– Her işin yolunda olması.
– Davranışları için bir engel, zorluk olmamak.
Cümle içinde kullanımı: ” O kadar kola ilerlemekteydi ki işleri ağaca çıksa pabucu yerde kalmadığı çok belliydi.”
– Her işin yolunda olması.
– Davranışları için bir engel, zorluk olmamak.
Cümle içinde kullanımı: ” O kadar kola ilerlemekteydi ki işleri ağaca çıksa pabucu yerde kalmadığı çok belliydi.”
– Gururunu incitmek.
– Yapılan şeyin sonucunda onurunun kırılması, o kimseye ağır gelmesi.
-Gücüne gitmek.
Cümle içinde kullanımı: ” Babamın söylediği sözler o kadar ağırıma gitmişti ki ne diyeceğimi bilememiştim o an.”
– Tedavisi zor olan hastalık.
– Sonu ölümle sonuçlanacak hastalıklar.
Cümle içinde kullanımı: ” Ağır hastalığı var galiba baksana dağ gibi adamdan eser kalmamış sanki.”
– Yapılması zor gelen.
– Onuruna dokunmak, gücüne gitmek.
– Ağırına gitmek.
Cümle içinde kullanımı: ” O kadar ağır gelmişti bana söyledikleri hiç yenir yutulur şeyler değildi .”
– Bir iş konusunda çok yavaş olmak, çabuk olmamak, ağır yapmamak.
– Vurduğu yerde çok acı bırakan kimse.
Cümle içinde kullanımı: ” Arkadaşla birbirimizle şakalaşırken o kadar ağır elliymiş ki bir vurdu bana yere yapışmam saniyeler almadı.”
– İşlerini düşüne taşına yapan, kendini hafifliklere kaptırmayan, ciddi olgun kişi.
– Değeri çok olan, ağır.
– Gösterişli, şehvetli.
Cümle içinde kullanımı: ” Bu çoçuk ailesinden iyi eğitim almış valla ne kadar ağır başlı baksana şuna!”
– Ağırlığınca fazla olmak.
– Sahip olduğu özelliklerle üstün olmak.
– Belli bir ortamda veya bir konuda öne çıkmak, istediğini yaptırmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Hayatında o kadar şey yaşamış ki adımlarını yere ağır basıyor.”
– Yavaş, kesintili, düzensiz.
– Pek yavaş olarak ve düzgün olmadan.
– Klasik Türk müziğinde bir usul.
Cümle içinde kullanımı: ” Yaşı o kadar geçmiş ki artık her şeyi ağır aksak olmaya başlamış.”
– Nüfuslu, ünlü kimse.
– Güçlü kuvvetli kişi.
– Birbirine karşı olan iki topluluğun içlerindeki en güçlü kişiler.
Cümle içinde kullanımı: ” Şu gelen arkadaş var ya tam bir ağır top her yerde bir tanıdığı çıkıyor.”
– Uykusu gelmek, gevşemek.
– Ağır bir hava kaplamak.
– Sessizlik oluşmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Gün içinde bir oradan bir buraya koşarken eve geçer geçmez üstüne ağırlık basmıştı.”