– Bir kişinin konuşmasından tam olmasa da yarım yamalak bilgi sahibi olmak.
– Bir bilgiyi başkasından dinleme yoluyla elde etmek.
Cümle içinde kullanımı: ” Karşısındaki ne söylerlerse söylesinler direk ağzından kapmayı beceriyor söylenenleri.”
– Bir kişinin konuşmasından tam olmasa da yarım yamalak bilgi sahibi olmak.
– Bir bilgiyi başkasından dinleme yoluyla elde etmek.
Cümle içinde kullanımı: ” Karşısındaki ne söylerlerse söylesinler direk ağzından kapmayı beceriyor söylenenleri.”
Kelime Kökeni: Sıfat
– Macaristan’ın Peşte kentine verilen eski adı
– Peşte kentine Osmanlılar tarafından verilen isim
Cümle içinde kullanımı: “Be-dûn elçileri tarafından sunulan hediyeler ve sandıklar öncelikle vezir tarafından incelenerek padişaha iletilirdi.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Mektup zarflarına ve zarftaki mühre kazılması adet olan bir söz
– Nazik yürüme tarzı
Cümle içinde kullanımı: “Eskilerden mektuplar üzerine yazılan nazik, meçhul be-dûh cümleler vardı şimdilerde kalmadı tabi. “
– Sözlü kavga, karşılıklı atışma, bağırışıma.
– Birbirine kaşı olan düşüncelerin birbirine karşı savunma.
– Ağız kavgası, münakaşa.
Cümle içinde kullanımı: ” Ağız dalaşına girmenize gerek yok çocuklar tamam ikinizde kendinizce haklısınız.”
– Birisi birisine anlatıp ötekinin de başkasına söylemesi.
– Sözlü bir şekilde.
– Herkes birbirine anlatarak.
Cümle içinde kullanımı: ” Aramızda kalacak diye söylediğim şey nasıl ağızdan ağıza yayıldıysa en son yine benim kulağıma geldi.”
Kelime Kökeni: Farsça-bed+Arapça-tıynet
– Huysuz
– Kötü huylu
– Kavgacı, şirret, geçimsiz, hırçın
– Asi
– Yaygaracı
Cümle içinde kullanımı: “Hatunların en korktuğum türü bed-tıynet olanı, durduk yere kavga çıkartanıdır.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Beter
– Daha kötü
– Çok kötü
– Çok fena
Cümle içinde kullanımı: “Bed-ter zamanlar bizi beklerken gördüğüm her çocuğun gözlerinde kurtuluşu bekliyorum.”
– İyi işitmemek.
– Kulakları duymamak.
Cümle içinde kullanımı: ” Dedemin yaşı o kadar ilerlemişti ki artık bizi çok ağır işitir olmuştu.”
– Hareketi yavaş.
– Varlığı ortamı sıkan, sevimsiz, antipatik, itici kimse.
– Ağır canlı.
Cümle içinde kullanımı: ” Onu gördükçe bu ağır kanlılığına şahit oldukça benim ruhum sıkılıyordu.”
– Fazla değere binmek.
– Değeri yüksek olan, kıymetli.
Cümle içinde kullanımı: ” O kadar değer çok vermişti ona ağırlığınca altına değerdi onun gözünde.”