Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Devletin yönetiminde olan topraklar
– Hükümetin tasarrufunda olan topraklar, araziler
– Devlet arazisi
Cümle içinde kullanımı: ” Arâzî-i mîriyye olan bölgelerde kaçak gece kondular türediği için yıkacaklar.”
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Devletin yönetiminde olan topraklar
– Hükümetin tasarrufunda olan topraklar, araziler
– Devlet arazisi
Cümle içinde kullanımı: ” Arâzî-i mîriyye olan bölgelerde kaçak gece kondular türediği için yıkacaklar.”
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Vakıf toprağı, vakıf arazisi
– Hayır işleri için vakfedilmiş yerler
Cümle içinde kullanımı: ” Bu geniş arazi devlet tarafından arâzî-i mevkûfe edilmiş, annesi babası olmayan çocuklar için büyük bir kurum inşa edilecek.”
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Halkın kullanımına bırakılmış devlet malı
– Terk edilmiş araziler, topraklar
Cümle içinde kullanımı:” Osmanlı devletinde arâzî-i metrûke olan topraklar genelde gayrimüslimlere hibe edilirdi.”
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Mülkiyet yolu ile elde edilen tarıma elverişli topraklar
– Mülk arazileri, sahipli arazi
Cümle içinde kullanımı: ” Arâzî-i Memlûke arazileri İslam Hukukunda da yer almaktadır.”
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Beytülmâle ait olup hükümet tarafından çiftçilere dağıtılan yerler
– Devlet hazinesine ait olup şahıslara verilen tarla ve yerler
Cümle içinde kullanımı: ” Arâzî-i emîriyye olarak verilen tarlalar geri alınamaz, hibe olarak kayıtlara geçer. “
Kelime Kökeni: Arapça-tamlama
– Kendisinden herhangi bir suretle intifa olunan yerler
– Arazi-i mevat, arazi-i gamire
Cümle içinde kullanımı: “Arâzî-i âmire hakkında verilen emsal kararları incelemek işimize yarayabilir.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Tarla, toprak, yerey
– Tarıma elverişli yer
Cümle içinde kullanımı: “Tüm arâzi devlet eline geçince sende ortada perişan kalacaksın.”
Kelime Kökeni: Arapça
– Felakat, kaza, bela, müsibet, yıkım, büyük zarar
– Geçici ve iğreti olan, sonradan ortaya çıkan durum
– İşaret, nişan, iz, tuğra
Cümle içinde kullanımı: “Kaza sonrası yüzünde kötü bir araz kalmış eskiden ne kadar güzel bir çocuktu hatırlar mısın?”
Kelime Kökeni: Arapça
– İşaretler, nişanlar, alametler, belalar
– Felaketler, kazalar, müsibetler
– Irzlar, namuslar, iffetler
Cümle içinde kullanımı: “Allah bizi dostlardan, akrabalardan gelen â’râzlardan korusun.”
Kelime Kökeni: Farsça
– Bezeniş, süs, zinet, tezyin, bezek
Cümle içinde kullanımı: “Atalarımızdan aile büyüklerimize miras kalan ârâyişlerin şu anki değerleri ölçmek bile imkansız.”