Kelime Kökeni: Arapça-çoğul ad
– Deriler
– Ciltler
– Hayvan derileri
– İnsan derisi
Cümle içinde kullanımı: “Dertler kederler insan cülûdun da zuhur ettiğinde kaşıntı ve yaralar ortaya çıkar.”
Kelime Kökeni: Arapça-çoğul ad
– Deriler
– Ciltler
– Hayvan derileri
– İnsan derisi
Cümle içinde kullanımı: “Dertler kederler insan cülûdun da zuhur ettiğinde kaşıntı ve yaralar ortaya çıkar.”
Kelime Kökeni: Arapça-câlis çoğul biçimi
– Oturanlar
– Cülûs edenler
– Cülûs yapanlar
Cümle içinde kullanımı: “Eski devirden bu yana cüllâs eden padişahlar eminim ki görmüştür dünyanın kimseye kalmadığını.”
Kelime Kökeni: Arapça-ad
– Çulhacı
– Çul dokuyan
– İki çatal
– Çatal
– Çok sel
– Dirgen
Cümle içinde kullanımı: “Cüllâh olarak çalıştığı dönemden kalma bir hastalık bu romatizma.”
Kelime Kökeni: Farsça-ad
– Gülsuyu
– Gül şerbeti
– Gülden yapılan kokulu su
Cümle içinde kullanımı: “Cüllâb dolu bardağı bir dikişte bitirip yenisini istedi.”
Kelime Kökeni: Arapça-celîs çoğul biçimi
– Birlikte oturanlar
– Beraber oturanlar
– Aynı yerde yaşayanlar
Cümle içinde kullanımı: “Kalabalık bir aile olduklarından mütevellit cülesâ yaşıyorlar.”
Kelime Kökeni: Arapça-çoğul biçimi celâcil
– Küçük çan
– Ufak çan
– Küçük kampana
Cümle içinde kullanımı: “Yemek vaktini haber eden cülcül ötmeye başladığında ufak bir kargaşa çıktı.”
Kelime Kökeni: Arapça-ad
– Onulan yaranın derisi
– İyileşen yaranın pulları
– Yaranın iyileşirken üstünde oluşan kabuğu ,
Cümle içinde kullanımı: “Benim onulmaz yaramın cülbesi, sen var git yoluna benden hayır gelmez sana.”
Kelime Kökeni: Farsça-ad
– Hizmetçi
– Hizmetli
– Kocaman ve kuvvetli
– İriyarı
– İri yapılı
Cümle içinde kullanımı: “Cülâzî, girdiği yeri kaplayan bir cüsseye sahip olduğunu söylemişti.”
Kelime Kökeni: Farsça-ad
– Örümcek
– Küçük dokumacı
– Ankebut
– Ağ ören eklem bacaklı bir hayvan
Cümle içinde kullanımı: “Ormanın içlerine doğru bolca cülâhek görmek mümkün.”
Kelime Kökeni: Arapça-ad
– İshal eden şerbet
– Gülsuyu
– Kokulu su
Cümle içinde kullanımı: “Etraftan duyulan cülâb kokusunu almıyor musun yoksa?”