Kelime Kökeni: Farsça-sıfat
– Çare arayıcı
– Derman toplayan
Cümle içinde kullanımı: “Çâre-hâh olmasaydık bunca sıkıntıyı atlatamaz altında kalırdık.”
Kelime Kökeni: Farsça-sıfat
– Çare arayıcı
– Derman toplayan
Cümle içinde kullanımı: “Çâre-hâh olmasaydık bunca sıkıntıyı atlatamaz altında kalırdık.”
Kelime Kökeni: Farsça-zarf
– Çare arayana uygun görülecek tarzda
– Derman arayan kişiye uygun görülen biçimde
Cümle içinde kullanımı: “Bu suçu ona işleten çâre-cûyâne durumudur, keyfi değildir.”
Kelime Kökeni: Farsça-sıfat
– Derdine çare arayan
– Derman arayan
Cümle içinde kullanımı: “Rabbim çâre-cû ellerini açan kimseyi yarı yolda bırakmaz.”
Kelime Kökeni: Farsça-sıfat
– Bıyıkları yeni çıkmış genç
– Kaşları ve bıyıkları kalın ve siyah olan kimse
– Dört kaş
– Bıyığı terleyen delikanlı
Cümle içinde kullanımı: “O genci çâr-ebrû olduğu dönemden beridir tanırım etliye sütlüye karışmaz.”
Kelime Kökeni: Farsça-ad
– Deva
– İlaç
– Destek
– Yardım
– Hile
– Oyun
– Tedbir
– Tarz
– Yol
– Çözüm yolu
– Çıkar yol
Cümle içinde kullanımı: “Yıldızlar şahit olsun ki bu derdin devası da çâresi de sende saklıdır.”
Kelime Kökeni: Farsça-ad
– Dünyanın dört bir yanı
Cümle içinde kullanımı: “İçstersen âr-divâr dolaş, gez aradığını ancak kalbinin derinliklerinde bulursun.”
Kelime Kökeni: Farsça-sıfat
– On dördüncü
Cümle içinde kullanımı: “Çâr-dehum da geleceğini söylemiş sonra sırra kadem basmıştı.””
Kelime Kökeni: Farsça-ad
– Dolunay
– On dört
– Kumar oyunu
– Bedir
Cümle içinde kullanımı: “Ay Çâr-dehi gösterdiğinde huzursuzluk basar buraları.”
Kelime Kökeni: Farsça-ad
– Dört vuruş
– Melâmilikte saçı sakalı ustura ile tıraş geleneği
– Saçı, sakalı, kaşı ve bıyığı kesme
Cümle içinde kullanımı: “Sünni tarikatlerinden biri olan Melâmilikte gösterişten uzak durmak maksadıyla erkekler Çâr-darb eder.”
Kelime Kökeni: Ad
– İstanbul’a dışarıdan getirilen sebze ve meyvelerin verisini toplayan görevli
Cümle içinde kullanımı: “Geçen sene İstanbul’a Çardak Emîni olarak atandığını duyduk son yılını bu görevi ifa ederken harcamış.”