, yeni ürettikleri iç çamaşırının sızıntıyı önlediğinin tanıtımını yaptı.  Firma adına açıklamalarda bulunan Miki;

toplumun bu konuda daha rahat olduğu bir dünya istiyoruz. Regl bir hastalık değil ancak bazı ülkelerde hala tabu. Biz hiçbir kadının vücudu yüzünden hayattan geri kalmaması gerektiğine inanıyoruz

Kadınlar için üretim yapan sektörlerin sadece ayın on beşinde değil her gün kadınları düşünmesini isteyen Thinx, rahatsızlık yaratarak ilgi çekmeyi ve düzeni değiştirmeyi amaçlıyor…