ELİT NEDİR?

Elit Nedir?

Kelime Kökeni: Fransızca, İsimdir

Bir cemiyet de zengin ve itibarı olan küçük toplumsal grup.

Eş anlamlısı Seçkin

Cümle İçinde Kullanımı:’ Ben senin o elit insanların arasında olmanı istiyorum.’

MÜELLİF NEDİR?

Müellif Nedir?

Kelime Kökeni: Arapça, İsim, Eskimiştir

Bir kitabı yazan, bir yapıtı oluşturan ve yapıtın sahibi olan kişi.

Eş anlamlısı Yazar

Cümle İçinde Kullanımı:’ En çok istediğim şey o müellif ile bir araya gelmekti.’

TERAKÜM NEDİR?

Teraküm Nedir?

Kelime Kökeni: Arapça, İsim, Eskimiştir

Bir şeyin bir yerde toplanması, Çoğalmak.

Eş anlamlısı Yığılma, Birikme

Cümle İçinde Kullanımı:’ Ödevlerimi yapmadığım için artık teraküm olmuştu.’

BÜHTAN NEDİR?

Bühtan Nedir?

Kelime Kökeni: Arapça, İsim, Eskimiştir

Bir kişiye yapmadığı bir suçu yüklemek, Bir kişiyi suçlamak.

Eş anlamlısı İftira

Cümle İçinde Kullanımı:’ Kolyeyi o çalmıştı fakat bana bühtan ediyordu.’

 

 

HOR NEDİR?

Hor Nedir?

Kelime Kökeni: Farsça, Sıfattır

Naçiz, Kıymetsiz, Önemsiz, Ehemmiyetsiz, Kötü kullanmak.

Eş anlamlısı Aşağı, Değersiz

Cümle İçinde Kullanımı:’ Hiçbir şeyin kıymetini bilmiyordu, hep hor kullanıyordu.’

Ah’lar Ağacı – DİDEM MAMAK

Yaşamı ve şiirleri ile ilgili şu sözleri sarf eden yazar;

“Hayatımla ve bir kadın oluşumla ilgili çözemediğim bazı meselelerim var. Bütün bunlar yokmuş gibi davranıp kitabi şiirler yazamam. Şiirlerim ütüsüz ve buruşuk gezdirdiğim ruhumun diyeti bence. Bu yüzden hepsi benden parçalarla dolu. Bu yüzden biraz ‘kadınsı’, durup dururken bağıran şiirler” diyerek kendini tanımlıyor.

Dizelerinde ruhunda ve bedeninde yaşadığı sıkıntıları, zorluklarla başa çıkma çabasını anlatan şair; söylediklerini ve söylemediklerini Ah’lar Ağacı’nın altına gömdüğünü söyleyerek okurlarına içini döküyor.

Ah’lar Ağacı 

Bir ilaç içsem bari diye düşündüm,
Biraz kolonya sürünsem,
Ferahlasam, pencereyi açsam.
Şöyle bir şey yazdım sonra:
Yağmur, çamurlu bir elbise dikiyor şehre
Sıkılıyoruz hepimiz bu çamurlu giysinin içinde.
Berbattı,
Bir şiire böyle başlanmazdı.

İç ses diye söylendim,
Ardından Yıldırım Gürses…
Aptal aptal güldüm bir de buna.
Ayşecik vazoyu kırıyor
Ve ‘tamir et bakalım’ diyordu babasına.
Yapıştırsam da parçalarını hayatımın
Su sızdırıyordu çatlaklarından.
Karnabahar kızartmıyordu asla
Başrolde kadınlar.

Güçlü bir el silkeledi beni sonra
Sanırım Tanrı’nın eliydi.
Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan.
Binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi,
Çok şey görmüşüm gibi,
Ve çok şey geçmiş gibi başımdan,
Ah…dedim sonra
Ah!

İç ses, diye söylendim
Çocukken şöyle dua ederdim Tanrı’ya:
Tanrım bana hiç erimeyen,
Kırmızı bir bonbon şekeri yolla.
Eski tül perdelerden gelinlik biçerdik
Kardeşimle kendimize durmadan,
Olmayan çayları,
Olmayan fincanlardan içerdik.
Olmayan kapıları açardık,
Olmayan ziller çaldığında.
Siyah papyonlu olurdu mutlaka
Resim defterimizdeki damat.
Yedi günde yarattığımız dünya
Mutlu olurduk pastel koksa.

Ve şimdi şöyle dua ediyorum Tanrı’ya:
Olanlar oldu tanrım
Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!

Kaybolmak istemiştim bir zamanlar
Kapının arkasında yokum demiştim
Ve divanın altında da.
Bulamazsınız ki artık beni,
Hayatın ortasında.
Kaybolmak istemiştim bir zamanlar
Beni kimse bulamazdı
Tanrı’nın arkasına saklansam.
O Kocamandı, en kocamandı o.
Bir kız çocuğunun hayalleri kadar.

Bir zamanlar kendimi
Bulunmaz Hint kumaşı sanmıştım.
Kaç metredir benim yokluğum?
Benden daha çok var sanmıştım.
Benim yokluğumdan dünyaya
Bir elbise çıkar sanmıştım.
Dünyanın çıplaklığına bakmaya utanmadan
Sonunda ben de alıştım.
Ah…dedim sonra,
Ah!

Güzin Ablası kitaplar olan bir kızdım,
İçim sıkılmasa o kadar
Tek bir satır bile okumazdım.
Taş bebeğim ters çevrilince ağlardı
Bir derdi var derdim.
Derdimi demeyi ben taşbebeğimden öğrendim.
Ninni derdim, ninni bebeğim!
Cam gözlerini kapardı, naylon kirpiklerini.
Plastik gözkapaklarının ardında,
Bilirdim rüyaları yoktu bebeğimin,
Gözyaşları da.
Ağladıkça tükürüğümden sürerdim gözaltlarına.
Bu kadar kolay harcamazdım rüyalarımı,
Kırmızı çantamda bayram harçlıklarım olmasa.

İnsan çıtır ekmeği ısırdığında,
Kırıklar dolar kucağına,
İşte orası umudun tarlasıdır.
Ve orada başaklar ağırlaştığında,
Sayısız ah dökülür toprağa.

İç ses, diye söylendim
Ve ah dedim sonra,
Böyle ah demeyi beli bükük bir ahlat ağacından öğrendim.

Dallarına salıncak kurardı çocuklar,
Hızlı yaşanan bir hayatın şarkılarıydı salıncaklar.
Meyveleri tatsızdı
Eski bir lanetten dolayı
Herkes dişlerdi acı meyvelerini,
Ve herkes söverdi ona.
İsmini yazardı herkes onun bağrına,
Ah derdi o. Ah!

Bıçağın ucundaydı insanların hafızası
‘İnsan unutandır
ve insan unutulmaya mahkum olandır.’
Tanrı şöyle derdi o zaman:
Ah!

Ne çok dikeni vardı ahlat ağacının tanrım,
Ulaşılamazdı,
Sen sarılmak istesen ona,
O sana sarılmazdı.
Ne çok dikenin vardı Tanrım!
Ne çok isterdim,
Sana sarılamazdım.
Ve şöyle derdim o zaman:
Ah!

Ahlat ahların ağacıydı,
Yaşlanmaya başlayanların,
İtiraf edilememiş aşkların,
Evde kalmış kızların.
Ahlat ahların ağacıydı,
Cezayir nasıl cezaların ülkesiyse,
Öyleydi işte.

Ve etimoloji Eti’lerden kalma
Bir zaman birimiydi yanılmıyorsam.
Ve yanılmıyorsam yalnız insanların,
Kahvaltı edip ağladıkları pazar sabahları yokmuş o zaman.
Mesela o zamanlar
Mutsuz olduğunda insanlar,
Yok olurmuş bazı dakikalar.

Gülümsedim o sıra,
Bazen sevinirim,
Sevinmek nedense hep yedi yaşında
Ve ah… dedim sonra,
Ah!

Bazen ah diyorum durmadan,
Şimdi ben ahlatın başında,
Otuz iki yaşımda.
Ahlar ağacı gibi.
Rengarenk çaputlar bağladım yıllarca dallarıma,
Mavi, mor, kırmızı ve yeşil,
İstedim, hep istedim,
Sen iste derdim, iste yeter ki
Vereyim.
Her istediğimi verdim.Arttım, fazlalaştım,
Eksikli yaşamaktan.
Ahlar ağacıyım, gibisi fazla.
Başka bir şey istemem
Artık beyazlaşan üç-beş tel saçıma,
Hesabımı vermekten başka.

Vasiyetimdir:
Dalgınlığınıza gelmek istiyorum
Ve kaybolmak o dalgınlıkta.

At arabasıyla kağıt toplardı
Her sabah çingene kadınlar.
Üst üste yığılırdı buruşuk kirli kağıtlar
Şaşırırdım
Kadınların mı yoksa kağıtların mı memeleri kocaman?

Bir zamanlar öfkem beni zora koşardı.
Kızıl yelelerim yapışırdı terli alnıma
Ne eğere gelirsin ne de semere derledi bana,

Yeniden doğmuş olurdum oysa,
Öldüğümü sandıklarında,
Yalnızca kağıtlarda iyi koşan bir at olarak.

Vasiyetimdir:
En güçlülerinden seçilsin
Beni taşıyacak olanlar.
Ahtım olsun,
Yükleri ağırlaşsın diye iyice,
Tabutumun içinde tepineceğim.

Murphy Kanunları Nelerdir?

Murphy Kanunları Nelerdir?

Murhpy kanunu kimin bulduğu ve ne zaman ortaya çıktığına dair diğer  Murphy Kanunu Nedir? makalemizde yer vermiştik.

Bu yazımızda New York’ta Harvey Hutter tarafından kitap haline getirilen Murphy kanunlarından en olumsuz özdeyişleri  sizlerle paylaşacağız.

  • Her şey yolunda gidiyor gibi görünüyorsa, senin dünyadan haberin yok.
  • Geç kaldığınız süre ile trafik sıkışıklığı doğru orantılıdır.
  • Birkaç şeyin ters gitme olasılığı var ise, bunlardan en kötü sonuçlar doğuracak olanı ters gider.
  • Yanlış numara hiç bir zaman meşgul çalmaz.
  • Taki siz diğer şeride geçene kadar diğer şeritte trafik daha açıktır.
  • Hiç bir iyilik cezasız kalmaz.
  • Bir işi yapmanın en kolay yolu işi bitirdiğiniz de aklınıza gelir.
  • Bir şeyin gitmesi için dört yolu olduğunu düşünüp hepsine önlem alsanız da mutlaka beşinci yol vardır.
  • Çalışmayan eşyanız, tamir ettirmeye gittiğiniz anda çalışmaya başlar.
  • Bir şeylerin ters gitmesi bir doğa kanunudur. Bu sebeple her şey yolunda gidiyor gibi görünüyorsa dikkat edin, mutlaka ters giden bir şeyler vardır.
  • Herhangi beğendiğiniz bir şey devamında üretimden kaldırılır.
  • Dünyadaki en güzel şeyler; ya ahlak dışı, ya kanun dışı ya da şişmanlatıcıdır.
  • Arayıp bulamadığınız şey, en son bıraktığınız yerdedir.

Murphy Kanunu Nedir?

“Eğer bir işi halletmek için birden fazla olasılık varsa ve bu olasılıklardan biri istenmeyen sonuçlar veya felaket doğuracaksa; kesinlikle bu olasılık gerçekleşecektir.”

Çıkış noktası bu söz olan Murphy Kanununa isim veren ABD’li mühendis  ‘Edward Aloysius Murphy’ dır. Hata nedenlerinin, olumsuzlukların, başarısızlıkların ve tersliklerin oluşmasında kullanılan deyime Murphy Kanunu denilmektedir.

ABD ‘de askeri eğitim alan Murphy, havacılık eğitimi aldığı sırada II. Dünya savaşının başlamasıyla kendisini bir anda Pasifik Cephesinde çatışmada bulur.

Bir mühendis olan Edward Aloysius Murphy,  savaş esnasında deneylerine devam etmektedir.  Son olarak 1949 da üstünde çalıştığı  MX981 kod adlı çarpışma testini deneyimlemektedir.  Maliyeti oldukça yüksek olan deneylerin algıcıları denekler üzerine personel tarafından yanlış bağlanması nedeniyle bir türlü sonuca gidememektedir.

Bu durumu dikkatle gözlemleyen Murphy, isim babasını olduğu kanunu meşhur eden sözü bu sırada sarf etmiştir.

“Eğer bir işi halletmek için birden fazla olasılık varsa ve bu olasılıklardan biri istenmeyen sonuçlar veya felaket doğuracaksa; kesinlikle bu olasılık gerçekleşecektir.”  

Gündelik yaşantımızda hoşumuza gitmese de Murphy kanunu oldukça sık başımıza geliyor. Amerikan Hava üssünden yayılarak dünyaya yayılan bu kavram, düşünüldüğünde hepimizin başına sıklıkla gelen terslikleri açıklıyor.

Bir işi yaptığınız da ve sonucunu beklediğiniz anda, bu işin kötü sonuçlanması gibi bir ihtimal var ise bu mutlaka gerçekleşir.  Başımıza gelen talihsizliklerin mantığa dayanmasını açıklayan Murphy yasalarının üstesinden gelebilmek tabi ki mümkün.

Murphy kanunlarının üzerine gidildikçe problemlerle başa çıkma ve sorunların üstesinden gelme motivasyonu aşılayarak tersliklere göğüs gerecek cesarete sahip olacaksınız…