Kelime Kökeni: Sıfat
– Fıtıklı
– Kasığı yarık
– Sıvı maddeleri taşımaya yarayan kap
Cümle içinde kullanımı: “Debe hastası olduğundan rahatça oturup kalkamıyor.”
Kelime Kökeni: Sıfat
– Fıtıklı
– Kasığı yarık
– Sıvı maddeleri taşımaya yarayan kap
Cümle içinde kullanımı: “Debe hastası olduğundan rahatça oturup kalkamıyor.”
Kelime Kökeni: Sıfat
– Gösterişli
– Tantanalı
– Haşmetli
– Görkemli
– Muhteşem
Cümle içinde kullanımı: “Şayet debdebeli bir ölüm hayalinde olsaydım dudaklarından bir buse daha alırdım.”
Kelime Kökeni: Arapça-ad
– Topuz
– Ucu top biçiminde eski bir silah
– Elle tutulabilen çıkıntı
Cümle içinde kullanımı: “Debbûs Osmanlı devletinde kullanılan eski bir savaş aletidir.”
Kelime Kökeni: Ad
– Dibi yuvarlak bakır kap
– Bakraç
– Güğüm
– Bakırdan su kabı
– Yandan kulplu su kabı
Cümle içinde kullanımı: “Ninemden kalan debbeyi hala kullanıyoruz, eskiden sobaların üstünde su ısıtırlarmış.”
Kelime Kökeni: Arapça-ad
– Deri fabrikası
– Deri işlenen yer
– Tabakhane
– Sepi yeri
Cümle içinde kullanımı: “Debbâğ-hâne de çalıştığını üstüne başına sinen kokudan anlarsın.”
Kelime Kökeni: Arapça-ad
– Derileri sepileyip meşin, sahtiyan ve benzeri malzeme yapan sanatkar
– Sepici
– Kösele yapan kimse
Cümle içinde kullanımı: “Debbâğ dükkanına kısa bir ziyarette bulunmak lüzumunu görüyorum.”
Kelime Kökeni: Arapça-ad
– Kale duvarlarını oymakta kullanılan bir tür savaş aleti
– Tank
– Motorlu savaş taşıtı
– Zırhlı ve silahlı savaş aleti
Cümle içinde kullanımı: “Eski dönemlere ait Debbâbe halka açık olarak sergilenecek.”
Kelime Kökeni: Arapça-çoğul ad
– Çiçekli ipek kumaşlar
– Dallı çiçekli basmalar
Cümle içinde kullanımı: “Yurt dışından gelen debâbîc elbiseler bizim kızlara çok yakışacak.”
Kelime Kökeni: Arapça-ad
– Adet
– Gelenek
– Tarz
– Usul
– Sosyeteye takdim edilen kız
– Görenek
Cümle içinde kullanımı: “Bizim kültürümüze ait olan de’b atalarımızın yadigarıdır.”
Kelime Kökeni: Ad
– Tanzimat’ın getirdiği yeni kurumlardan olan adalet bakanlığı
– Osmanlı döneminde protokol işlerini yürüten makam
Cümle içinde kullanımı: “De’âvî Nezâretinde görev alan bir paşamız vardı, kendisi yaşça büyüğümüzdü.”