Kelime Kökeni: Arapça-ceyb
– Yaka
– Yaka açıklığı
– Elbisenin iç ve dış yüzüne eşya koymak amacıyla yapılan kese
– Kese
– Kesbetmek
Cümle içinde kullanımı: “Ceketin ceblerini karıştırıp içinden çıkardığı bozuklukları çocuklara verdi.”
Kelime Kökeni: Arapça-ceyb
– Yaka
– Yaka açıklığı
– Elbisenin iç ve dış yüzüne eşya koymak amacıyla yapılan kese
– Kese
– Kesbetmek
Cümle içinde kullanımı: “Ceketin ceblerini karıştırıp içinden çıkardığı bozuklukları çocuklara verdi.”
Kelime Kökeni: Arapça-cü’sûs
– Yoksul kimseler
– Zavallı kimseler
– Fukara kişiler
Cümle içinde kullanımı: “Ce’âsîs ve hastalar için yapılacak olan aş evi için bağış topluyorlar.”
Kelime Kökeni: Arapça-ca’ber çoğul biçimi
– Kısa ve tıknaz kimseler
– Kısa boylu kişiler
– Tıkız
– Kısa ve kalın vücut yapısına sahip kişiler
Cümle içinde kullanımı: “Ailecek bakarsak olursak atadan ce’âbir bir görünüme sahipler.”
Cümle içinde kullanımı: Arapça-cezm
– Kestirip atan
– Karar veren
– Kesin kararlar veren kimse
– Hükmetmeyi seven
– Kesin yargıya varan kimse
Cümle içinde kullanımı: “Mahalle eşraflarından Ferdi beyin işle ilgili her konuda câzim biri olduğu bilinir.”
Kelime Kökeni: Arapça-câzibe+Farsça-dâr
– Alımlı
– Çekici
– Cazibeli
– Albenili
– Cazip
Cümle içinde kullanımı: “Câzibe-dâr fiziğiyle mahalleden bir yürüdü tüm başlar ona çevrilirdi.”
Kelime Kökeni: Arapça-terim
– Nevton kanunu
– Ağınım
– Karşılıklı çekim kuvveti
Cümle içinde kullanımı: “Câzibe-i umûmiyye konulu konuşmasının ardından talebelerin sorularını dinleyecekti.”
Kelime Kökeni: Arapça-câzib müennes dişil biçimi
– Hoş görünüşlü
– Çekici
– Câzib
– Dikkati çeken
– Alımlı
– Albeni
– Çekici olma durumu
Cümle içinde kullanımı: “Dillere destan câzibesiyle herkesi kendine hayran bıraktı.”
Kelime Kökeni: Arapça-cezb
– Alımlılık
– Çekicilik
– Yer çekimi
– Çekici
– Cazibeli
– Gösterişli
Cümle içinde kullanımı: “Câzib görüntüsüyle birlikte yemeklerden çıkan mis koku karnımızın guruldamasına neden oldu.”
Kelim Kökeni: Ad
– Pehlivanlar arasına meydan şeyhine verilen ad
– Yağlı güreşin kurallarına göre yapılıp yapılmadığını kontrol eden kimse
– Dedikoducu
– Kavgacı
– Sözünde durmayan
– Pehlivanları halka tanıtan kimse
Cümle içinde kullanımı: ” Seni bilmem ama ben artık bu cazgır kadına tahammül edemeyeceğim.”
Kelime Kökeni: Farsça-sıfat
– Yere oturan
– Başkasının yerine oturan
– Birinin yerine geçen
– Yer tutan
Cümle içinde kullanımı: “Cây-nişîn olarak vekillik ettiği görevi bu sabah itibariyle terk etti.”