– Acılara karşı dayanıklı olmak.
– Sıkıntıya düşmeyen.
Cümle içinde kullanımı: ” Senin de canın pek pekmiş o kadar acıya ben katlanamazdım.”
– Acılara karşı dayanıklı olmak.
– Sıkıntıya düşmeyen.
Cümle içinde kullanımı: ” Senin de canın pek pekmiş o kadar acıya ben katlanamazdım.”
– Fiziksel bir acı verici harekette bulunmak.
– Karşısında bulunan birinin vücuduna acıtacak, zarar verecek bir şey yapmak.
– Zarara, sıkıntıya sokmak, üzücü, kaygılandıracak davranışlarda bulunmak.
– Canını acıtmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Canını yakmak istemiyordum ama sen beni buna zorluyorsun yaptıklarınla.”
– Bir şey adına en değerli varlığını feda etmeyi göze almak, hatta ölmeye bir hazır olmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Senin için canımı vermeyi göze almıştım ama sen bir iyiliği bile çok gördün bana.”
– Olur olmaz şeyler yüzünden vücudunu yormamak, yıpratmamak, sağlığının değerini bilmek, onu korumak için tedbirler almak.
Cümle içinde kullanımı: “Ben canımı sokakta bulmadım sizin o salak saçma fantezilerinize dahil olamam.”
– Bir kişiye, onu rahatsız edecek , sıkıntıya düşürecek, üzüntüye sokacak, neşesini kaçıracak, keyfini bozacak durum veya olayla karşılaşması.
Cümle içinde kullanımı: ” Geçen yaşadığı durum onun çok canını sıkmıştı.”
– Birisini çok fazla sevmek, bağrına basmakla bile kanmamak.
– Çok hoşlanmak.
– Karşısındakine karşı büyük sevgi duymak.
Cümle içinde kullanımı: “Seni var ya canımın içine sokacağım geliyor.”
– Bir dertle karşılaştıktan sonra, başkalarını düşünmek yerine sadece kendi can sağlığını güvenceye almak, kendi canını kurtarmaya çalışmak.
– Başının derdine düşmek.
Cümle içinde kullanımı: ” Herkes kendi canının derdine düşmüştü bu yarışma da kimseye güven olmazdı.”
– Bir işi iyi sonuçlandırmak adına büyük sıkıntıları, tehlikeli durumları göze almak.
Cümle içinde kullanımı: ” Canını dişine takarak yaptığı bu işi başarıyla sonuçlandırmıştı.”
– İçinde bulunduğu tehlikeli durumdan güçlükle kurtulup bir yere sığınmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Canını dar atmıştı bu işten kurtulmak adına.”
– Örselemek.
– İtip kakmak, yıpratmak.
– Hırpalamak.
– Eskimesini sağlamak.
– Çok yormak.
Cümle içinde kullanımı: ” Dün gittiği işte canını çıkarmışlardı, öyle yorulmuştu ki eve gelir gelmez uyumuştu.”