Kelime Kökeni: Arapça
– Pelit ağacı
– Meşe
– Kayıngillerden bir ağaç türü
Cümle içinde kullanımı: “Bellût ağacının odunu sert ve sağlam olduğundan marangozlukta çokça kullanılır.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Pelit ağacı
– Meşe
– Kayıngillerden bir ağaç türü
Cümle içinde kullanımı: “Bellût ağacının odunu sert ve sağlam olduğundan marangozlukta çokça kullanılır.”
Kelime Kökeni: Zarf
– Aşikar
– Açık
– Malum
– Meşhur
– Bilinen
– Etken
– Kuşkusuz
Cümle içinde kullanımı: “Belli olmaz giden gelir ama kalan eskisi gibi mi olur bilinmez.”
– Zannetmek
– Sanmak
– Akılda tutmak
– Öğrenmek
– Zihne koymak
– Bel ile toprağı kazmak
– Ezberlemek
– Farz etmek
– Unutmamak
Cümle içinde kullanımı: “Ayrılık makamını öyle bir belledim ki ömrümün geriye kalan sayılı gününde kolay kolay unutmam.”
Kelime Kökeni: Ad
– Bellemek durumu
– Atın belini örtmek amacıyla eğere koyulan fanila, bez
– Belleme işi
– Kısa ceket
– Toprağa yapılan işlem
– Yuna
Cümle içinde kullanımı: “Erkekler bir elden toprağı bellerken kadınlarda fidanları dikmeye başlasın.”
Kelime Kökeni: Edat
– Belki
– Olabilir
– Bir ihtimal
Cümle içinde kullanımı: “Belkim bir hoca gelirde bize bu derdin bir hal çaresini buluverir.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Umulur
– Olabilir
– İhtimal
– Muhakkak
– Olasılık
– Ola ki
Cümle içinde kullanımı: “Belki bir gün yalanlarımızı kuşanmadan gerçeklerin nezaretinde hayatımızı konuşabiliriz.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Saba melikesi
– Berat olmuş
– Kurtulmuş
– Tarih öncesi Saba krallığının hükümdarı
Cümle içinde kullanımı: “Kitabı mukaddeste adı geçmeyen Belkîs, Saba krallığının kadın hükümdarıdır.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Çöl
– Sahra
– Geniş
– Düz yer
– Harap yer
– Badiye
– Kumluk
Cümle içinde kullanımı: “Kızgın güneş altında belka da yanmaya benziyordu bu acının anlatımı.”
Kelime Kökeni: Arapça-belâyâ,beliyyât
– Bela
– Felaket
– Musibet
– Müşkilat
– Keder
– Sıkıntı veren şey
– Uğursuz
– İçinden çıkılması güç durum
Cümle içinde kullanımı: “Sen ki benim en umarsız beliyyem, kederimin baş tacı ve onulmaz acısısın.”
Kelime Kökeni: Sıfat
– Meşkuk
– Belli olmayan
– Fark olunmayan
– Belgisiz
– Gayrimuayyen
– Meçhul
– Bilinmedik, bilinmeyen
– Tanımlaması olmayan
Cümle içinde kullanımı: “Belirsiz duygularımın arasında en öne çıkan güven kırıklarım ve kanayan gururumdu.”