– Büyük bir üzüntüden ötürü insanlardan uzaklaşıp, kaçıp ıssız, kırsal yerlerde tek kalmak, dolaşır olmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Kafasını o kadar gereksiz şeylerle doldurmuştu ki dağlara düşmüştü, bulmuştu kendini oralarda.”
– Büyük bir üzüntüden ötürü insanlardan uzaklaşıp, kaçıp ıssız, kırsal yerlerde tek kalmak, dolaşır olmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Kafasını o kadar gereksiz şeylerle doldurmuştu ki dağlara düşmüştü, bulmuştu kendini oralarda.”
– Yankı uyandıracak, önemli görülen bir konu, hiçte düşünüldüğü kadar büyük sonuçlar vermedi.
Cümle içinde kullanımı: ” Sen o kadar yükselt beklentiyi karşımıza gelen dağ fare doğursun.”
– Dağın tabanının başladığı yer, yamacın el alt kısmı.
Cümle içinde kullanımı: ” Dağın eteğinde toplaşmayı kararlaştırmıştık.”
– Bir olayda hakkı, emeği olmayan ya da bir yere diğerlerinden sonra dahil olan birisi, ileriden beri o işle uğraşmakta olan ve eskiden beri orada bulunan kişinin işini, yerini yerini almaya çalışmak.
Cümle içinde kullanımı: ” Sen kimsin ya dağdan gelip bağdakini kovmaya çalışıyorsun?”
– Yol yordam bilmeyen kimse.
– Görgüsüz.
– Kaba saba olan kişi.
– Dağda büyümüş.
– Dağ ayısı.
Cümle içinde kullanımı: ” Dağda büyümüş çocuğu eğitmek baya zor olacak gibiydi.”
– El âlemin yaptığı kötü işlere bir bağlantımız olmamasına rağmen bize de bir etkisi oluyor.
– Bilgisinin veya ilgisinin olmadığı halde başkasının yaptığı kötülüklerden sen sorumlu görülüp, zarar görme.
Cümle içinde kullanımı: ” Bize vurur zaten her şey dağda ayı dolaşır, boku bize bulaşır.”
– Yerleşim yerinden dışı.
– Kentin dışı.
– Dağ doruğu.
– Zorbalığın olduğu yer.
– Yasaların geçersiz olduğu, kanunsuzların bulunduğu, herkesin kafasına göre yaşadığı mekan.
Cümle içinde kullanımı: ” Dağ başında kaybolmuştum, ne duyan bir insan ne de yardım edecek kimsem yoktu bir başıma kalmıştım.”
– Yol yordam bilmeyen kimse.
– Görgüsüz.
– Kaba saba olan kişi.
– Dağda büyümüş.
Cümle içinde kullanımı: ” Sen tam bir dağ ayısısın ya kadınlarla konuşmayı bile öğrenememişsin daha.”
– Dilendirecek, söyleyecek sözü ya da harcanacak varlığı, variyeti kalmamak.
– Her şeyini kaybetmek.
– Tükenmek.
Cümle içinde kullanımı: ” O kadar kafamın içinden geçmiştin ki artık dağarcıkta bir şey kalmamıştı.”
– Bir bilgiyi, bir gün lazım olur diye, eskiden sahip olduğu bilgilerine eklemek.
– Ağır bir sözü, bir durumu, bir hareketi, eylemi, ses çıkarmayarak kabullenmek.
Cümle içinde kullanımı: ” Bugün içinde öğrendiğim her şeyi bilgi dağarcığıma atmıştım unutmam artık bunları.”