– Bakmadan, görmeden bulunduğu yeri tahmin edip elle arayarak, yoklayarak.
Cümle içinde kullanımı: ” El yordamıyla yaptığım bu iş umarım sıkıntı çıkarmaz.”
– Bakmadan, görmeden bulunduğu yeri tahmin edip elle arayarak, yoklayarak.
Cümle içinde kullanımı: ” El yordamıyla yaptığım bu iş umarım sıkıntı çıkarmaz.”
– İçinde olduğu bir işten ilgisini alakasını kesmek.
– El çekmek.
Cümle içinde kullanımı: ” Masadan kalkıp elini yıkamasıyla bu işin sonlandığı anlaşılmıştı.”
– Basma olmayıp yazma olan kitap benzeri şeyler.
Cümle içinde kullanımı: ” El yazması kitaplarla dolu bir eve sahiptin resmen.”
– Bir kimsenin kendi eliyle not ettiği, yazdığı.
Cümle içinde kullanımı: ” El yazısıyla yazdığı ufak tefek kağıtları etrafa yaymış, ufak tefek sürprizler hazırlamıştı.”
– Eli işe alışmış, iyice o işi kavramış, bilmiş olma durumu.
– Eli yatkın.
Cümle içinde kullanımı: ” El yatkınlığın var çok belli, bunu kullanmamız gerek.”
– Kendi yaşadığı ülkede, ülkeye delen yabancılardan daha aşağı olarak görünmek.
– Yabancılar bizden üstün görülüyor, tutuluyor.
Cümle içinde kullanımı: ” El yahşi biz yaman, el buğday biz samandık bu ülkede resmen.”
– Uğraştığı, uğraş olduğu bir işi kesin olarak bırakmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Patronuyla yaptığı son toplantının ardından elini vurup eteğini silkerek odadan ayrıldı.”
– Yapmaya başlamamayı seçmek.
– Dokunur olmamak.
– El sürmemek.
Cümle içinde kullanımı: ” El vurmamaya yemin etmiş gibi yerinden kalkmıyordu.”
– Bir kimseye çok sevgi, veya saygı gösterir olmak.
– Ellerde gezmek.
Cümle içinde kullanımı: ” El üstünde tutulmuşsun çok belli oluyor.”
– Dokunmak.
– Almaya kalkışmak, çalışmak.
– Yardım etmek.
Cümle içinde kullanımı: ” El uzatırcasına gelmişti yanıma ama beni kandırmıştı.”