– Böbürlenmek.
– Büyüklenmek.
– Kibirlenmek.
– Çok fazla öfkelenmek.
– Aşırı sinirli davranışlarda bulunmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Az sakinleş artık burnunun yeli harman savuracak bak şimdi.”
– Böbürlenmek.
– Büyüklenmek.
– Kibirlenmek.
– Çok fazla öfkelenmek.
– Aşırı sinirli davranışlarda bulunmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Az sakinleş artık burnunun yeli harman savuracak bak şimdi.”
– Dikkatsizlik, sarhoşluk gibi belli nedenlerle çok yakınında olan şeyi, ayak bastığı yeri fark etmemek, görememek.
– Ayık kafa olmamak.
– Bilgisizliği, deneyimsizliğinden kaynaklı, az sonra meydana geleceği açık olan durumu fark etmemek, görememek.
– Dalgın olmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Burnunun ucunu göremeyecek kadar içmişti yine bizimki, nasıl evin yolunu bulacak Allah kerim.”
– Canın acısı, burun direğini sızlatacak kadar aşırı ağır olmak.
– Yakınlarında olan birinin başına gelen bir durumuna çok üzülüp acımak.
Cümle içinde kullanımı: ” Soğuktan resmen burnumun direği sızlamıştı, havalar keşke hemencecik ısınsa.”
– Hiç kimseyi dinlemeden kendi bildiğini okumak, yapmak.
– Ona karşı verilmiş olan öğütlere kulak asmadan, kendine uygun gördüğü şekilde davranmak, davranışlar sergilemek.
– Dikine gitmek.
Cümle içinde kullanımı: ” Burnunun dikine gitmiştin ya hani al şimdi çek o gidişlerin acısını.”
– Çok yakın olmak.
– Yanı başında.
– Gözünün önünde.
Cümle içinde kullanımı: ” Anne kedi yavrularını burnunun dibinden ayırmıyordu .”
– Efelenen birini sert bir şekilde hırpalayıp artık efelenemeyecek duruma sokmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Bana senin burnunu kırmamam için tek bir sebep söyle bırakacağım seni.”
– Burun akıntısını önlemek adına nefesiyle birlikte akıntıyı durdurmaya çalışmak.
– Umut ettiği şeyi elde edemediği için ağlamaklı, üzgün olmak.
Cümle içinde kullanımı: ” O kadar hasta olmuştu ki hep bir burnunu çeke çeke tüm sınıfın dikkatini kendine çekmişti.”
– Çok özlem duymak, hissetmek.
– Bir kimseyi arar olmak, yanında olsun istemek.
– Çok ister durumda olmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Askere gönderdiği oğlu burnunda tütüyordu, başına bir şey gelecek diye içi içini yiyordu.”
– Kaçış yolu bulamayacağı, hareket dahi edemeyeceği, kıpırdayamayacağı duruma sokmak, getirmek.
– Gagasından yakalamak.
Cümle içinde kullanımı: ” Çocuğun bir anda burnundan yakalamıştı, çocuk acısından ağlamaya başlamıştı bir anda.”
– Çok fazla sinire kapılıp , öfkelenmek.
– Başındaki işin yoğunluğundan gözünün hiçbir şey görmemek.
Cümle içinde kullanımı: ” Yere öyle düşmüştü ki bir anda ayağa kalkınca burnundan soluduğu herkes tarafından yüzünden okunuyordu.”