Kelime Kökeni: Ad
– Uzantı
– Dal
– Kol
– İnce ve küçük ağaç dalı
– Tahtada oluşan göz
– Uzamış bölüm
Cümle içinde kullanımı: “Dalını budağını kırdığın ağaca yaslanabilir ondan güç alabilirim mi sandın?”
Kelime Kökeni: Ad
– Uzantı
– Dal
– Kol
– İnce ve küçük ağaç dalı
– Tahtada oluşan göz
– Uzamış bölüm
Cümle içinde kullanımı: “Dalını budağını kırdığın ağaca yaslanabilir ondan güç alabilirim mi sandın?”
Deyim
– Varlık ve yokluk
Cümle içinde kullanımı: “Bûd u nabûd bil ki ellerin doluyken paylaşmasını boşken saklamasını bil.”
Kelime Kökeni: Farsça-ad
– Varlık
– Mevcudiyet
– Yokluk karşıtı
Cümle içinde kullanımı: “Bûd yaratıldığı andan itibaren ne sahibini tanıdı ne de yaratıldığına şükür eyledi!”
Kelime Kökeni: Ad
– Yarımlık
– Yarım olan
– Yarısı alınan
– Sakatlık
– Sağlıksız durum
Cümle içinde kullanımı: “İnsan sağlığında anlamıyor buçukluk, marazlık ortaya çıkınca beli bükülüyor.”
Kelime Kökeni: Ad
– Yarım
– Nısf
– Nîm
– Kesilmiş parça
– Parçaya ayrılmış
– Yarı
Cümle içinde kullanımı: “Yalnızlığın soğuk makamı az buçuk iliklerime işlediğinde bende dünyanın ne hain, ne acımasız olduğunu öğreniverdim.”
Kelime Kökeni: Ad
– Domuz kesimi
Cümle içinde kullanımı: “Köylerde bucuk kırımı yapan kişilere iyi gözle bakmadıkları gibi evlerine girip yemek yemezler.”
Kelime Kökeni: Bulgarca-ad
– Hz. İsa’nın doğum yortusu
– Milat yortusu
– Kutsal Doğuş
– Hristiyan bayramı
Cümle içinde kullanımı: “İsa’nın doğum yortusu olarak kutlanan Bucak, Hristiyan aleminin ve Ortodoksların en önemli bayramıdır.”
Kelime Kökeni: Sıfat
– Köşede oturan
– Bucağı olan
– Baserabya halkından olan
Cümle içinde kullanımı: “Bucaklu masanın ilersinde köyün muhtarı oturur git bir ona da danış isterden
Kelime Kökeni: Ad
– Köşe
– Zaviye
– Baserabya bölgesi
– Kenar
– Nahiye
– Açı
– Yaka
– Bölüm
– Ücra yer
Cümle içinde kullanımı: “Köşe bucak aradığın huzur her zaman yanındadır lakin kibir onu sana yâr etmez.”
Kelime Kökeni: Arapça-Farsça
– Koku
– Rayiha
– Aroma
– Esans
– Peder
– Baba
– Ata
Cümle içinde kullanımı: “Meyler seni söylerken bû burnumda zehrolur, zalim bilmez âşkın nar-ı beyzasını!”